Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile

MUHTEŞEM KUZEY GÜNEY

 YAZARI TAKİP ET X
Şenay Tanrıvermiş’in YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

TVkolog Yrd. Doç. Dr.
 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Kuzey Güney 90 dakika film tadında çekim kalitesi, temposu ve senaryosuyla Türk televizyonlarındaki dizi çalışmalarında çıtayı çok yükselten bir örnek olarak Çarşamba akşamlarımı bağladı. İnşallah bozulmaz.

Dizilere özgü uzatmalar, tekrarlar, ara bağlayıcı 4-5 dakikalık şarkılar, İstanbul manzaralı akşamlar-sabahlar, başrol oyuncusunun uzaklara daldığı sahneler yok.

Burada gerçekten bir bakışta tanıdığımız, sonuna kadar ezbere bildiğimiz çok iyi, güzel, mükemmel veya tam tersi tiplemeler yok. Çünkü karakterler var. Hem de acısı, kusuru, eksiği, yanlışına rağmen insanı oluşturan şartları, atmosferi, toplum ve aile yapısını çok konuşmadan ve replik zoruyla değil atmosfer ve oyunculuk kalitesiyle veren bir dizi.

Kıvanç öldürdün bizi, nasıl iyi oyuncu olduğunu gördük, iyice anladık, saygı duyduk. Zaten seviyorduk… Ay bu kadar iltifat tek bölüm için belki fazla ve cesur. Dur bakalım kaç sıkımlık kurşunları var derseniz, bilemem. Ama ilk bölüm beni bitirdi.

Sınıflar arası uçurumlarda kendini inkar eden ve özenti hayatlar peşinde koşan ailenin iyi ve umut vaat eden çaresiz oğlu. Şiddeti kanıksanmış bir baba. Üstelik kendisi kadar karısı ve büyük oğlu tarafından da içselleştirilmiş, normalleştirilmiş bir babayasa düzeni. Ah o ne beylik sözler, ne kadar tanıdık ithamlar ve aşılması ne zor bariyerler kuran suçlamalar.

Ah sevgisiyle, şefkatiyle ve sonsuz bir güven duygusuyla kucaklaması gereken baba yerine, korkutan, şiddetiyle ezen, iten, söven ve kardeşi kardeşe düşman eden kıyaslamalar. ‘Ağabeyin gibi adam olamayacak mısın sen? Yahu sen başımıza bela mısın? Oğlum sen neden böylesin?’ 

Kocasının uydusu bir anne... Herkesin kendini korumaya çalıştığı bir yerdir ev. Annenin anneliği, karılığından sonra gelir. Maalesef çok sonra…

Babayı sakinleştirmek, memnun etmek ve ne yaparsa yapsın onaylamakla yükümlüdür. Anneliği elinden alınmış sistem bekçisi, ev temizlikçisi, mecburen mi isteyerek mi belirsiz koca yağcısı bir piyon.

Tüm bu koşullarda evin küçük oğlunun karmaşık duygu dünyası, en küçüğün en çok ezildiği soğuk aile saadeti… Kendi çocuklarını suçlayarak temize çıkmaya çalışan anne, baba… Her biri kendi labirent çıkmazlarında deliye dönmüş, burnundan soluyan karakterler...

Ay diziye dalıp her birine tek tek yardım etmek, kucaklamak, durun sakin olun demek ve babayı iyice bir azarlamak istedim. Kimse de babaya "Sen neden böylesin?" demiyor ama çocuğa "Sen neden böylesin?" deme hakkı var herkesin. Evin küçüğüne hepsinin gücü yetiyor. Düzen böyle. O sistemin suçlusu, defosu, günah keçisi... Biri kötü olunca diğerleri otomatikman iyi oluyor. Tek kusur çocukta, çocuklar da.

Ağabeye kızayım mı bilemedim. Eli, kolu, dili, ruhu bağlı çocuğun… Sınıflar arası çatışmada kendini inkar etmek zorunda hissetmiş. İliklerine kadar ezik… Özenti sosyetenin sahte ve ucuz taklidi. Üstelik arada bir çarptığı kendisinin yüzüne bakacak yüzü kalmamış.

İnsanın kendi yüzüne bakacak yüzünün kalmaması ne demek? Cevabı ağabeyin kaçak gözlerinde saklı…
 

İşte bu iklimde kardeşi kardeşe düşüren, sürekli kıyaslamalarla zaten insan doğasında var olan kardeş rekabetini düşmanlığa çeviren yılanlı diller.

Acıtan, gerilimi yükselten suskunluklar, ailece yenen tehlikeli akşam yemekleri...

Çevresinde iki erkek kardeş olup, bir ölçüde de olsa rekabet, kıskançlık en azından gerilime şahit olmayan yoktur. Geçen Çarşamba akşamı Kuzey’le Güney arasında kaldık. Hani kardeşlerden hangisine hak verseniz diğerine haksızlık etmiş olursunuz ya, bana da öyle oldu. Çünkü ikisi de sonuna kadar yanlışlarla dolu olsalar da, haklıydılar.

Ah bu memleketin küçük oğulları; savunmasız, yalnız, baştan öfkeli, kırgın çocuklar. Babayasa düzeninden sonra ağabeyasa müfredatında ikinci kere dövülen ruhlar.

Korkudan şefkat vermeyi unutmuş annelerin oğulları.

Siz evin büyüğümü küçüğü müsünüz, sizce hangisi daha çok eziliyor? Ben düşündükçe fikir değiştiriyorum, ya siz de durum nedir?

Yayın tarihi: 13.09.2011
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI (26)

anlaşılmıştır ki dizi en kısa zamanda izlenecek ve yeniden yorum yapılacak..Merak uyandırdın:) sevgiler..

17.11.2011 20:07:07 nilgün akın

dızıyı ızlemedım ama sızın yorumunuzdan sonra ızleyecem ben dızıden cok sızın yazınızı beyendım saygılarımla

19.09.2011 18:58:15 mehmetzeki hıtay

Çok teşekkürler ve saygı benden efendim:))

20.09.2011 11:04:17 Şenay tanrivermis
26 YORUMUN TÜMÜNÜ GÖSTER