Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile

NEDEN ERTELİYORUZ?

 YAZARI TAKİP ET X
Serap Duygulu’nun YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

 
 

  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Uluslararası literatürde ‘proscrastination’ olarak adlandırılan erteleme sendromu, erteleme hastalığı ya da erteleme bozukluğu olarak da biliniyor. Günümüzde hemen hemen herkesin yaşadığı bir davranış biçimi olarak karşımıza çıkan bu sorun, yapılması gereken ya da istenen bir işin çeşitli sebepler öne sürülerek ertelenmesi durumudur.İşe başlamak, erteleyerek de olsa başlanılan işleri sürdürmek bu kişiler için oldukça zordur. Toplum bu bireyleri ‘tembel’ olarak tanımlasa da, aslında erteleme sendromu olan kişileri ayıran önemli bir özellik bulunuyor. Tembel kişiler başlayamadıkları, sürdüremedikleri veya bitiremedikleri işlerden dolayı huzursuzluk duymazken, erteleme sendromu olan kişiler bu durumdan oldukça fazla rahatsızlık duyarlar. Suçluluk duygusu, bu kişileri tanımlayan en önemli özelliktir. Dolayısıyla hem bireylerin birtakım olumsuz duygular geliştirmesine sebep olan hem de iş ve özel hayatında sorunlara yol açabilen bu davranış biçimi, önlem alınması gereken bir sorun olarak görülmelidir.

Calgary Üniversitesi’nde yaptığı bir araştırma sonucunda Prof. Dr. Piers Steel, insanların %95’inin yapmaları gereken sıkıcı ve zor buldukları işleri ertelediklerini ortaya koymuştur. Bu sonuçlar ne yazık ki insanların büyük bir çoğunluğunun bu durumu yaşadığını gösteriyor. Peki bu kadar sık görülen ve yaşamlarımızı büyük oranda etkileyen bu sorunun kaynağı nedir?

Erteleme sendromuna yol açan sebeplerin başında mükemmeliyetçilik geliyor. Aslında erteleme sendromu ile oldukça zıt olarak gözüken bu davranış biçimi, en önemli sebeplerin başında. Kişiler genellikle yapacakları işin mükemmel olmaması ihtimalinden dolayı korku hissi yaşayarak bir türlü işe başlayamıyorlar. Mükemmeliyetçi kişilerin sık sık korku, endişe, panik, duygularını yaşadıkları düşünüldüğünde, bir işin mükemmel olmamasındansa hiç yapılmamış olması tercih edilebiliyor. Dolayısıyla sürekli olarak önemli ya da önemsiz bahaneler üretilerek işe başlamaktan kaçınma davranışı ortaya çıkıyor.

Erteleme sendromunun sebeplerden bir diğeri ise, bilgi eksikliği. Eğer kişi, yapacağı iş konusunda yeterli bilgiye sahip olmadığına dair bir inanç geliştirdiyse ya da gerçekten işin üstesinden gelebilecek bilgi birikimine, tecrübeye sahip değilse işe başlamaktan kaçınarak erteleme davranışını sürdürüyor.

Belirsizlikler, bir işin başlaması, sürdürülmesi ve sona erdirilmesindeki en büyük etkenlerden bir diğeri. Belirsizliklerin kişi üzerinde stres ve korku yaratması son derece doğal. Erteleme sendromuna sahip kişiler ise, belirsizlik durumunda en çok ‘işe başlamayı erteleyerek’ bu durumun üstesinden gelmeye çalışıyorlar.

Dikkat eksikliği ve odaklanamama sorunu, erteleme sendromunu tetikleyen bir diğer önemli sebep olarak karşımıza çıkıyor. Bunun temelinde bilgi teknolojileri çağının başlamasıyla birlikte yaşanan gelişmeler bulunuyor. Özellikle 21. yüzyılın başlarında yaşanan teknolojik gelişmeler, iletişim ağının yaygınlaşmasını ve internetin kullanım alanlarının yayılmasını sağladı. Daha sonra, başta öğrenciler olmak üzere tüm insanlar internet ve sanal iletişim ağlarıyla çok fazla zaman geçirmeye ve günlük yaşamdaki temel sorumluluklarını ertelemeye başladılar. Çocuklar okul ve ev arasındaki sıkıcı görevlerinden bir kaçış ve rahatlama olarak görülen bilgisayar oyunlarıyla tanıştı. Ebeveynler de motivasyon eksikliği yaşayan çocuklarına ödül olarak telefonlarını vermeye başladı. Gençlerin sosyal medyadaki sanal kimlikleriyle düşüncelerini ifade etmeleri kolaylaştı. Bu şekilde hayatı ‘hızlı ve anlık’ yaşayarak odaklanma becerilerimizi kaybetmeye ve günlük yaşamdaki görev ve sorumluluklarımızı ertelemeye başladık.

Yapılan bir araştırmaya göre 2012 yılında bir bireyin bir ekrandan başka bir ekrana geçiş süresi 1 dakika 15 saniye iken, bu süre 2014 yılında 59 saniyeye kadar indi. Günümüzde bu sürenin gün geçtikçe azalmaya devam etmesi, kişilerin odaklanma sürelerinin de gün geçtikçe azaldığını gösteriyor.

Erteleme sendromunun günümüzde oldukça yaygın bir şekilde görülmesi bu durumun sadece günümüzün değil, geleceğin de önemli bir sorunu olduğunu ve özellikle yeni kuşak gençlerin tehdit altında olduğunu gösteriyor.

Erteleme sendromu temelde yukarıda belirttiğimiz sebeplerden kaynaklansa da; öz güven eksikliği, başarısızlık korkusu, motivasyon eksikliği gibi başka bireysel ve çevresel etmenlerle birlikte genetik yatkınlıklardan dolayı da oluşabilir. Erteleme davranışının çağın bir sorunu olduğunu da unutmamak gerekli. Önemli olan, erteleme davranışının gündelik yaşamdaki görev ve sorumlulukların yerine getirilememesine, iş ve özel yaşamda engeller oluşturmasına yol açan noktayı belirlemektir. Kişinin bu sendromu yaşadığını belirleyen bir diğer önemli ipucu, bu davranıştan rahatsızlık duyması ve genel olarak huzursuz bir ruh haline sahip olmasıdır. Eğer kişi sürekli olarak bu konularda sorun yaşıyorsa, erteleme sendromunu çözebilmek için aşağıda belirtilen teknikleri uygulaması yararlı olur.

• Düzenli olarak yapılacak işler listesi oluşturmak. Uzun vadeli hedefler belirsizliği ve başarı korkusunu artırabildiğinden, planların günlük veya haftalık olarak yazılması gerekir.

• Yapılması en kolay olan işler ilk olarak yapılmalı ve bu işler bitirildiğinde de bir liste tutularak tamamlanan işler de göz önünde tutulmalıdır. Böylelikle kişinin başarı inancı ve motivasyonu artacaktır.

• Zor ve büyük gözüken işler daha küçük parçalara ayrılarak yapıldığında kişi sorunu üstesinden gelinebilecek bir durum olarak görmeye başlar. Ancak dikkat edilmelidir ki, zor işler mümkün olan en az sayıda bölüme ayrılmalı ve önem sırasına göre (en çok önemli olandan en aza doğru) ilerlemelidir.

• Odaklanma sorunu yaşanan durumlarda, kısa bir süre ara verilmeli ve işten uzaklaşılmalıdır. Kısa bir yürüyüş yapmak, kısa bir sohbet etmek, uzanmak ya da müzik dinlemek gibi. Daha sonra dikkat dağıtıcı faktörler ortamdan ve zihinden tamamen uzaklaştırılarak işe devam edilmelidir.

• Pomodoro tekniği, bu konuda en bilinen yöntemdir. Çalışma süresini dilimlere bölerek yapılan bu teknikte, 1 saatlik süre 25 dakika çalışmaya ve 5 dakika molaya ayrılır. Sistematik bir çalışma düzeni erteleme davranışını azaltmaya yardımcı olur.

• Çalışma sırasında odaklanma problemini azaltabilecek birtakım uygulamalar bulunuyor. Telefona veya bilgisayarlara kolaylıkla yüklenebilecek bu uygulamalar sayesinde dikkat dağıtıcı siteler ya da programlar engellenebilir veya belirli bir süre belirlenerek kullanılabilir.

• Her bireyin gün içerisinde en çok verim aldığı zaman dilimi farklıdır. Bazı kişiler sabah erken saatlerde en çok verimliliği gösterirken, bazıları gece herkesin uyuduğu saatleri tercih edebilir. Kişiden kişiye göre değişebilen bu önemli zaman dilimleri mutlaka belirlenmelidir.

Yemek ve uyku düzeni de, dikkat eksikliğine yol açan etkenlerdendir. Dolayısıyla dengeli beslenme ile yeterli uyku ihtiyacı karşılanmalıdır.

• İş ile ilgili yapılacaklar listesiyle birlikte, boş vakitleri değerlendirmek amacıyla da yapılacaklar listesi oluşturulmalıdır. Kişinin yapmaktan en çok keyif aldığı aktiviteler de plan dahilinde uygulanarak ertelemenin önüne geçilmelidir. Böylelikle kişi motivasyonunu yüksek tutmayı sağlayabilir.

• Son olarak, hiçbir başarı başarısızlık yaşamadan elde edilemez. Başarısızlık tecrübesi yaşayan kişinin, bu tecrübeyi yaşamayanlardan bir adım önde olacağı unutulmamalıdır.

Erteleme sendromu, tedavisi mümkün olmayan bir hastalık olarak görülmemelidir. Bu sorunun kişinin yapacağı bilişsel ve davranışsal değişiklerle doğru orantılı olarak çözülebildiği bilinmelidir. Dolayısıyla önce ailede, daha sonra okulda ve iş hayatında süregelen erteleme davranışını oluşturan sebepler doğru tespit edilmeli, gündelik yaşamı olumsuz etkileyecek noktaya gelindiğinde ya da kronikleştiği durumlarda çözüm önerileri uygulanmalı ve gerekirse uzmana danışılmalıdır.
 

Yayın tarihi: 28.08.2018
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu yazar yazısına henüz yorum yapılmadı.