Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile

TRUE DEDECTİVE

 YAZARI TAKİP ET X
Şenay Tanrıvermiş’in YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

TVkolog Yrd. Doç. Dr.
 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Felsefe dersine giriş niyetine izlenebilir ve bu amaçla izleyenlere edebi tatlar armağan eden dizi, seyir halinin tüm duyularını ziyadesiyle tatmin eder. Bazı bölümlerin anlam derinliğinde ve sarhoşluğunda boğulmamak için önlem alınmalıdır. Yoksa cidden esir alır True Dedective…

Konumuz dizinin konusu değil. Hem zaten bu dünyada söylenmemiş söz, işlenmemiş konu kaldı mı? Konuyu işleyişi, oluşturduğu yapı, kullandığı dil ve müthiş özel hipnotize edici ‘True Dedective’ dünyası! Abartmak gibi olmasın ama her bölümü bağımsız film tadında tat veriyor, yani vallahi festival gibi dizi.

Aslında aksiyon hızı ve biçiminde bilmediğiniz hiçbir şey yok denilebilir. Belli bir ritüele göre, ortak ipuçları ve izler bırakarak cinayetler işleyen bir katil var. Bu sırada epeyi dini referanslar veriliyor, varoluşçu sorgulamalar yapılıyor ve dünya da var olmanın çıkışsızlığı, insan olmanın çaresizliği ile ilgili sınırları zorlayan mesajlar yağdırılıyor. Zaten diziyi ayrıcalıklı ve özel kılan yapı varoluşçu sorular sormasından kaynaklanıyor. Yoksa yani bu dedektiflerin olmadık becerileri, çok kıvrak zekaları, beton gibi yumrukları filan yok.

Dedektifler Martin ve Rust cinayetleri çözerken geçmişle bugün arasında gidip geliyorlar ve bu gidip gelmeler sırasında sadece cinayetler değil, iki dedektifin sorunlu yaşamlarına da ışık tutuluyor. Martin son derece düz, yalın, kaba ve düzeni temsil eden sıradan bir karakter, Rust ise her haliyle sistemin dışında, kuralların kıyısında, ciddi arızalı ancak çok merak uyandıran, kuyu gibi karanlık ve derin bir karakter. Her ikisinin oluşturduğu çatışma ve her ikisinin seri cinayetler karşısındaki farklı tutum ve bakış açıları hikayenin çekirdeğini oluşturuyor.

Katilin bulunup bulunmamasından çok Martin ne yapacak ve Rust bu durumda nasıl bir reaksiyon gösterecek merakı hiç azalmıyor.
Üstelik 4. Bölüme kadar aksiyonu neredeyse yok denilecek ağır bir tempo seyretmesine karşın, psikolojik ve felsefi fikir çatışmalarının yoğunluğu kovalamaca sahnelerinden çok daha etkili anlar oluşturuyor. İlk üç bölümde dizinin kendi dünyası sağlam temellerle köklendiriliyor ve dördüncü bölümde tek planlık upuzun aksiyon hızıyla seyirci ekrana kilitleniyor resmen.

Sanılmasın ki mesele bu bölümden sonra aksiyona dönüşüyor ve sıradan aksiyon, gerilim dizilerindeki kıvama geliyor. Ancak ‘True Dedective’in kendi akıl ve ruh jimnastiği içinde hareket çoğalıyor, tempo kazanıyor. (Her memleketim insanı gibi ‘bizde olsa’ kıyaslaması yapmazsam çatlarım. En az bir paragraf konuşurum şimdi doğal olarak :) İşte tam bu noktada ülkemizde oynasa reyting kurbanı olacağını ve 3 bölümde ruhuna el fatiha okunarak başarısızlığıyla kısa bir süre başlık olup biteceğini hatırlatmakta fayda var. Görülüyor ki başarılı, incelikli ve derin işler biraz sabır istiyor, önce yapımcısının güvenmesi ve arkasında durması gerekiyor. Sonra da seyircinin anlık tüketimden vazgeçip seyrederken biraz daha etkin izleme gerektiren işler için emeğini esirgememesi lazım galiba. Hemen zaplana zaplana dizi kalmadı, adı başarısıza çıkmayan oyuncu, senarist, yönetmen yok gibi ama açıktan söyleyeyim seyircide de yerli yapım izleyecek zevk ve istek azaldı.

Neyse konumuz ‘True Dedective’e dönelim ve bir dedikoduyla bitireyim; Bence Rust’ta bizim Behzat Ç. Abimiz gibi çok içiyor, az konuşuyor, uzaklara bakıyor, saçlar başlar bir tuhaf... Acaba diyorum Rust bizim Ankaralı Behzat’ın bir şeysi filan olmasın! İşte ne yapacaksınız neticede benim kafam da böyle işlere çalışıyor. Ne bileyim belki aile dağılmıştır, Rust Amerika’ya gurbete giden tarafta kalmıştır çok küçükken. Behzat burada kalmıştır. Allah bilir kendileri de bilmiyordur kesin. Ay vallahi Müge Anlı’ya gitmek şart oldu. Kavuştursun Rust’la Behzat’ı! Kim bilir ne ağlarlar, sonra kesin içmeye giderler.

Yayın tarihi: 23.04.2014
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu yazar yazısına henüz yorum yapılmadı.