Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile
 

SİZ UMUDUNUZU KESMEYİN

 YAZARI TAKİP ET X
Serap Duygulu’nun YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Günlerdir yazı yazmak için masama geçiyor, bilgisayarımın başına oturuyorum. Ama olmuyor, bir türlü yazı yazamıyorum. İçim bir türlü çiçek böcek, bahar bahçe olamıyor. O kadar iç karartıcı haberler okuyup duyuyoruz ki ve o kadar sıkıntılı günler yaşıyoruz ki yaşananların gerçek olduğunu insanın aklı almıyor.

Başımızı nereye çevirsek bir felaket, kötü bir olay. Mesela son iki ayda öldürülen kadın sayısı bu gün şu an itibarıyla 27 olmuş. En son Amerikalı fotoğrafçı Sarai Sierra ölü bulununca gündem yine kadın cinayetleri oldu. Daha doğrusu kadın cinayetleri yeniden popüler oldu. Hemen hemen her televizyon kanalında kadına şiddet ve kadın cinayetleri var. Öte taraftan önüm arkam sağım solum terör, trafik kazaları,savaş çığlıkları şeklinde çok ürkütücü olay ve olasılıklar çerçevesinde gelişiyor.
 
Böylesi bir durumda aslında ne oluyor? İnsan yaşadığı yere, çevresine, ait olduğu topluma olan güven duygusunu kaybediyor, inançları değersizleşiyor.Hayatının güvende olmadığına dair ciddi kaygılar geliştiriyor.Yani inançlar olumludan olumsuza doğru yön değiştiriyor.Üstelik sadece kendisinin değil, kendisinden bile daha çok değer verdiği yavrusunun, eşinin,ailesinin hayatından da endişe etmeye başlıyor. Bir toplum ve ülke için aslında bundan büyük tehlike yok inanın.Toplumu bir bütün halinde tutan toplumsal güven duygusu kaybedilirse gerçekten çok acınacak durumlara düşeriz.Birbirine güvenmeyen bir toplumda, ne sağlıkçıya, ne eğitimciye, ne güvenlikçiye, ne siyasetçiye güven duygusu kalmamış demektir.Bütün bunlar toplumsal bir travma geçiriyoruz anlamına da gelebilir. Buna rağmen haberler dışında televizyonlarımıza bakarsanız sanırsınız muhteşem güzel günler yaşıyoruz.Gelişmişliğin zirvelerindeyiz.Her şey çok iyi gidiyor, hiçbir sorunumuz ve gelecek endişemiz yokmuş gibi algılayabilirsiniz.Kanallarda yarışmaların biri bitiyor, biri başlıyor; diziler deseniz her telden konulara göre dizilerimiz var, istediğimizi seçme şansına sahibiz.Evlenme şansı bulamayanları evlendiren programlarımız bile var, daha ne olsun!

Ama olmuyor, bunca göz boyamaya rağmen içten içe yaşadığımız kokuşmuşluk, vahşet, şiddet ve ahlaksızlık çok ürkütücü. Bir kadının geç saatlerde dışarıda ne iş vardı diye sorgularken, aslında sorgulamamız gerekenin, bir kadının geç saatlerde de olsa dışarıda dolaşabilme özgürlüğünü engelleyenlerin, hatta canını alan yaratıkların dışarıda ne işleri olduğunu sorgulamak olduğunu görmüyoruz.

Şiddete uğramış olmasının suçunu ve sorumluluğunu şiddete uğrayan kişiye yüklemek en kolay yol çünkü. Bizi de sorumluluk almaktan kurtaran en kolay yol. Kadın tecavüze uğrar, kesinlikle tahrik etmiştir deriz, bir kadın öldürülür kesinlikle hak etmiştir deriz, diyelim ki suçlu yakalandı; mahkemeden iyi hal indirimi, tahrik indirimi, pişmanlık indirimi hediye verir, bir süre sonra da tutuksuz yargılar tekrar toplumun içine salıveririz. Sonra akşam televizyon ekranlarında yaşanılan şiddet ve terörün bir takım uzmanlar tarafından sözde yorumlanması adına nasıl magazinleştirildiğini izleriz. Nasılsa bu kötü olay bizim başımıza gelmemiştir.

En son 21 yaşında gencecik bir kadınımız eşinin silahından çıkan kurşunlarla can verdi. Ve tıpkı diğerlerinde olduğu gibi bu ölüm de bağıra bağıra geldi. Kadın eşinden ayrılıp sığınma evine sığınmış(!) ama öldürüldüğü gün kızımızın annesine telefon açıp, gelin kızınızı sığınma evinden alın demişler ve eve göndermişler.

Şimdi soruyorum ben, asıl suçlu kim? Öldüren eş sadece tetiği çeken el. O ele o silahı veren, silahın ateşlenmesini bekleyen ve o silahın önüne hedef olarak kızımızı koyan biziz. Siz, biz, hepimiz... Hani önemli insanlar öldürüldüğünde cenazesinde yürüyüşler yapıp ölen kişinin adını söylerler ya, bilirsiniz: Hepimiz falancayız diye... Ben bu en son cinayetten sonra ‘hepimiz katiliz’ diyorum. Bir spor karşılaşması için ortalığı ayağa kaldıran, topluca yürüyüşler yapan, bir araya gelen, sesini duyurabilen kalabalıklar bu tür olaylarda duyarsız kaldığımız için katiliz. Bu olayların gündemden düşmesine seyirci kaldığımız için katiliz. Akşam dizide ne olduğuna ayırdığımız zamanı öldürülen kadınlarımızdan esirgediğimiz için katiliz. Laylaylom programlar yayınlayıp, kim kiminle nerede görülmüş babından sözde ünlü (!) lerin hayatlarını anlatan program yöneticilerine tepki göstermediğimiz için katiliz.

Bir anne olarak son cinayet özellikle çok içimi acıttı. 21 yaşında ama neredeyse hala çocuk bir genç kadın, belli ki takıntılı, belli ki normal düşünmeyen eşi tarafından öldürüldü. Bu cinayete engel olamayan tüm yetkili ve ilgililer bana göre bu saatten sonra ne söylese boş, ne yapsa anlamsız. "Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz" derler. Konuşan çok ama önleyemediğiniz cinayetler ortada. Şimdi bekleyin ve izleyin, bu cinayeti işleyen kişi ne ceza alacak! Ben bekliyorum, siz de bekleyin, takip edin,öğrenin.

Bunca kötü olaya rağmen siz yine de umudunuzu kaybetmeyin.Çocuklarınızı iyi yetiştirdiğinize inanıyorsanız, insan, hayvan ve doğa sevgisi verebildiyseniz, çevresine saygılı, başkalarının haklarına özen gösteren bir birey yapabildiyseniz asla umudunuzu kesmeyin. Çünkü ben de umuyorum ve istiyorum ki, o çocuklar büyüyüp daha insanca bir yaşam kurmamızı sağlasınlar.

Bugüne olan inancınızı kaybetseniz de yarına olan umudunuzu kaybetmeyin..

Yayın tarihi: 06.02.2013
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu yazar yazısına henüz yorum yapılmadı.