Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile
 

SOSYAL MEDYA BASKISI

 YAZARI TAKİP ET X
Serap Duygulu’nun YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

 
 

1246 PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Artık hayatlarımızda "Sosyal Medya" diye bir gerçek var. Birçoğumuz sabah gözümüzü açar açmaz ne olup bitmiş diye öğrenmek için oradayız. Yeme içmeden alışverişe, haberlerden gezip eğlenmeye kadar ne ararsak orada var. Orası öyle bir yer ki çocuk, genç yaşlı, eğitimli, eğitimsiz herkes orada. Birkaç yıl öncesine kadar sadece genç nüfusun ilgi gösterdiği bir alandı sosyal paylaşım siteleri. Oysa bugün biliyoruz ki, yaşı 45 ve üzeri olan ve ağırlıklı olarak erkeklerden oluşan nüfus gençlerin sosyal medyada yer alma hızından daha hızlı bir biçimde bu mecralarda yerlerini alıyorlar.

İstatistikler böyle söylüyor ama aslında burada iki farklı etken var. İlki, yetişkin grubun çocuklarından öğrenerek sosyal medyayı ve kullanımını keşfetmesi, ikincisi gençlerin neredeyse tamamının sosyal medyada çok önceden beri var olması ve yeni katılanların da artık o kadar kalabalık bir nüfus oluşturmaması.

SOSYAL MEDYA BAĞIMLILIĞI

ÖNCELERİ AİLELER ENDİŞELİYDİ AMA... 

İnternet ve sonrasında sosyal paylaşım alanlarının hayatlarımızdaki hızlı yükselişiyle beraber aileler büyük bir endişeye kapıldılar ki haklıydılar: ‘Eyvah, çocuğumuz bilgisayardan, internetten ayrılmıyor, arkadaşlarıyla ve bizimle ilişkisi koptu’ diyerek dert yanıyorlardı. Ancak dikkat ederseniz son zamanlarda bu şikayetler çok azaldı. Zira artık anne babalar da hatta büyükanne ve büyükbabalar da internette ve sosyal medya yoluyla paylaşım sitelerindeler. Hızla akan ve sürekli yenilenen bilgiler, sanal kalabalıklar, öğrenilenler ve paylaşılanlar o kadar ilgi çekici geldi ki herkese, neredeyse kimse şikayet etmiyor durumdan.

sosyal medya

ÇOCUK YETER Kİ YERİNDE OTURSUN, OYALANSIN, SES ÇIKARMASIN

Sadece anne babalar hala çocuklarının internet ve bilgisayar ya da telefon bağımlılığından şikayet etmeye devam ediyorlar. O da tamamen akademik açıdan, okul ve derslerde geri kalırsa endişesinden kaynaklanıyor. Zira başka endişeler ağır basıyor olsaydı, henüz bebek denecek yaştaki çocuklarına yeter ki yerinde otursun, sessiz olsun, ağlamasın ve oyalansın düşüncesiyle tablet bilgisayarları ya da telefonları vermezlerdi.

SAĞLIKLI VE AMACA UYGUN KULLANMAK ÖNEMLİ

Her şeyin ötesinde ben sosyal medya konusunda olumsuz taraflarından daha çok olumlu yönlerine odaklanmamız ve bu alanı bu kadar acımasızca eleştirmememiz gerektiğine inanıyorum. Zaman içinde biz de daha sağlıklı ve amaca uygun kullanmayı öğreneceğiz. Kaldı ki genç nesil bunu başarmış görünüyor.

Çocukları ve özellikle gençleri sosyal medyayı bu kadar yoğun kullandıkları için çok fazla eleştirmenin de anlamı yok. Zira gelinen noktada neredeyse tüm resmi ve sivil kurumlar sosyal medya ve paylaşım sitelerinde son derece aktif paylaşımlarda bulunuyorlar, haberler artık sosyal medya üzerinden duyuruluyor, yazılı basın bitmek üzere.

KİMSE BU ALANI ETKİN KULLANABİLEN GENÇLERİ SUÇLAYAMAZ

Alışveriş yapmak bir tık ötedeyken, konser ve etkinlik biletleri internet üzerinden satılırken, ev eşyanızı satabilir, yeni eşya alabilirken, yıllar öncesinden arkadaşlarınızı bulup, sanal da olsa arkadaşlıklar kurabiliyorken, aklınıza takılan her sorunun yanıtını bulup üstüne yorumlar da okuyabiliyorken ve tüm bunları yerinizden bile kalkmadan yapabiliyorken kimse bu alanı etkin kullanabilen genç kuşağı suçlayamaz. . Üstelik çocuklarımızı bilgisayar başından kaldırdığımızda sokağa oyuna gönderecek güvenli alanlarımız yoksa, uzun yaz tatillerinde mahallelerde sosyal etkinlik alanları ve spor salonları bulamıyorsak, aynı binada oturduğumuz halde yan komşuyu tanımıyor ve çocuklarımız da akranlarıyla tanışamıyorsa suçlu onlar değil, bu imkanları sağlayamayan biz yetişkinleriz. 

facebook

MAHALLE BASKISI YERİNİ SOSYAL MEDYA BASKISINA BIRAKTI

Kısacası eskilerin küçücük, sıcacık mahalle kültüründen, bugünün küçücük ekranlarıyla ulaşılan sosyal medya kültürüne gelene kadar, epeyce değişiklik oldu hayatlarımızda. Ama değişmeyen çok önemli bir şey, bütün teknolojiye ve gelişmişliğe rağmen aynen, hatta daha fazlasıyla devam ediyor.

Eskilerin mahalle baskısı, şimdi benim tanımlamamla "Sosyal medya baskısı" olarak hayatlarımızdaki yerini almış durumda. Peki nedir bu sosyal medya baskısı?

Malum artık herkesin en az birkaç sosyal paylaşım sitesinde sayfası ya da kişisel hesabı var. Zaman zaman bazı hesapları dondursak da mutlaka bir diğerinde yer alıyoruz.

Adı üstünde "kişisel hesap". Kişiye ait, kişiye özel demek...

Elbette ki kişi, kendi hesabında kendi düşüncesini, kendi görüşünü ifade edecek ya da yorum yapacak. İstediği insanı takip edecek, görüşüne uygun bulduklarını beğenecek ya da paylaşacak. Farklı düşünceler üzerine fikir beyan edecek, hatta eleştiride bulunabilecek, kendisini eleştirenlerle düşünceleri üzerine tartışabilecek ve bunları yaparken de basit ama çok önemli bir kurala dikkat edecek: Başkalarına hakaret etmemek ve başka insanların görüşlerine ve düşüncelerine saygı göstermek.

Ancak ne yazık ki durum bu şekilde yürümüyor. Bizim için sosyal medya ya da diğer deyişle sosyal paylaşım alanları başka insanları kontrol etmek, takip etmek, kıyaslama yapmak, kişinin kendi zaman tünelinde ya da sayfasında paylaştığı düşüncelere hakaret etmek, aşağılamak ya da alay etmek olarak yön bulmuş durumda.

sosyal medya

SOSYAL MEDYANIN KENDİ KURALLARI VAR

Sosyal medya kendi kitlesini, kültürünü, kurallarını ve dilini de oluşturdu. Bir tarafta en ufak bir imla hatasında eleştiri yağmuruna tutulmanızın an meselesi olduğu bir sosyal ağ varken, öte yanda poz poz fotoğraflarla her tür iletişim ve etkileşimde bulunabileceğiniz bir başka sosyal ağ var. Bir başkasında sadece videolar paylaşılırken, bir diğerinde sadece yer bildirimi yapabiliyorsunuz. Seç beğen al türünden ne arasan var ve ‘benden değilsen, benim gibi düşünmüyorsan, hele bir de farklı düşündüğünü kendi kişisel hesabından duyuruyorsan sana istediğim şekilde hakaret edebilirim’ düşüncesiyle davranan, bunu kendine hak gören bir takım insanlar da var.

Bu, bazı insanların ya da grupların kendisinden farklı düşünen insanları bezdirme, korkutma ve sosyal medyada linç etme yöntemi olarak kullandıkları bir tutum haline geldi. En ufak bir eleştiride bile onlarca farklı profilin saldırısına uğrayabilirsiniz. Hesabınız saldırıya uğrayabilir hatta hesabınızı kaybedebilirsiniz. Üstelik bunu yapanların birçoğu gerçek kişilere ait hesaplar değil, oluşturulmuş sahte profiller. Amaçları anlık değişebiliyor.

Ancak bir de gerçek profiller var. Olur olmaz eleştiren, arkadaşlarınızı takip eden, yargılayan, gerekli gereksiz yorum yapan insanlar bazen en yakınlarınız arkadaşlarınız olabiliyor. Sizi kim takip etmiş, siz kimi eklemişseniz onlar da ekleyerek arkadaş oluyorlar ya da sizin neden o insanlarla arkadaş olduğunuzu sorgulayarak eleştirebiliyorlar. Sizin bir birey olarak değil, kendi uyduları gibi hareket etmenizi, nasıl isterlerse öyle davranmanızı istiyorlar. Sosyal medya, maalesef aradaki sınırları, yer, mekan, zaman kısıtlamalarını ortadan kaldıran bir alan olunca, herkes herkese istediği gibi davranma hakkını kendinde görmeye başladı. Bu bir anlamda gerçeklik algımızın zayıfladığının da göstergesi. Zira gerçekte tanısak da tanımasak da insanlara bu kadar kolay eleştiride bulunmayız. Hatta yüz yüze geldiğimizde bu kadar rahat konuşamayız, kırmaktan korkarız ya da bazı şeyleri yüzüne alenen söylemekten çekiniriz. Bu noktadan türemiş bir ‘Dedikodu’ kültürümüz de var. Malum yüzüne söylemeyiz ama arkasından söylemediğimizi bırakmayız. İşte sosyal medyanın sınırsızlığı ve kişiye verdiği hadsizlik de burada başlıyor.

DÜŞÜNCELERİNİ YÜZ YÜZE İFADE EDEMEYEN İNSANLAR SANAL ORTAMDA ASLAN KESİLİYOR

Gerçekte yüz yüze gelmekten çekinen, korkan, düşüncelerini ifade edemeyen insanlar sanal ortamda bir aslan kesiliyorlar ya da daha saldırgan, daha atak bir kimliğe, kişiliğe bürünebiliyorlar. Yüz yüze kendisini savunabilecek belki alt edecek kişiyi sosyal medya vasıtasıyla milyonların önünde zor duruma düşürerek 1-0 öne geçtiğini, bu şekilde popülaritesinin artacağını düşünüyor. Normal şartlarda ünlülerin karşı karşıya kaldığı bu tür davranışlar artık hemen her bireyin karşılaşabileceği doğal olaylar haline geldi. Korkutucu olan da bu, doğal ve sıradan olması.

SOSYAL MEDYA SALDIRI ALANI OLMAYA BAŞLADI

Aslında bu bakımdan sosyal medya ve sosyal paylaşım alanları kişilerin birbirilerini anlamaya, düşüncelerini ifade etmeye çalıştıkları bir yer olmaktan çok, birbirlerine saldırıp, ezip yok etmeye çalıştıkları yerler olmaya başladı. Bu açılardan durum son derece sevimsiz. Çünkü kişiler ‘başkaları ne der, nasıl tepkiler alırım?’ korkusuyla gerçek duygu ve düşüncelerini ifade etmekten uzaklaşıyorlar. Ancak zaman içinde burada da denge sağlanacak umudundayım.

Elbette ki insan psikolojisi değişkendir, olaylardan ve koşullardan etkilenir. O nedenle gidişatın nasıl bir yön izleyeceğini şimdiden kestirmek güç. Sadece zaman, başkalarıyla iletişim dili, kendisinden farklı düşünenleri ezmek, sindirmek ve korkutmak üzere kurgulanmış insanları da törpüleyecek, bu tutumun iletişim ve etkileşim için doğru bir yöntem olmadığını öğretecektir. Bu süreçte siz siz olun, kendinizi ve düşüncelerinizi ifade etmekten çekinmeyin. Başkalarının görüşlerine, düşüncelerine ve inançlarına saygılı olmak koşuluyla kendi düşüncelerinize, görüşlerinize ve inançlarınıza saygı beklemek en doğal hakkınız. Sosyal medya baskısına rağmen, sosyal medyayı şekillendirecek olan da sağlıklı tutumlardır. İçinde yer almaktan, paylaşmaktan, vaz geçmeyin. 

Yayın tarihi: 28.01.2016
1246 PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu yazar yazısına henüz yorum yapılmadı.