Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile

BANA ARTIK HİCRAN DE

 YAZARI TAKİP ET X
Şenay Tanrıvermiş’in YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

TVkolog Yrd. Doç. Dr.
 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

‘Parayla saadet olur mu olmaz mı, herkes mutlaka evlenmeli mi, aşk sınıf farkını kapatacak kadar güçlü müdür’ gibi dizi anlatısı için çatışmalı sorular üzerine bina edilen ‘Bana Artık Hicran De’ başladı. Kadro göz dolduran, her zevke seyir keyfi veren ve oyunculuk arayanları da tatmin eden isimlerden oluşuyor. Aslı Enver, Buğra Gülsoy ve Alican Yücesoy'un ekrana yakışan ışıltıları eşliğinde yer yer bazı aksaklıklar olsa da ilk bölüm merak uyandırmayı başarıyor.

Babasının otoritesine tam teslim olmuş Hicran ve vitray ustası sanatçı baba her gün atölyeye beraber gidip gelen camın büyüsüne kapılmış kendi halinde insanlardır. Hicran büyük bir hayranlıkla gündüz babasının sanatını icra eder ve çalışır sonra akşam eve gelir sofrayı kurar, annesine yardım eder. Oysa annesi kızı evde kalacak diye panik içindedir ve şöyle yağlı bir kapıya kızını gelin vermek için üç buçuk atar. Hicran vitray çizen, boyayan yaratıcı, yetenekli, çalışkan, yumuşak başlı ve iyi kalpli bir kızdır. Neredeyse pamuk prenses, sindrella kıvamında gerçek dışı ve zaman dışı bir algı yaratır çünkü örneğin cep telefonu bile yoktur ve zaten istemez bile. Yani o derece başka türlü bir kızdır ve sadece maneviyattan oluşan saf, temiz dünyasında hiç heyecansız, arzusuz, talepsiz mutludur. Annesinin dolduruşları, evde kalacak tehditleri ve telkinleriyle babası son gelen talibi en azından evine kabul eder. Yalnız Hicran’a sormayı akıl etmezler ya da gerek duymazlar ve haber verip söylemezler bile. Bu noktada anlatı bir kez daha olayın hangi devirde, nerede geçtiğine dair şüphelerle tekliyor ve kızın uysallığına, salaklığa varan saflığıyla gerçek dışılığa taşıyor.

Eve kısmet geleceğini duyan Hicran’ın eli ayağı boşalıyor, iştahı kaçıyor ama itiraz edemiyor ve boyun büküp gizlice dolan gözlerini siliyor sadece. Karakter neredeyse Küçük Emrah filmlerine ait görünüyor. Kahveleri pişirirken zar zor annesine evlenmek istemediğini söylese de annesi hiç oralı olmuyor tabii. Hicran’ın kurbanlık koyun gibi kaderine razı çaresizliği, dilsizliği acıma duygusu uyandırmaktan çok sinir ediyor. Bu arada tek eğlencesi tüm aile uyuyunca karşı komşunun kızıyla gizlice balkonda oturmak, kıkırdamak çünkü ailesi, komşu kızıyla balkonda oturmasına da izin vermiyor nedense! Kaldı ki bunu da arkadaşının zoruyla yapıyor Hicran! Burası dizinin komedi unsurlarını tamamlaması için konulmuş ilave sahneler gibi duruyor. Ne de olsa tüm dramlarda mutlaka uygun miktar da gülünç sahne konulması adettendir. Din, gelenek ve göreneklerin tam işlediği mahalle kızının sosyalleşmesi de bu kadar oluyor şeklinde bir dünya yaratılıyor güya.

Öte yanda ise paranın, içkinin, abartının sular seller gibi aktığı dünya da zengin bir ailenin düğün hazırlıkları resmediliyor. Kocaman bahçeler, salonlar, ışıklar, simler, tüller, ipekler, şık gece kıyafetleri eşliğinde zengin işi nişan sahnesiyle çatışmalı dünyalar akıl çeliyor. Ancak güçlüler dünyasının eğlencesi, entrikası, ince hesapları çok kaba ve yabancı bir dille yazıldığı için kendi kendini yeriyor neredeyse. Örneğin sosyete nişanının esprisi ‘tarlaya ektim soğan’ türküsüyle gençlerin dans edip havuza atlaması oluyor ve tüm bunlar büyük bir çılgınlığa işaret ediyor. Ele avuca sığmaz, çapkın, iş bitirici, espritüel, hızlı evlatlık Sinan ise zenginliğin ve bekarlığın tadını çıkarırken hep yarım bir gülümsemeyle bu sahte dünyayla dalga geçtiğini ilan ediyor. Nerde akşam orda sabahlayan Sinan, bir başka güya komedi unsuru gibi dururken içten içe derin ve hassas bir kişilik olduğunu belli etmek için her şeyle alay ediyor.

Bu iki uzak ve ortak elemansız yaşam biçimi, nişanlılara hediye edilen yalının vitrayları için işleri mecburen Sait Usta’ya düşünce kesişiyor. Yani zenginlerin işi fakirlere düşüyor. Böylece Sinan, Hicran ve Murat’ın imkansız aşkına sebep olacak zemin bulunmuş oluyor ve vitray ışıklı tarihi mekanlarda masalsı bir aşk kovalamacasının ilk adımları atılıyor. Bana Artık Hicran De eğer karakterlere derinlik kazandırır, daha karma bir dünya yaratır ve çarpıcı tezatlıklar yerine inandırıcı çelişkilerle ilerlerse kalıcı olmayı başaracak ve sezona tutunacak gibi görünüyor.  

Yayın tarihi: 17.09.2014
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI (1)

Elinize sağlık

19.09.2014 12:41:35 Gulbaharmete mete