Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile
 

DOĞA’NIN POZİTİF DOĞUM HİKAYESİ

 YAZARI TAKİP ET X
Sıla Özçelik Yener’in YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

Sen Gelince Doğum Fotoğrafçısı
 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Bizim kız Doğa nihayet geldi! 40 hafta üzerine 4 gün daha içeride keyif yaptıktan sonra sonunda sırtından destek almadan yokuş çıkamayacak noktaya gelen anasına acımış olacak ki daha fazla uzatmadı. 16 Mayıs günü 16:56' da dünyaya gözlerini açtı. 

Malum hamilelik ve doğum derken bu ara doğum çekimleri yapamıyorum. Bari arada hamilelik hikayemi yazayım dedikten sonra, sizlerle bir de doğum hikayemi paylaşmak istedim. Benimkisi çok keyifli, kolay ve kısa başlayan, tam da bitti dakikalar kaldı derken zorlaşan ama yine de pozitif biten bir normal doğum hikayesidir. İçinde sadece pozitif dalgalar bulacağınız, size ilham olacak, kadınlığınızdan korkmanızı değil aksine kucaklamanızı sağlayacak bir tad bırakması dileğiyle yazılmıştır. Bol miktarda ve sadece gerçeklik içerir. Eğer hayata geliş biçimimiz karakterimizi gerçekten de belirliyorsa Doğa’nın en azından prenses olmadığına yemin edebilirim. O tam anlamıyla bir savaşçı! Annesini yeniden doğuran minik bir savaşçı… Buyrun efendim…

“NİYE DOĞURMADIN ORDUSU”NA KARŞI FİŞİ ÇEKİNİZ!

Hamilelikte 40.haftam dolunca bu çocuk niye gelmiyor gibi bir tribe girmiştim. Yoksa bu kızın çıkacağı yok muydu, yoksa istemediğim halde sezaryene doğru mu gidiyordum gibi milyonlarca soru hormonlardan pik yapmış yaratıcılığımın sınırlarını zorluyordu. Ben de artık kendimi çayıra çimene vurup hamilelik boyunca aksatmadığım meditasyonlarımı kuvvetlendirmeye çalışmaya başlamıştım. Bebek son ultrasonda ideal olmayan bir pozisyonda görünüyordu, kafasını kanala doğru yerleştirememişti ve doktorum onunla kalben konuşmamı ve doğru açıyı bulmasını sağlamamı telkin etmişti. Kafam biraz karışmıştı. Nasıl olacaktı bilmiyorum ama onunla aynı bedende iki kalp idik, beni anlardı, şansımı denemeli ve sadece onunla konuşmalıydım.

O günden sonra telefonlarımı kapadım, zırt pırt "Doğurmadın mı hala!?" diye gelen sorulara ve telefonlara yanıt vermeyi bıraktım;) Telefonsuz hayat ne güzelmiş, daha bir köklendim toprakla ve evrenle sanki. Bir iki gün böyle geçtikten sonra 15'i Pazartesi günü Boğaziçi Üniversitesi'nde Sports Fest'e katılıp çıplak ayak çimenlerde saatlerce kampüsün ve toprağın, çimenin tadını çıkardım, oradan eşimle sahile indik temiz havayı içime çeke çeke yürüdüm, eve gelir gelmez de “Bu Doğa hanım buraya gelecek!” tezahüratları eşliğinde saçma sapan müziklerle artık kızıyla tanışmak için sabırsızlanan eşimle dans edip durduk gece yarısına kadar. 

Ben diyim Neşe Karaböcek, siz deyin Coldplay, tam beyin yakmalık bir playlist! Bir dans edip, bir meditasyona bağlayıp oradan da pilates topunda zıplayıp duruyordum. Yani Doğa'nın yerinde olsam "Napıyor bu gerizekalılar geleyim de bitsin bu işkence" der ve hemen oracıkta doğuverirdim zaten kesin :) 


Neyse, gece yattım bir adet sancıları.. O güne kadar NST'de defalarca sancılarım çıkmış, doğuruyor olduğum zannedilmiş ebe ekiplerini hep bir telaşa sürüklemiştim. Ama her seferinde henüz doğumun başlamadığını anlayıp tıpış tıpış evimizin yolunu tutmuştuk. Haliyle o gece de yalancı çoban misali yine hevesleniyorum boşver diye uykuya devam ettim. Gece 4 gibi adet sancısından yine bir uyandım. Allah allah acaba falan derken bir baktım nişan gelmiş. Ben hala yok ya yine hevesleniyorum deyip tosur tosur uyumayı düşünürken eşim "Saçmalama Sıla başladı işte!" diyip resmen yerinde zıplamaya başladı sevinçten :) Bildiğiniz sancılarım (bu arada bu tabiri hamileliğim boyunca hiç kullanmadık, biz sancıları olumladık ve onlara dalgalar demeyi tercih ettik son ana kadar..Hypnobirthing felsefesinin temel taşlarından biri bu yaklaşım.) var diye mutlu olduk sevinçle birbirimize sarıldık. Yine de yattık uyuduk. Bizdeki rahatlığa kaç puan?:)

125 BİN TL’LİK SORU EFEKTİ!

Çünkü en başından itibaren planımız ilk işaretler başladığında alarmize olmamak, dalgaların büyük kısmını evde geçirmekti. Sabah 8'de kahvaltı hazırlığı yaparken doktorumuzu aradık, hemen bir NST ölçümü istedi. Kahvaltı edelim de gideriz derken bir yandan da kahvaltı klasiğimiz "Kim Milyoner Olmak İster" yarışmasını seyretmeye başladık. Yaşlı teyze 125 bin TL kazanmıştı ve tam da o sorudaydık, heyecanla tahmin yapıp "Bence b!" dediğim anda koltukta olduğum yerde zıpladım, içimde sanki bir şey patlamıştı, aniden suyum geldi! Bu kez gerçekten heyecanlanmıştım. Olduğum yerde kalakaldım. Bir yandan da kasılmalar hızla 2 dakikada bire inmeye başlamıştı. Yola koyulduk hemen. Klasik çılgın sabah trafiğinin ortasında iş servisleri, otobüsler tıklım tıklım milim şeklinde ilerliyor, moto kuryeler araçları jilet gibi kesip gidiyordu. Bizse arabada sevdiğimiz Nostalji FM'i dinliyor, ben de bir yandan nefesime odaklanıp kasılmalarla beraber akmaya çalışıyordum. Tam hastaneye girerken de bangır bangır Aşkın Nur Yengi/Sıramı Bekliyorum çalıyordu, kasılmalar arasında ben de söyleyip eğleniyordum onu unutamam ;)

DALGALARLA SAVAŞMAK YERİNE BERABER AKMAK

Hastaneye girdiğimizde ebe kontrol yaptı açıklık 1 cm idi. Asıl bomba burada! Odaya geçince nefesime daha fazla konsantre olmaya ve her dalgada içimden gelen tuhaf ve hayvani sesler çıkararak dalgalarla akmaya devam ettim. Odamızda yalnızca ikimizdik, eşim ve ben, tam hayal ettiğim gibiydi. Mumlarımızı yakmaya, müzik açıp şarap içmeye vaktimiz olmayacak gibiydi (evet baya şarap içmeyi planlıyorduk :)  Ben de yarım kadeh alırım diyordum). Zaten ne mum geldi aklıma ne başka bir şey, gözlerime hızla bir sis perdesi indi.

Şahsen dalgaları savuşturmaya değil onlarla barışıp beraber hareket etmeye çalıştığım için de daha önümde uzun saatler olduğunu düşünüyor ve bu bakış açısını kaybetmemeye çalışıyordum. Bir ara duşa girdim, duşta dalgaları karşılamak daha rahatlatıcı oldu. Ebe yeniden kontrole geldi ve herkes şaşkın! Sadece 1.5 saat içinde 10 cm açıklığa ulaşmış ve aktif doğum fazına geçmiştim!! Ebeler şok, biz bu süreci bu kadar rahat atlattığımız için mutlu, ama doktor köprüde! :))) Doktorum nasıl olsa saatler sürer diyip parka gidip yürümemizi hastanede kalmamamızı tavsiye etmişti ama ben hayır öyle çıkacak durumda değilim diyip duruyordum eşime. Nitekim ebeler arayıp doktora haber verdiklerinde kadıncağız yetişemeyecek diye korkmuş. Sonradan konuştuğumuzda söyledi o da inanamamış ama durumu ikili olarak kafamızın rahat oluşuna bağlamış..

Aktif doğum fazında beklenmedik uzama

Velhasıl doktorumuz geldiğinde hemen doğumhaneye geçtik ve aktif faz başladı. Ikınma hissi artık geliyordu. Tüm süreci en büyük destekçim eşimle baş başa sadece ve sadece ikimiz şeklinde o kadar iyi ve dalgalara eşlik ederek atlatmıştım ki, gerçekten de dakikalar içinde bebeğimize kavuşacağımıza kesin gözüyle bakıyordum. Nitekim bu faz nispeten en kısa olan fazdı ve dakikalar ile bir saat arasında sürüyordu. Okuduğum kitaplarda kendini yırtarcasına ıkınmak yerine nefesi aşağıya yönlendirmenin daha doğru olduğu savunuluyordu. Ben de öyle hazırlanmıştım. Ama doktorum bebeğin doğum kanalına giriş pozisyonu ve dahası hastanedeki açıklık muayenesinde belirttiği ve tamamen benim yapısal olarak kemik yapımdaki bir farklılıktan ötürü sadece nefesle ya da ses çıkararak doğuran kadınlardan olamayacağımı aktif ve etkili bir ıkınmaya hazır olmam gerektiğini söyledi. Ve böylece normalde dakikalar ile bir saat arasında gerçekleşen aktif doğum fazı benim için başladı.

BIRAKMAK VE TESLİM OLMAK

3,5 saat sürdü. Saatini de geçtim ama insan 3,5 saat ıkınıp bir işe yaramadığını görünce o kadar çaresiz kalıyormuş ki... Bebeğin pozisyonu, benim kemik yapıma özgü istenmeyen bir kemik durumu ve sancılarımın giderek kısalması ile ıkınmalarımın süresi de kısalıyor, doktor devam dese bile onun istediği süreye ulaşamıyordum. Ikınmaktan çatlayacak gibi oluyordum ama doktorum hep daha uzununu istiyordu. İşte burada artık hiç hesapta olmayan müdahaleler başladı. Suni sancıya geçildi. Ama bu konuda da rahattım. Ne gerekiyorsa o yapılmalıydı. Dahası doktoruma o kadar güveniyordum ki en başından beri ona karşı hissettiğim teslimiyet duygusunun benim avantajıma olacağını biliyordum. Bir noktada bırakma ve teslim olma işiydi çünkü doğum. Kontrolcülüğün doğumda yeri yoktu. Zaten ben de hamileliğimin en başından beri oldukça teslimiyetçi bir tavırdaydım. Daha sonra nefes ve ıkınmalarım uzadıkça burnuma oksijen takıldı. Yer yer ümitsizlik doldu içime, yer yer çaresizlik. Ikınmalar arasında doktorumun yüz ifadelerinden bir şeyler anlamaya çalışıyor ama nereye doğru gittiğimizi bir türlü kestiremiyordum.

HERŞEYİN BİR SANİYEDE BİTTİĞİ AN

3,5 saatin sonunda ise miniğim zorla da olsa doğdu. Ve işte o an, o an her şey bitti! Ne sancı, ne kaygı, ne ümitsizlik… Hiçbiri kalmamıştı. Sadece birkaç saniye önce yaşanan şey ve hissettiğim duygular sanki yoktu. Sadece o an ve bebeğim vardı. Olmuştu işte! Doğa gerçekten de göğsümdeydi artık. Çıplak şekilde ten tene temas uygulandı. Kordonu da atım durduktan sonra geç kesildi. Onu en sevecen ve sakin ses tonumla karşıladım. Her şey bir anda hafiflemişti. Saatlerdir yaşanan onca şeyi yaşayan ben değil miydim? Anlık bir hafıza kaybı yaşar gibiydim. Sadece rahatlama hissi sarmıştı tüm bedenimi. Sürekli tavana bakıp sesli bir şekilde şükredip durduğumu ve eşimin doğumun en başından beri bir saniye elimi bırakmadığını, muhteşem bir adam olduğunu düşündüğümü hatırlıyorum. Dahası zor biten bir doğum olmasına rağmen doğumumu pozitif hatırlıyorum.

AMAZON KADINIYMIŞIM MEĞER YAHU!

Eşime göre tam bir Amazon kadınıydım ve bundan sonra bana karşı ayağını denk alacaktı :) Ebelere göre ise gerçek bir survivor'dım! Doktorum ise bir kere bile şikayet edip gıkımı çıkarmadığım için beni defalarca takdir ettiğini söyleyip durdu. Özetle evet zor bir doğuma dönüşen bir öyküm oldu belki, üstelik de doktorum dahil herkes ve kendim epey kolay bir doğum beklerken. Ama işte yaşadığım bu yoğun tecrübe bana iyi ki bu şekilde oldu dedirtti. Sınırlarım sınırlarımın olduğunu tahmin ettiğim yerden de öte zorlandı, tahmin ettiğimden de güçlü olduğumu hissettim ve ne olursa olsun pes etmeyerek istediğim doğumu gerçekleştirdim. Şu saatten sonra bana daha da bir şeycik olmaz, çok güçlü bir kadınım ben duygusunu ve tamlığımı iliklerime kadar hissetmemi sağladı bu deneyim. O nedenle belki başkası bu deneyimi yaşasa ballandıra ballandıra doğumun çok zor birşey olduğundan bahsedebilirdi ama işte bakış açısı önemli, bana göre yaşadığım zorluğa rağmen doğum bir kadının yaşayacağı en güzel, en doyurucu ve en tarifsiz olağanüstü deneyim... Kötü diye duyduğumuz doğum hikayeleri de hep çarpık ve şovenist anlatımlardan kaynaklanıyor. Ama hayır! Doğurmaktan ve kadınlığınızdan korkmayın, sizi korkutmalarına izin vermeyin ve doğumunuza sahip çıkın. Çünkü doğal olanı zaten bu…

En kısa zamanda yeniden görüşmek dileğiyle!
 

Yayın tarihi: 30.05.2017
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu yazar yazısına henüz yorum yapılmadı.