Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile

SORULARA UYANMAK

 YAZARI TAKİP ET X
Sema Tezer’in YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

Sadece İnsan Profesyonel Koç ve NLP Uzmanı
 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Kendimi bildim bileli, kendimle, çocukluğumla ilgili hatırladığım ilk şey, içimde hep sorularla dolaştığım, alkımında her zaman bazı soruların asılı olduğu… Tıpkı tüm çocuklarda olduğu gibi… Geçmişi gözümde canlandırdığımda, film karelerinden kesilmiş fotoğraflardaki gibi, başımın üstünde mandallı birer soru kağıdı canlanıyor gözümün önünde. Her karede ayrı bir soru...

“Bu ne?”, “Kim yapmış?”, “Neden buraya geldik?”, “Dünya uzayda nasıl düşmeden duruyor?”, “Allah kim?”, “Ben buraya nereden geldim?”, “Acaba gözlerim nasıl görüyor?” gibi binlerce çoğaltabileceğim, mantıklı, mantıksız sorular… Geçen her yılda, her çağda formu, içeriği, derinliği değişen sorular…

Geçtiğimiz günlerde bunların üzerine düşünüyordum. Acaba sorular bana ve yaşamıma ne yaptı? Soru sormaya ve cevap aramaya acaba nasıl başladım? Bu soruları sormasaydım ben kim olurdum?, Soruların yaşamıma kattıkları neler, yarattıkları farklar neler? diye…

Bunları düşünürken kütüphanemden Dost Can Deniz’in yazdığı “Cesur Sorular” isimli kitabı aldım elime. İçinde 101 adet kendi kendinize, kendinizle ilgili yanıtlayacağınız soru bulunan, Sorulara aradığınız cevaplarla, bir nevi kendi kitabınızı size yazdıran bir kitap. Kitabın giriş bölümü Adolf Berle’ye ait şu cümle ile başlıyor;

“Soru Sormak, bilim ve sanatın, tüm bilginin kaynağıdır.”

Tüm dünyayı, insanlığı ve insanlığın geçirdiği evrim sürecini, tüm bilimsel sanatsal, ruhsal, zihinsel gelişmeleri ve gelişimimizi düşünürsek, sanırım her yenilik, her değişim, bir çırpıda zihinlerden sıyrılıp ağızlardan çıkan çok basit birer soru ile başlamış olmalı…

Her yeni tohumun ardında, meraklı, perdeleri kaldırmaya, ardını görmeye hevesli sorular soran birer beyin olmalı…

Kendimi, kendi içimde olanları, yaşam amacımı, neden burada olduğumu derinlikli araştırmaya başlamadan, NLP (Neuro Linguistic Programing) ve Koçluk bilimleriyle tanışmadan, beyin sistemimizin nasıl çalışmakta olduğunu öğrenmeden önce, kendi içimde dönüp duran sorulardan hareketle bunları düşünüyordum.

Üniversite yıllarında sorgulama sürecimin tavan yaptığı zamanlarda, insanı ve insanın içinde neler olduğunu araştırırken tanıştığım NLP ve Koçluk bilimleri sayesinde tüm varsayımlarım sağlam zeminlere oturmaya ve kanıtlar kazanmaya başladı.

Şu an artık meslek olarak edindiğim “Koçluk” sistemini uygularken çalıştığım kişilerde ve kişisel olarak aldığım her koçluk hizmetinde, soruların ortaya çıkardıklarını ve insanların yaşamında yarattığı farkları deneyimleyerek de görebiliyorum.

Üniversite yıllarında tanıştığım, beni NLP ve Koçluk ile tanıştıran ve bir daha da peşini bırakmadığım sevgili Eğitmenim Dr. Zerrin Başer’in bir sözü vardır, eğitimlerinde sıkça söylediği;

“Sorular, etrafımızdaki görünmeyen duvarları itmeye yararlar. Beyin her güçlü soru ile karşılaştığında o duvarlar biraz daha itilir ve insana daha fazla olasılığı göreceği bir alan açılır. ” der.

Evet sorularla (kendi kendimize sorduklarımız da dahil) duvarların ardında olanları görme, araştırma, farklı olasılıklara ulaşma cesaretimiz ortaya çıkar. Kendimize ait onlarca perdeyi sıyırırız üzerimizden. Değişimin de gereği bu değil midir zaten? Kaldı ki insan sürekli değişen ve gelişen bir varlıktır, her şeye rağmen.

Ve sorular, tıpkı bir arkeolojik kazı alanında toprak altındaki değerli eserleri açığa çıkarmak üzere toprağa vurulan ilk kazmalar gibidir.

“Cesurca” ve “farkındalıkla” vurulan kazma her toprağa değdiğinde, o kıymetli şaheserler gün yüzüne çıkarlar. Ve insanlar yüzyıllarca baktıkları çorak topraklarda artık paha biçilemez kıymetli eserleri seyretmeye başlarlar.

Ben bugüne dek insana dair tüm öğrendiklerimden ve kendi üzerimde yaptığım tüm araştırmalardan yola çıkarak şunun altına kesinlikle imzamı atabilirim.

“Tüm insanlar içinde böyle şaheserler, kıymetli hazineler taşır.” Yani her insan sonsuz ve sınırsız bir potansiyele sahiptir.

Şimdi sıra sizde!

Tüm kimliklerinizden bağımsız düşününce kendinizi nasıl tanımlarsınız?

Güçlü yanlarınız neler? Gelişime açık gördüğünüz yanlarınız neler?

Bundan 10 yıl sonrasını düşündüğünüzde gözünüzde nasıl biri canlanıyor, bugünkü sizden farkları neler?

Yaşamda sizin için hangi değerler öne çıkıyor?

En çok neleri yapmaktan hoşlanıyorsunuz? Nelerden keyif alıyorsunuz?

Tam olarak bu hayatta ne/neler istiyorsunuz? Bunları nasıl hayata geçirebilirsiniz?

Yaşamınızın hangi alanlarında, hangi değişimler olsun istersiniz?

Bu değişimi başlatabilmek için atacağınız adımlar neler olabilir?

***

Dilediğiniz kadar bu soruları çoğaltabilirsiniz.

Haydi! Elinize bir kalem ve defter alın, soruları ve cevapları yazmaya başlayın !

Şimdi tam zamanı “SORULARA UYANMANIN! ”

Sevgiyle

Yayın tarihi: 22.09.2011
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI (15)

Devamı...Ya herşeyi sormak veya hiçbirşey sormamak gibi iki ucu da yanliş bir tutumdan kurtulunamaz mı ki ?? Kolay gelsin.

23.09.2011 23:58:57 Orkam Esas

Merhaba öncelikle çok keyiflendim yazdıklarınızı okuduğumda, çok teşekkürler :)) Soru sormak da sorularda madalyon gibi iki taraflı sanırım... bir bir tarafı ifade etmişim; geliştiren dönüştüren, insanı olduğundan +1 daha fazlasına götüren sorular... "yaşam amacım ne?, ben kimim?, kendimi daha farklı neler yaparak geliştirebilirim?" gibi.. çok olasılıklı çok alternatif düşündürenler...tabiki bunun ilk koşulu insanın bu gelişime açık ve niyetli olmasıdır.. soruları duymak yada duymamak gibi..

27.09.2011 02:25:55 sema keser

Peki. bu günlerde moda olduğu üzere ''pozitif'' kelimesine sığınıp bu duruma da ''pozitif sorgucu'' diyelim.:))

02.10.2011 00:01:08 Orkam Esas

''Ağaçların yaprakları neden mavi? diye de sorulmaz ki. ''Mavi değil yeşil'' desen,doğru da olsa cevaptan sayılmaz ki. Yanliş sorulara doğru cevap aramakla deprasyondan kurtulunmazki. Bazen de erdem, hayatı olduğu gibi sorgusuz sualsiz kabul etmekten geçmez mi ki?.. ''Komşunun kızı acaba bugün neden kırmzı kazak giydi'' merakına dayalı soru bize yeni bir duvar örmezmi ki? soruları, ''Faydalı sorular'' ve ''faydasız sorular'' diye düzenlesek daha iyi olmazmı ki??? devamı ....

23.09.2011 23:56:31 Orkam Esas

devamı.... "bu arada ağaçların yaprakları sahiden ne renk?" yorumlarınız için çok teşekkürler.... sevgi ve saygılar

27.09.2011 02:27:13 sema keser

Bence renksiz. Ama biz algıladığımız ışık tonuna yeşil ismi takmışız.Eğer aynı tona mavi ismi takmış olsaydık mavi diyecektik bu işin bir yanı.Kendi dışımızdaki gerçeği, kendi sanal algılamamızı aşarak göremeyizki, bu da ikinci yanı. Artık neyi, nasıl,nekadar algılıyorsak ve ona ne isim ( veya ses) takıyorsak o artık bizim için öyledir. Geriye toplumda aynı şeye aynı ismi takıp takmamış olmamıza göre gereksiz tartışmalar kalır. Aynı ismi koyduysak buna ''ortak kültür, Farklı isim taktıysak ''...

01.10.2011 23:47:49 Orkam Esas

... ''farklı kültür'' diyoruz. Ve sonra da benimkisi doğru seninksi yanlış deyip yine kavga ediyoruz. İnsanoğlunun trajikomik ve paradoksal durumu bu. Dışındaki ''Gerçeği'' kendiyle sınırlı sanıp, kendini de sonsuz gerçek sanması. Yapacak birşey varmı? kendimizden üstün bir yaratık olamayacaüımıza göre, yok. Ama gene de bunu bilmek insanı biraz rahatlatıyor. Bilinmezliğin korkusunda ve yalandan iyidir. Kal sevgiyle.

01.10.2011 23:56:18 Orkam Esas
15 YORUMUN TÜMÜNÜ GÖSTER