Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile
 

ÖZGECAN'IN ARDINDAN

 YAZARI TAKİP ET X
Sibel Deniz Toledo’nun YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

UZMANA SOR
 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Bir kadın bir psikolog ilerinin bir anne adayı olarak günlerdir Özgecan'ın yaşadığı ve hayatını kaybettiği hunharca, barbarca saldırının kendimce bir analizini yapmaya ve çeşitli çıkarımlarda bulunmaya çalışıyorum. Kadına taciz ve şiddet maalesef ülkemizde çok yaygın.

[forum_post_id=1811]

Ben kendi seanslarımda pek çok taciz ve şiddet yaşantısı dinledim ve dinlemeye devam ediyorum. Benim gibi pek çok meslektaşım da bu tarz yaşantı dinlemiştir eminim. Bu deneyimlerin herkesin üzerinde bıraktığı etkiler farklı. Yarattığı travmanın boyutu da kişiden kişiye değiştiriyor. Yaşanan kadar kişinin içini acıtan, travmasını derinleştiren şey kişinin yaşadığını kimse ile paylaşamıyor oluşu oluyor. Tacize, cinsel saldırıya uğrayan, şiddet gören kadın genelde susuyor. Utanıyor. Özellikle cinsel bir saldırıda utanç, suçluluk, korku duyguları, güvensizlik, dünyanın kötü bir yer olduğu hissi yaşanıyor. Emniyette olma, ait olma hissi ciddi anlamda hasar görüyor.

Susmak, yaşanan travmanın etkisini arttırıyor

Desteksiz kalmak, yalnız olmak travmaya ekleniyor. Şu anda kadınlar kendi başlarından geçen ve daha önce anlatamadıkları taciz yaşantılarını Özgecan'ın katledilişi ardından bir bir paylaşmaya başladılar. Bir olma, birlikte ortak duygu etrafında kenetlenme duygusu ile birbirimize destek vermemiz çok önemli. Çünkü saldırmaya cüret edebilenler güçlerini karşı tarafın sessizliğinden ve korkusundan alıyorlar. Aslında yaptıklarının ortaya çıkmasından, toplum içinde ifşa olmaktan, karşılık görmekten ödleri kopuyor. Yaşananaların ortak paydası hele de kurban çocuk ise "sus, kimseye sakın söyleme, söylersen ..... olur" gibi cümlelerle korku salınarak susturulmak oluyor. Alttan verilmek istenen mesaj ise yaşananın mağdurun suçu olduğu, söylerse toplumdan dışlanacağıdır. Çünkü maalesef toplumsal kodlarımızda namus, kendini koruma kadına ait kavramlardır.

Taciz olaylarında ailenin tutumu çok önemli

Tam bu noktada ailenin tutumu çok büyük önem kazanıyor. Anne baba çocuklarına güven vermeli ve arkasında olduğunu hissettirmelidir. Toplumsal baskı altında çocuğunun ezilmesine izin vermemelidir. Başına ne gelirse gelsin sesini çıkarması konusunda çocuğunu teşvik etmelidir. Suçlamadan, yargılamadan, altında sebep aramadan dinlemeliler. Şu mesaj çok net verilmelidir ki, utanması gereken, suçlu olan eylemi yapandır, maruz kalan değil. Şiddetin, cinsel istismarın hiç bir haklı sebebi olamaz. Bu noktada biz kandınlar olarak birbirimize destek olmaya ve sesimizi duyurmaya devam etmeliyiz. Sesimizi duyurup paylaşmaya devam etmeliyiz ki mağdur da suç arama, altında farklı bir neden arama algısını hep beraber kıralım. Şiddetin ve tacizin hiç bir boyutunun normal ve kabul edilebilir bir şey olmadığını toplum bilincine yerleştirelim. En büyük tehlike bunu normal kabul edip umursamadığımız noktada başlayacaktır.

Şiddet ve cinsel taciz aile içinde başlamaktadır

Aile, bireyin kendisini en güvende hissetmesi gereken yer olması gerekirken burada yaşanan travmatik olaylar kişinin güvende olma duygusunu derinden sarsacaktır. Ayrıca toplum içindeki "kocasıdır döver de sever de, anne-babasıdır döver de sever de" yaklaşımı kişiyi şiddet karşısında çaresiz bırakmaktadır. Özellikle kadın evlendikten sonra eşinden şiddet gördüğünde kendi ailesi de arkasında durmaz ise kendini bu şiddete mahkum hissetmektedir. Çocuklarını da bu ortamda büyütmek zorunda kalmaktadır. Kendisi de kimi zaman çocuklarına şiddet uygulayabilmektedir. Böyle bir ortamda büyüyen çocuk ise bunu rol model alarak şiddeti kanıksamakta ve sorunları çözme yöntemi olarak görebilmektedir. Bu da şiddeti normalleştirmeye doğru gidiştir. Özgecan'ın katilinin annesinin söyledikleri bu noktada oldukça anlamlıdır.

Kadına şiddeti önlemede en büyük görev anneye düşüyor

Kadına şiddeti önlemede ailelere ancak özellikle annelere çok büyük görevler düşüyor. Erkek çocuklarını; saygılı, merhametli, vicdanlı yetiştirmek ve küçük yaştan itibaren gözlemleyerek şiddet eğilimli davranışlarını asla hoş görmeyip düzeltmek oldukça önemli bir görev. Erkek oldukları için üstünlük ya da ayrımcılık asla yapmamak ve kız çocuğada erkek çocuğa da eşit yaklaşarak eşitlik bilincini aşılamak. Bunun yanında kız çocuk olsun erkek çocuk olsun mahremiyet kavramını öğretmek ve rahatsız olduğu en ufacık bir durum olduğunda kiminle ilgili olursa olsun aileden biri bile olsa gelip anlatması konusunda çocuğa güven vermek. Anlattığını can kulağı ile dinleyip çocuğa inanmak ve destek vermek çocuğun her şekilde anne-baba olarak arkasında durmak her şeyden daha da önemli.

Münevver Karabulut'un, Özgecan'ın ve adını duyduğumuz ya da duymadığımız daha binlerce kurbana yenilerinin eklenmemesinin yolunun sağlam bir adalet sisteminden yani suçluların gerçekten cezasını çekmesinden ve yeni nesillerin fiziksel olarak olduğu kadar psikolojik olarak da sağlıklı yetiştirilmesinden geçtiğine inanıyorum. Yeni nesil insana insan olduğu için saygı duyduktan sonra toplumsal ataerkil kodlar kendiliğinden kırılacaktır. Toplumsal bakış açımız değişmediği sürece suçlular idam bile edilse geçici olarak içlerimize belki su serpilecek ancak sorunlar asla çözülmeyecektir.

Yayın tarihi: 17.02.2015
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu yazar yazısına henüz yorum yapılmadı.