Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile
 

SOR(G)ULUYORUM...

 YAZARI TAKİP ET X
Sema Tezer’in YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

Sadece İnsan Profesyonel Koç ve NLP Uzmanı
 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Geçtiğimiz günlerde çok öğretici ve geliştirici kısa konuşmaların paylaşıldığı TED Talks sitesinde tesadüfen karşıma çıkan ve başlığı çok dikkatimi çektiği için bir video izledim. Lesley Hasleton isimli, Hz. Muhammet'in biyografisini yazmış musevi araştırmacı bir yazarın sorgulamanın ve şüphenin, inancın temelini oluşturan “insancıl” ve önemli bir nitelik olduğunu anlatan kısa bir konuşması. Siz de bu linkten izleyebilirsiniz.

Konuşmanın başlığı "İnancın temeli: şüphe""

Başlığı gördüğümde beynimin verdiği ilk tepki "şüphe" kelimesine yüklediğim negatif anlam ve "inanç" kelimesine yüklediğim pozitif anlamı bir arada görmenin getirdiği bir anlık şaşkınlık ama aynı anda da merak oldu. İlginç... İnsan inandığı şeyden nasıl şüphe eder ki? Değil mi?

Ve merak... Öyle durduğu yerde durmayan, yere göğe sığmayan yeni yetme öğrenmeye aç bir çocuk ki... Tabii ki şüphelenmeme neden oldu ve izlemek için merakla videonun “Play” tuşuna tıkladım...

Ne enteresandır ki, o videonun başlığında gördüğüm ve negatif bir anlam yüklediğimin farkında bile olmadığım "şüphe", benim de şüphelenmeme ve videoyu izleyerek, yeni bir yazar, yeni bir kitap ve Hz. Muhammet’e ilişkin yeni bir bakışı öğrenmeme ve hepsinden önemlisi tekrar anlamından emin olduğumu sandığım bu iki kelimeyi ( inanç ve şüphe) sorgulamama ve şu an sizlerle paylaştığım çıkarımları yapmama fırsat oldu.

"İnancnı temeli, şüphedir. Şüpheyi ortadan kaldırdığınızda ise kalan şey inanç değil, kalpsiz teslimiyettir." Lesley Hasleton

İşte bu cümle ile belki de tüm insanlığın binlerce yıldır hücrelerine kodlanmış olan derin kodlar alaşağı oluyor;

"Şüphe duyma, bu yol doğru."
"Sorgulama, benim ya da bizim dediğimizi yap".
"Soru sorma, kitap ne diyorsa, öğretmen ne diyorsa, annen, baban, toplum ne diyorsa o tek doğru."
"Tek gerçek bu."
"Herkes böyle düşünüyor."
"Başka ne olabilir ki? "
"Fazla düşünmeye gerek yok."
"Bunun tek gerçek cevabı var. Başka soru sorma."
"Herkesin yaptığını yap."
"Herkesin olduğu gibi ol."
"Değiştirme."
"Dönüştürme."
"Eski köye yeni adet getirme…” diye uzar gider bu liste.

Yukarıda yazdıklarım gibi düşünenlere cevabım; Maalesef ...! Tüm bu kodlar artık değişti ve değişiyor.

Dünyada artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Eskisinden daha güzel daha insancıl daha yaratıcı, dönüşmüş ve evrimleşmiş olacak. Bu video benim buna olan inancımı ve umudumu kesinlikle tazeledi.

Tekrar bir “profesyonel bir koç” ve kendine de her an sorular soran bireysel gelişimine meraklı bir insan olarak şunları farkettim: 

  • Sorgulamak inançlarımızın çeperini esneterek, sınırlarımızı zorlamamıza ve insani gelişim sürecinde her an bir adım daha yol almamıza alan açıyor. Değişimi ve dönüşümü başlatıyor.
  • Soru sormak, hem kendimize hem başkalarına düşünme, yaratma, keşfetme fırsatı vererek özgünlüğü destekliyor. Herkesin düşlemesine, düşlediği bir yaşamı yaratıp onu yaşamasına fırsat oluyor.
  • İnanç kelimesi bugün artık"Soru sorarak, sorgulayarak, beynimizin yaratma potansiyelini kullanarak kendi sonuç ve içsel cevaplarımıza ulaşarak yarattığımız, “o an kesitindeki kendimizin” esnek, değişebilen, dinamik, özgün sonuçları ve hakikatleri" anlamını kazanıyor. Yani koşulsuz ve sorgusuz teslimiyet alışkanlığımız, sorgulayarak ulaştığımız sonuçları içsel bir “teyit - kontrol” sürecinden geçirebilme becerisine bırakıyor. Belki de bu nedenle artık günümüzde “TESLİM OLMA – KABUL” kelimeleri “ADANMIŞLIK” ile yer değiştiriyor.
  • Çünkü bugünün insanı ancak “kendi inandığı” şeylere adanmışlık gösterebiliyor.
  • Bugünün yeni nesline bakınca da, gençlerin neden her tür katı, sınırlayan kural ve inançları ürkmeden cesurca sorguladıklarını şimdi daha iyi anlıyor ve insanlık yolunun artık bu tarafa doğru hızla almakta olduğunu tüm varlığımla hissediyorum.

Tüm bunları fark ederken sorgulamadan edemiyorum :)

Acaba hala içimizde var olan koşullanmış ve sorgulanmamış fikirleri nasıl esnetebiliriz?

Kendi içimizde bizi durağanlaştıran, düşünmemize ve gelişmemize engel olan ne kadar sınırlayıcı inancımız var?

Acaba gün içinde kaç kez "Bu asla olmaz, imkansız" ve kaç kez "Neden olmasın? Başka yolu olabilir mi?" diyoruz?

Çevremizdeki insanlara sınırlarını esneterek alan mı açıyor yoksa kendi kökleşmiş inanç tohumlarımızı mı onlara da ekiyor muyuz?

Çocuklarımıza cesaret mi, korku mu aşılıyoruz?

Eşimizle koşulsuz özgürleştiren sevgiyi mi, yoksa koşullu sınır koyan bir alış verişi mi deneyimliyoruz?

Nasıl daha çok soru soran, üreten, çözüm ve seçenek yaratan bireyler olabiliriz?

Nasıl olmazları oldurabilir, imkansız dediklerimizi imkânlı hale getirebiliriz?

Bildiğimizi sandığımız doğruların, emin olduğumuz gerçeklerin ardında başka hangi doğru ve gerçekler gizli olabilir?

Her kapalı kalmış perdenin ardında başka hangi pencereler var olabilir?

Hangi korkularımızla yüzleşmek, umut ve cesaretimizi ortaya çıkmasını destekler?

Bu umut ve cesaret bize hangi amaç için, hangi adımları attırır?

***

Ya senin içinde de, şu an okuduğun sorulara cevap veren ama tanımadığın biri varsa?

Ya tüm bunlara her zaman "Ammaann geç bunları, hayal bunlar." diyen ses bile, şu an merakla bu soruları dinlemeye başladıysa?

Ya bu soruların çok daha fazlasını sen zaten kendine soruyorsan?

Ya şu an bildiğin her şey yalan ve inandığın her şey aslında bir illüzyonsa?

Ya soruların bittiği yerde hep başka sorular oluşuyor ve bu sonsuza kadar devam ediyorsa?

Ve cevapların başladığı yerde başka cevaplar beliriyor ve her cevap senin içinde kapalı bir odanın anahtarı oluyorsa...?

Çok merak ediyorum...

Yayın tarihi: 24.09.2013
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu yazar yazısına henüz yorum yapılmadı.