Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile
 

İYİ MİSİNİZ KÖTÜ MÜSÜNÜZ?

 YAZARI TAKİP ET X
Serap Duygulu’nun YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Böyle bir soruyla başlayıp ‘hangisini tercih edersiniz?’ diye devam etmek istiyorum. İyi bir insan olmayı mı, kötü bir insan olmayı mı?
‘Bu bizim tercihimize mi bağlı?’ diye sorabilirsiniz siz de…Ben de iyiliğin ve kötülüğün doğuştan getirdiğimiz özellikler olduğunu söylesem ve kişinin zaman içinde hangisi olmayı tercih edeceğini bilinçli olarak seçtiğini ve zaman içinde biz kendi yolumuzu değiştimedikçe bu yönümüzün kalıcı hale geldiğini söylesem…

İyiliğin ve kötülüğün, hatta ahlakın ve erdemli davranmanın doğuştan sahip olduğumuz özellikler ya da duygular olduğunu söylesem ne dersiniz?

Aslında konu çok ilginç bir araştırmaya ve deneye dayanıyor.

Bebekler üzerine yaptığı çok geniş kapsamlı araştırmalar nedeniyle "Bebek Laboratuvarı" olarak bilinen Yale Üniversitesi Bebek Biliş Merkezinde, Psikolog Karen Wynn ve ekibinin yaptığı deneyler bilim insanlarının ahlakın temellerini ve doğuştan getirdiğimiz özelliklerimizi yeniden sorgulamalarına yol açtı.

Deneyler henüz yaşını bile doldurmamış minik bebekler üzerinde yapılıyor. Bebeklerin bazıları 6 aylıktan bile küçük. Ellerini bile bilinçli uzatamayan, tutma, kavrama, bırakma gibi motor becerileri henüz gelişmemiş bebekler var aralarında. Bizim görüşümüze göre hiçbir şeyden anlamayan, bilinçsiz varlıklar(!). İşte bu bebeklerin ahlaki gelişimlerine yönelik araştırmalar yapılıyor.

Deneylerin amacı; bebekler iyi ve kötü arasında ayrım yapabiliyorlar mı, yapıyorlarsa eğer tercihlerini iyiden yana mı kötüden yana mı kullanıyorlar?

bebek araştırma

Ve asıl can alıcı soru şu: kötü olana karşı tavırları ne oluyor?

İlk deneyde iyi ve kötü karakterleri temsil eden oyuncaklarla küçük bir oyun düzenleniyor ve oyun sonunda bebeklerin dörtte üçünden fazlası iyi olan karaktere uzanıyor. Henüz 3 aylık bebekler bile kötü karakteri temsil eden oyuncağa neredeyse hiç ilgi göstermezken, iyi karakteri temsil eden oyuncağa uzun sürelerle bakarak ilgilerini ifade edebiliyorlar. Buradan anlaşılıyor ki henüz bebekken bile iyi ve kötü arasında ayrım yapabiliyor, tercihte bulunabiliyoruz.

İkinci deneyde ise diğer karakterlere kötü davranan bir oyuncak ve onun kötü davranmasına rağmen zor durumda kaldığında ona yardımcı olan diğer karakterler bebeklere bir oyun içerisinde sunuluyor. Oyunun bir yerinde kötü davranan karaktere de kötü davranan bir karakter gösteriliyor ve bebekler bu kez iyi davranan oyuncağı değil, kötü karakteri cezalandıran yani ona kötü davranan oyuncağı tercih ediyorlar. Bu da bizim adalet duygumuzun da doğuştan getirdiğimiz bir özelliğimiz olduğunu ve haksızlık yapanın cezalandırılması gerektiğine inandığımızı gösteriyor.

Yetişkinlerin kendilerine benzeyen insanlara yakınlık göstermesi eğilimi neredeyse birebir bebeklerde de aynı biçimde gözlemleniyor. Yetişkinler nasıl kendilerinden farklı olan insanlara karşı daha ön yargılı davranıyorlarsa bebekler de aynı biçimde davranıyor. Hatta ilginçtir ki bebekler de kendilerinden farklı tercihte bulunan karakterlere kötü davranılmasına göz yumuyor. Yani ‘benden farklı davranıyorsan, benim gibi düşünmüyorsan başına gelen kötü şeyleri hak ediyorsun’ demenin bir diğer yolu. Araştırmada teste tutulan bebeklerin %87’si bu şekilde davranıyor. Araştırma sonuçlarından yola çıkarak uzmanların vardığı sonuç çok ilginç;

• Bizim gibi olmayan, bizim gibi düşünmeyen insanlara zarar verenleri sevmeye meyilliyiz.
• Bizler dünyayı farklı insan gruplarına ayırmaya da meyilliyiz.
• Bu ayrımları neredeyse çok önemsiz, ufak tefek farklara göre yapıyoruz.
• Bizim gibi olmayanları, yani ‘diğerlerini’, yani ‘ötekileri’ cezalandırmaya meyilliyiz.
• Yetişkinlerde görülen bazı önyargılar, hiçbir deneyimleri ve yaşanmışlıkları olmamasına rağmen bebeklerin zihinlerinde de yer etmiş durumda.

Bilim insanları bu durumu ‘Evrensel Ahlak Özü’ ile doğmak olarak tanımlıyorlar. Hepimiz aslında bu öze sahibiz. Hangi yönümüzü geliştirmek istiyorsak o yönümüz karakterimiz olur.

Kısaca siz hangisi olmayı istiyorsanız o olursunuz. İyi olmayı tercih ederseniz iyi, kötü olmayı tercih ederseniz kötü bir insan oluyorsunuz. Bu da aslında yaşadığı onca olumsuzluğa ve kötü şartlara rağmen bazı insanların neden iyi olduğunu anlamamızı sağlıyor. Ya da iyi bir aileye ve sağlıklı şartlara sahip olmasına rağmen bazı insanların neden engellenemez bir şekilde kötü olduğunu, hatta iyiliği seçme şansı varken seçmeyip kötü olmayı tercih ettiğini anlıyoruz. Tıpkı hikayedeki gibi:

Yaşlı Kızılderili reisi kulübesinin önünde torunuyla oturmuş, az ötede birbirleriyle boğuşup duran iki kurt köpeğini izliyorlardı. Köpeklerden biri beyaz, diğeri ise siyahtı.

Çocuk kulübeyi korumak için bir köpeğin yeterli olduğunu düşünüyor, ikinci köpeğe neden ihtiyaç olduğunu ve renklerinin neden illa siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu.

Dedesine merakla sordu. Yaşlı reis bilgece gülümsemeyle torununun sırtını sıvazladı.

Onlar dedi, benim için iki simgedir evlat.

Neyin simgesi diye sordu çocuk.

İyiliğin ve kötülüğün simgesi. İyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur.

Onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürüm. Onun için yanımdalar onlar.

Çocuk; mücadele varsa kazanan da olmalı diye düşündü ve bitmeyen sorulara bir yenisini ekledi;

Peki, dedi. ''Sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?

Yaşlı reis, derin bir gülümsemeyle baktı torununa.

Hangisi mi evlat?

Ben hangisini daha iyi beslersem!

Çevremize baktığımızda pek çok insanın hangi yönünü beslediğini görebiliyoruz.

Asıl soru şu: Siz hangisini besliyorsunuz?

Yayın tarihi: 16.11.2015
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu yazar yazısına henüz yorum yapılmadı.