Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile

NİSAN YAĞMURLARI…

 YAZARI TAKİP ET X
Yıldız Dilek Ertürk’ün YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

 
 

73 PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Nisan ayı, yağmur ayı...

Su kaynaklarının gökyüzü ile buluşup, su buharı bulutlarının soğuyarak yeryüzüne dönme zamanı.

İlkbaharın getirdiği canlanma ile, ağaçların tomurcukları, çiçeklerin polenleri, rüzgarında yarıdımıyla, nisan yağmurlarına karışarak yeryüzüne geri dönmekte.

Bereket, bolluk, sıhhat hep nisan yağmurlarını çağrıştırmakta.

Geleneksel olarak, nisan yağmuru biriktirilerek, hastalara şifa vermesi, yemeklere bereket katması için kullanılırmış. Hatta nisan bereketi incilerin oluşumuna bile bağlanmış. Divan şiirinde, incinin oluşumu nisan yağmurlarının yağma zamanına, gözyaşı tanelerinin yağmurla değişimine bırakmış kendini.

Rivayete göre, istiridye kabuklarını açınca, yağmur taneleri içeri alınır ve incinin ortaya çıkmasına sebep olurmuş.

İstiridye, kendi çevresine bağımlı yaşamını düşünüp, balıklara benzemediğine çok üzülürmüş. Böyle durumlarda hüzünlü gözyaşları kabuğunun içine yayılırmış. Deniz suyuna karışan gözyaşları kabuğun içinde ince bir sedef katmanı oluştururmuş.

İstiridye, ağzını açınca, beyaz sedef katman suyun içinde parıldayarak, balıkların dikkatini çekermiş. Balıklar ışıl ışıl parıldayan sedefe doğru yüzermiş. İstiridye, gözyaşlarından oluşan sedefin, balıkların ilgisini çektiğini bilemez, onların kendi iç güzelliğine tutkun olduklarını anlayamazmış. Onun istediği; balıklar gibi gezip çevresini ve evreni öğrenmekmiş…

Kayalara yapışık yaşam, onun hoşuna gitmiyormuş. Bazı geceler, karanlık sularda, kimselere belli etmeden sessizce ağlarmış…

    

Ağlamak istemeyen bazı istiridyeler, denizden kuma ulaşır, yağmur için karnını açar, incilerini yağmur suyunun lezzeti ile yaparmış nisan ayında. Böylece karınlık sulardan çıkıp dünyayı keşfetmiş olurmuş, her baharda.

Yağmur kuma düşünce, bir parça kum tanesi de yağmur damlasıyla karnına girermiş istiridyelerin. Bir salgı salgılarmış içinde ve kum tanesini hazmetmeye çalışırken, etrafını sararmış bir katman ile. Her salgıda yeni bir katman oluşur, böylece gittikçe büyüyen bir inci olurmuş istiridyenin karnında.

Yıllarca, hatta on yıllarca uğraşarak ufacık bir kum tanesini kendi bedeninin salgıları ile kaplayarak muhteşem bir güzelliğe dönüştürürmüş böylece… Minicik bir nisan yağmuru damlası, inciye dönüşürken istiridyenin ağzında. Başka bir rivayet ise, nisanda yağan aynı yağmur damlalarının, eğer yılanın ağzına düşerse, zehir olacağını söyler.

Yılan, yaşamsal kudreti, yaşamsal değişimi, ölümsüzlüğü, bilgiyi, gücü sembolize eder. Hayattır ve ölümdür. Işıktır ve karanlıktır. İyilik ve kötülüktür. Zehri ise aynı zamanda şifadır.

Aynı yağmur damlası hem zehir hem de inciye dönüşebiliyor demek ki nisanda…

Nisanın büyüsüne inanmak gerek o zaman.

Yenileyici, şifa verici, parıltılı ve olağanüstü coşkusuna. Yokun tekrardan vara dönüşmesine, inanmak gerek nisanda…

Nisan yağmurlarını yaşayalım bugünler de. Aylardan nisan, mevsimlerden baharda…

Yaz kurutmadan toprakları, yeşerelim biz de yağmur taneleriyle.

Her birimizin içinde, sabrın ve aşkın temsilcisi bir inci, hastalıklarımıza derman bir şifanın var olduğu inancı ile…

Yayın tarihi: 04.04.2017
73 PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu yazar yazısına henüz yorum yapılmadı.