Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile
 

ANALAR ÖRGÜTÜNÜN EN GÜÇLÜ SIRRI!

 YAZARI TAKİP ET X
Sıla Özçelik Yener’in YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

Sen Gelince Doğum Fotoğrafçısı
 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Ey ahali toplanın! Size analar denen örgütün en gizli sırrını açıklıyorum! Bu öyle bir sır ki yalnızca örgüt üyelerince bilinir ve hiçbir kadına anne olmadan söylenmez! Neden? Çünkü cehalet özgürlüktür! Açıklıyorum: Bebek bakmak çok zormuş abi! İyi haber: Alışıyorsunuz :)

Bu muydu top secret olan şey deyip geçmeyin, bakın uyarıyorum "çok zor"! Neden zor, nasıl zor, ne kadar zoru anlatmak için doğum sonrası ilk üç ayı şöyle üçe ayırdım efendim.

1.AY: ŞOK

Bildiğin ilk ay şok sayın seyirciler. Doğumdan çıkmışsın, yorgunsun ve dinlenmeye ihtiyacın var ama dakika bir artık kendi hayatının öncelik listesinde son sıralarda olduğun gerçeğiyle yüzleşiyorsun. Tuvalete gitmek, duş almak, kahvaltı etmek ya da uyumak arasında sürekli bir seçim yapmak zorundasın. Birini yapsan diğerleri eksik kalıyor. Çünkü bebeğin her saniye senden ilgi bekliyor. En temel ihtiyaçlarını karşılayamamanın verdiği şokla ne yapacağını şaşırmış bir halde emzir - uyut, emzir - uyut döngüsünde yuvarlanmaya başlıyorsun. Ha üstüne bazen de beklemediğin terslikler çıkıyor. O şakır şakır emecek sandığın çocuk ağzını kilit yapmış emmiyor. Nedendir, niyedir çözemiyorsun. Biberon verip vermeme çelişkileri, sütten şişmiş memelerin ağrısı derken bir şekilde emzirme işi de çözülüyor. Ama tüm bu uykusuzluk ve fiziksel yorgunluk üzerine bir de hiç tanıdık olmayan sorunlar ruh halini yıpratıyor.

2.AY: İSYAN VE İNKAR

İkinci ayda ise bir ayılma hali var. Sanki biri size bir ay boyunca narkoz vermiş ve şimdi de narkozun etkisi geçiyor gibi bir his. “N’oldu bana, peki ya hayatıma?” sorgulamaları başlıyor. Bu kez uyuyamadığın, tuvalete gidemediğin, emzirdiğin halde yemek bile yiyemediğin anları narkoz halinden kurtulmuş ayık kafayla fark etmeye başlıyorsun ve haliyle bir delirme hali baş gösteriyor. Minik yavru kucağından indiğinde yaygarayı basıyor, sürekli göğsünde olacak yavrucak. Tabii ki orada uyuyacak. Bir saat kilit vaziyette emzirme sandalyesinde aç, uykusuz, sırtı kambur vaziyette yatak görevi görüyorsun. "Koy yatağına uyusun" diyenlerin suratının ortasına koca bir yumruk indiresin geliyor en Osmanlısından! “Tuvalete gidemediğim bir hayat istemiyorum!” tadında inkarlar başlıyor içten içe. Gözyaşları, sinir bozuklukları, neden şöyle olmuyor da böyle oluyorlar... Ay sonu bilançosunda hesapta sinirden kırılmış bir iki çekmece ve tabak da çıkabiliyor kimi zaman, ups! :)

3.AY: KABULLENME

İşte en sevdiğim bölüm! Arkadaş 3. ayda bir mevlevilik bir insanüstü ruhanilik yapışıyor insana. Belki de bu çılgınlık ve inkar haliyle başka türlü başa çıkma şansın olmadığından olsa gerek. Kabulleniyorsun! “Bu benim bebeğim ve bana ihtiyacı var ve evet bir süre böyleyiz” diyorsun. O sürenin daha ne kadar süreceğini bilemeden. Önüne hedefler koyuyorsun: “Hele bir 40'ı çıksın”lar, “ilk 3 aya tamamız”lara, o da “6 aydan sonra bambaşka canım”lara dönüşüyor. Bu hedeflerin her birinde yepyeni zorluklarla karşılaşacağını bilmemenin dayanılmaz hafifliği içindesin tabii hala! Hormonlar da nihayet az çok dengeye oturmaya başlayıp yakanı bırakıyor! Anne olduğunu artık kabul etmeye başlıyorsun. Bir insan öyle at yavrusu gibi doğsun yürüsün şeklinde büyümüyormuş dank ediyor. Annenin kıymetini anne olunca anlarsın geyiklerinin aslında hiç de geyik olmadığını paşa paşa kabul ediyorsun.

CÜMBÜR CEMAAT DELİRMEZ MİYİZ?

Peki neden çocuk sahibi olmanın hep o pembe panjurlu hali gözümüzde beliriyor henüz çocuk ortada yokken? Tıpkı ömür boyu çocuğunun kötü huylarını “ya yok bizimkisi hiç böyle şeyler yapmaz” diye halının altına süpüren milyonlarca anne gibi bu gerçek de öyle uluorta her an beyan edilmiyor da o yüzden! Ne zaman ki kulübe katılıyorsunuz, haydi bakalım defterler açılıyor. “Tabii canım çok zor”. “Ben 2 yıldır uyumuyorum”. “Yok yahu ne duşu tuvalete giremiyordum”lar… E arkadaşım niye ben hamile değilken gelmiyor bu itiraflar? Çünkü anneyiz, biraz da deliyiz ve siz de sağlam kalmayın cümbür cemaat oh bizim gibi delirin istiyoruz!

Yani öyle aynı takım giyindiği kızıyla ve fönlü saçlarıyla bebek parkında üç beş tur atan manken annelere özenip bebek yaparsanız, hani o resmin ömrünüz boyunca sadece birkaç dakikalık şahane anlardan ibaret olacağını bilin isterim:) Ha o anlar her şeye bedel o ayrı, ona da biz anne kafası diyoruz :) O kafaya gelebilmek için de ilk önce deliriyoruz.

İNSAN YAVRUSU BU, TAMOGOCHİ DEĞİL!

Valla bizim kız oldu 9 aylık. Fotoğraf çekimlerime daha yeni yeni dönebiliyorum. Bu zaman zarfında ne öğrendin dersen. Bir kere bebeğini apayrı bir kişilik olarak görmeyi, hiçbir bebekle kıyaslamamayı ve en nihayetinde bu bebeğin o 90’lardaki Tamagochi gibi dijital olarak beslenip büyüyen sanal bir kedi yavrusu değil, bildiğin kanlı canlı insan olduğunu kabul etmeyi öğrendim. Ciddiyim. Çünkü etrafımda sürekli bebeğinin kilosunu, boyunu, gelişimini, uykusunu başka bebeklerle ve indirdikleri dijital uygulamalarla kıyaslayarak herşeyin normal olup olmadığını anlamaya çalışan anneler gördükçe bana bir ayılma ve bayılma geldi. Yok ben de yaptım. Cep telefonuma bebek uygulamaları indirdim. Şu haftada bu oluyormuş, bu hafta da bu oluyormuşlara kısa bir süre de olsa sardım. Dijital çizelge uygulamalarında çocuğun uyku-çiş-meme zamanlarını falan kaydettim. Oldu olacak Excel tablosunu tutsunlar çocukların ne biçim uygulamalar varmış yahu. Neyse böyle böyle beni bir sıkıntı bastı! İki, üç ayım çiş-kaka-uyku çizelgeleri ve kurulmuş bebek mantığıyla yazılmış uyku yöntemleri okumakla geçtikten sonra indirdiğim tüm uygulamaları telefonumdan sildim. Aldığım tüm kitapları da çöpe attım (yok yahu atmadım şaka, günah, belki hamileliğini benim kadar tozpembe geçirip neyle karşılaşacağını bilmeyen bir hamişe hediye edip beynini yıkar doğum sonrası kitap ve hayatın gerçekleri çatışmasının üzerinde yarattığı şoku patlamış mısır eşliğinde izlerim hehehe yaşasın kötülük!).

AĞZI TORBA GİBİ BÜZÜŞEMEYESİCEGİLLERE SELAM!

Özetle hafifledim. Akışa bıraktım. Her şeyin nasıl da olması gerektiği gibi kendiliğinden ilerlediğini izlemenin keyfini çıkarmaya başladım. Doğa mis gibi mutlu, sevgi dolu, güvenli, aktif ve meraklı bir bebek oldu. Benimle her yere gelen tam bir gezgin sırt çantası bebesi haline geldi. Yurt dışlarına mı çıkmadı dersiniz, yogalara mı gitmedi. Yollarda uyudu, denizlere girdi, partilere bile gitti. Bu zaman zarfında ise bilen bilmeyen tanıyan tanımayan herkesin (sokaktaki teyze dahil) çocukla ilgili yerli yersiz alakalı alakasız ahkam kesme cüretini de sallamamayı öğrendim. Ha bir de en iyi bebek bakımını tabii ki onların bildiğini (!). Bu iş böyle. Sen doğurursun, bakarsın, büyütürsün, ağzı torba gibi büzüşemeyesicegillere anca boş muhabbeti kalır. Oturmayan araştırmacı aktif çocuğa yaramaz demeleri, sevgiyle annesinin kucağına gömülen bebeğe de “aa kucağa alıştırma annesi” ahkamını kesmeleri gibi. Bitmez!

Ya sonrası?

Sonrası nasıl mı? Söyliyim... Harika! Çünkü gizli formülü keşfediyorsun! Ne mi? Bebekli hayatta hiçbir şeye çok üzülmemek ve çok da heveslenmemek gerektiğini öğreniyorsun. Her dönemin yeni bir zorluğu olacağına kanaat getiriyorsun ve dahası bu yeni dönemlerin "asla ama asla" bitmeyeceğini, senin hiçbir zaman tamamen yüzde 100 eskisi gibi bir hayatının olmayacağını anlıyorsun. Bu ne demek biliyor musunuz? Anne olmak demek... Anne oluyorsun gerçekten de. O bebek 9 aylık da olsa, 3 yaşında da olsa, 18 yaşında da olsa senin için hep yeni bir dönem olacak demek. Annelik bir ömür boyu bitmeyecek bir şey demek... Önceliğin artık hep o olacak demek... İşte bunu öğreniyorsun. Tüm bu süreçte uykusuzluk, yorgunluk ve ruhsal gücünün sınırlarını zorluyorsun. Gerçek bir anneye dönüşüyorsun!

Bu minvalde bir iki liste yapayım dedim size buyrun efendim.

HAYALLER-GERÇEKLER LİSTESİ

1- Bebeği emzir yatağına koy uyusun. O uyuduğu zaman uyu - Hee tabii tabii… Bebek 5 ay gündüz uykusunu kucakta yaptı ayol ne uyuması.

2- Bebeği giydir, haydi tempolu yürüyüşe! - 7 kiloyla anca bakkala gidebiliyordum. Tempolu yürüyüş derken?!

3- N’olcak canım biz nereye, o oraya, konsere ya da bara - 6'da banyo var o yüzden sen anca gündüz diskosu yaparsın hayatım. Gece çıkması kavramında revizyon! Artık öğlen 1-5 arası rakıya oturuyoruz.

4- Yolda oto koltukta uyuyan bebek- 9. aya kadar ana kucağını reddedip yolda yine kucakta uyuyan bebek desem?

5- Bebek arabasıyla spor hayali - Çocuk arabasında durmuyor ki, yine kucakta! Ne sporu squatı, onlar instagramda oluyor hayatım.

6- Memede uyutmayalım! - Yeter ki uyusun, daya memeyi!

7- Ağlıyorsa bir derdi vardır - Hayır arkadaşım yok işte, bir derdi yok çocuğun. Ağlıyor çünkü sadece büyüyor, keşfetmek istiyor. Çünkü bebek!

8- Benim çocuğum her gürültüde uyusun - Salonda kim çatalı tabağına sürttü, kim sifonu hızlı çekti yarışı, yatakta çocuk uyuyor yavaş ol anlamındaki o nazik ve aşk dolu depiklerle ilerlidiyordu sayın seyirciler.. Sorun çocukta değil uyanacak anksiyetesindeki anada zaten! (Neyseki 9.ayda kendi odasına geçti de rahatladı anası)

HA BİR DE FENALIK GETİRENLER LİSTESİ VAR:

1- Kimseye yaranılmaz. Zayıf olsa çocuk zayıf derler, iyi kilo alsa “Ay biraz tombik mi?” olur. (E ben sana bir şey diyor muyum bak bikini sezonu yaklaşıyor o n’olcak cano?)

2- Hamilelik kilosu kalsa veremedi olur, zayıflasan çok zayıflamışsın olur. (Ah tabii ya doğurgan büyük kalçaların ve büyük memelerin olmayınca analar kulübüne giremiyorduk dimi, atlamışım özür!)

3- "Ayy kucağa alışmış bu!" (Neye alışacaktı pardon, traktöre mi?!)

4- "Tosbik demeyin adı öyle kalır" (Valla bence zamanının çok ötesinde baya vizyoner bir isim olur aslında ya, kalabilir evet! Tosbik Yener!)

5- Dişi erken çıksa “aaa senin sütün kızgın”, geç çıksa “gelişemedi mi bu çocuk?” (Dünya üzerinde dişi çıkmayan tek insan yavrusunun anası ben olacağım tabi ya, nasıl düşünemedim! Oğ may gad!)

6- "Bu çocuk üşüyor!" (Yapma yaa, keşke bikini giydirmeseydim kış günü, ay iyi ki söyledin!)

7- Çok uykum var diye yanında şikayetlenenler! (En az kesintisiz 8 saat uyumuş! Haklı dayak sebebi!)

8- "Niye mızmızlanıyor?" (Bebek olduğundan olabilir mi???)

9- "Sütün yetiyor mu ki?" (Gel sana da bir latte yapayım o kadar merak ettiysen arkadaşım! Yahu ne soruymuş… Bitmedi!)

10- "Çok sessizliğe alıştırmayın, kalabalıklara alışsın” (Arkadaş toplantısında 30 kişi çocuğun tepesindeyken bunu söylemek neyin kafası acaba?)

Şimdi bu yazıyı okuduktan sonra şu bir önceki yazımı da okuyup iki yazı arasındaki romantiklik ve naiflik farkını bulunuz sayın okur.

Doğumda romantizmin doruklarında dolanan ben, artık kucağında kızını uyuturken boş bebek arabasını sallayan eksik tahtalı annelerden biriyim! Ciddi ciddi böyle bir videom da var, bildiğin viral olmuşum instagramda o derece!

Yine de her zorluğa rağmen, işin geyiği ve komedisi bir yana arkadaşlar bu aşk hiçbir şeyle değişilmez. Dünyanın en güzel duygusu dedikleri doğruymuş meğer. Anne olmadan anlamazsın dediğinde burun kıvırdığım anneciğim de ne haklıymış. Bir gülüşüyle kalbini ısıtanmış, tek bir bakışıyla tüm yorgunluğunu unutturanmış çocuk dediğin varlık.. Üstelik zamanla hem alışıyormuşsun, hem de daha bir güzelleşiyormuş hayat onunla…

Annelik meğer kendi hayatının ikinci sınıf vatandaşı olmak ya da koca bir trenin sahibi olup da beşinci sınıf kompartımanda yolculuk etmek tadında bir şeymiş, bile bile, seve seve, aşkla…

Evet bu kadar metaforik romantizm yeter :)

Yazımı bir Aliye Rona repliği ile taçlandırmak istiyorum efenim:

“Anayım ben ana!”

Yeni hikayelerde görüşmek üzere..

Yayın tarihi: 28.02.2018
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu yazar yazısına henüz yorum yapılmadı.