Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile

TEŞEKKÜRLER KARAGÜL

 YAZARI TAKİP ET X
Şenay Tanrıvermiş’in YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

TVkolog Yrd. Doç. Dr.
 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Teşekkürler Karagül! Teşekkürler çünkü bir engelli annesinin sessiz çığlığını her bölümde farklı açılardan hiç abartıya kaçmadan, seyircinin gözüne sokmadan ama yüreğimize batırarak gösterdin. Genellikle dizilerin hasta, yatağa bağımlı karakterleri olsa da engelli sayısı her zaman çok azdır. Bu anlamda Karagül elbette ilk değil ancak konuyu merkeze koymadan işleyişi ve engelli kadar yakınlarının farklı tepkilerini açığa çıkartması bakımından gayet iyi ve hassas bir denge tutturuyor.

Dizide Kendal Ağa’nın ilk karısı Emine ve engelli oğlu Asım, kocaman bir konakta ikinci kuma, kardeşler, babaanne ve torunlar hep birlikte yaşarlar. Herkesin inişli çıkışlı hayatları, ulaşmaya çalıştığı idealleri, birbiriyle kavgası varken Emine ve oğlu Asım sessiz birer demirbaş gibi ve ortalıkta fazla görünmeden yaşarlar. Onlar askıya alınmışçasına hayatın yanı başlarından geçmesini izlerler. Kendal iki sezondur hiç yüzüne bakmadığı ilk karısı ve oğlu için suçluluk duymaz, dahası suçlar. Emine koskoca ağaya engelli bir oğlan doğurduğu için suçludur, çocuk ise engelli olduğu için affedilemez. Kendal son bölümde açıkça itiraf eder; kendisine acınmasına neden olan bu çocuk yüzünden ezik, zayıf, çaresiz kalmamak için Asım’ı istemediğini ve isteyemeyeceğini söyler. Asım onun hayallerindeki erkek çocuk değildir, iktidarını ve soyunun devamını gölgeleyen bir defodur. Emine de bu felaketin yaratıcısıdır. Dolayısıyla görmezlikten gelinmeleri normaldir. Kaldı ki Emine ve ayıplı oğlunu görerek onları utandırmanın da alemi yoktur. Çok sarsıcı görünen bu tablo aslında hiç de yabancı değil, değil mi?

Üzerine kuma gelen bir kadının ve engelli çocuğunun ev içinde ailesi tarafından görmezlikten gelinerek inkar edilmesi son derece yerinde bir iz düşüm değil mi? Yani toplum olarak çoğunlukla biz de öyle yapmıyor muyuz? Zaten aynen dizideki gibi engellileri evlerin içine mahkum ediyor ve dış dünyaya gösterilmemesi gereken bir ayıp gibi saklamıyor muyuz? Ayrıca hayata karışmak isteyenler için hiç uygun olmayan altyapı ve uygulamalarla yaşamın iyice trajik hale getirilmiş olması da arada bir hatırlanan ayıplarımızdan biri olarak sapasağlam yerinde durmuyor mu? Sadece belirli gün ve haftalar kapsamında, yani engelliler haftasında bolca konuşup konuyu tüketip ve sorunların içini boşaltıp bir sonraki haftanın gündemiyle oyalanmıyor muyuz? Özetle Karagül gerçeğin çirkin manzarasını gayet denk bir üslupla önümüze koyuveriyor.

Karagül’de Hülya Duyar’ın can verdiği Emine böyle yaralı bir karakteri inanılmaz bir performansla adeta gerçek kılıyor. Kocası tarafından sadece hizmetçi olarak görülen ve çocukları Asım’ı tek başına sahiplenen Emine kaderine razı, sessiz, acılarını içine gömmüş sahipsiz bir kadın. Aslında ne adı ne kendi yok olan milyonlarca kadından bir tanesi Emine!

Konağın içinde ve sözde ailesiyle beraberken hayalet gibi yaşayan kadın ve oğlu, kocası için yoklar. Emine zaten var olmaya, dikkat çekmeye ya da herhangi bir hak iddia etmeye çalışmıyor. Kendini ve oğlunu saklar gibi yaşıyor. Çoktan vazgeçmiş, vazgeçirilmiş milyonlarca ümitsiz kadından biri. Dizinin işleyişinde de Emine karakterine ayrıca bir zaman ayrılmıyor, sesine kulak verilmiyor ve dolayısıyla olası iç fırtınaları da bilinmiyor. Emine gibi bir karaktere odaklanılmaması da genel toplumsal yaklaşımın mükemmel bir izdüşümü olduğu için yan hikaye olarak kenardan ama derinden etkiliyor. Merkezdeki hikayeyi sündürmeden ve kenardaki karakterlerin hikayelerine dönerek es geçilen hayatlara bakmak hem teknik açıdan duyguyu güçlendiriyor hem de seyirciyi ta içinden yakalıyor. Tıpatıp gerçek hayatta yaptığımız gibi üzülerek yanından geçmeye benziyor.

Son bölümde Emine, kocası tarafından tartaklanıyor ve engelli çocuk Asım’da babasının gazabından payına düşeni alıyor. Aslında belki de babasının oğluyla kurduğu/kurmadığı tek iletişim/iletişimsizlik ve temas bu itişme olduğu için aksiyonun anlamı çok daha fazla büyüyor. Emine baba evine sığınmayı deniyor ama orada da kapılar yüzüne kapanıyor. Aslında dizi boyunca kadınlara sımsıkı kapalı kapıların aralanması için çeşitli adresler veriliyor, çözümler öneriliyor.

Kısacası pek çok farklı kadın dramına sebep olan ataerkil düzenin acımasız çarklarını gösterdiği için, özgün bir senaryoyla bizden meselelerin dibini kazdığı için ve farklı bir oyuncu seçimiyle ezberden kaçtığı için de teşekkürler. Ece Uslu’nun müthiş performansına her bölüm için ayrıca alkışlar… İşte bu yüzden Karagül dizisi kocaman bir alkışı hak ediyor gerçekten. Tebrikler, teşekkürler Karagül!

KARAGÜL'ÜN ASİ ÇOCUĞU BARAN İLE KEYİFLİ BİR SOHBET

Yayın tarihi: 09.10.2013
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI (2)

evet çok gerçek bir olayı çok gerçekçi yaşatıyorlar bana

10.10.2013 12:59:22 nesligül erdirik

çok önemli bir konuyu gündeme taşımızsınız, tebrikler...

09.10.2013 11:40:43 kemal tanrıvermis