Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile
 

"SAHİCİ" OLMANIN HEDİYELERİ

 YAZARI TAKİP ET X
Sema Tezer’in YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

Sadece İnsan Profesyonel Koç ve NLP Uzmanı
 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

“Sahicilik, her gün bizden beklendiğini düşündüğümüz kişi olmayı bırakma ve olduğumuz kişiyi kucaklama uygulamasıdır.”
Dr. Brene Brown – “Mükemmel Olma(ma)nın Hediyeleri” adlı kitabından*...

Bu günlerde yukarıda alıntı yaptığım kitabı* okuyorum ve sarsılıyorum! Kitabın bende bıraktığı en derin iz ve anlattıkları ile kendim arasında bulduğum en temel ortak özellik olduğu için, yazımın başlığını yine kitaptan esinlenerek “Sahici Olmanın Hediyeleri” olarak seçtim.

“Her şeyin bir zamanı vardır” derler ya, çok doğru. Tanıdığın bir kişinin, okuduğun bir kitabın, aldığın bir bilginin senin için anlamı yıllar ya da günler sonra ortaya çıkabilir. Ya da insan, o anlamı ancak o bakış açısına eriştiğinde, hazır olduğunda, yaşamı o bilginin içerdiği deneyimleri ona sunduğu ya da o deneyimlere kendini açma cesaretini gösterdiği günlerde idrak edebilir. Bu kitap, yazar ve anlattıkları da benim için öyle oldu. Kıymetli bir araştırmacı, yazar ve akademisyen olan Dr. Brene Brown’ı (Savunmasızlık, incinebilirlik – vulnerability araştırmacısı) bundan iki yıl önce katıldığımız ICF “Uluslararası Koçluk Federayonu” Global Koçluk Konferansı’nda ana oturum konuşmacısı olduğu zaman dinleme fırsatı yakalamıştım.

O günlerde anlattıkları kulağıma çok hoş gelen, kesinlikle başımı sallayarak onayladığım, altına imza attığım, “Evet, insanın önündeki en büyük engel, mükemmel görünme isteği, -miş gibi yapması... çok doğru!” gibi tepkiler verdiğim bilgilerdi. Hemen hepimizin, “zihnimizce” onaylanmaya değer bulduğumuz, kavramsal olarak anladığımızı ve bir anlamı olduğunu “düşündüğümüz” bilgilere verdiğimiz klasik bir tepkiydi benimkisi!

Brene’in tıpkı kitabında anlattığı gibi, onun anlattıklarına içsel olarak verdiğim cevap şöyleydi;

“Tabii ki anladım! Anlattıklarını kesinlikle biliyorum! Hatta bunları önceden de biliyordum, şu an sadece teyit ediyorum :) Hıhh, bunları anlamaya ve bilmeye son derece yeterliyim. Türkiye’ye dönünce insanlarla paylaşacak ne kadar da önemli bir bilgi. Bunu paylaşma şansı ve önceliği bana ait olacak! Ne mutlu bana... Kavramlar, bu kavramlar hakkında felsefe yapabilmek çok değerli. Ben de -ne mutlu ki-böyle yetkinlikleri olan biriyim...” :) :(

Ama, itiraf ediyorum, sahici değildi!

Sahici değildi; çünkü o anlarda bu duyduklarımın, karşımdaki doğal, içten ve çok samimi bir biçimde konuşan hanımefendinin söylediklerinin, yaşamımdaki deneyimsel yerini araştırmaktan çok, beynimin bilinçli zihin seviyesinde (suyun en yüzeyinde) yaptığı düşünsel geviş getirme eylemine kapılmaktı benimkisi.

Sahici değildi; çünkü duyduklarım karşısında içimde sorular değil, duyduklarıma karşılık, benim de haklı ve bilmeye yetkin olduğumu ispat eden yanıtlar ve karşı cümleler oluşuyordu.

Sahici değildi; çünkü bu düşüncelerin içinde ben yoktum aslında. Düşünceler benden bağımsız, havada salınan ve bir dayanağı olmayan toz bulutları gibi zihnimde dalgalanıyordu. Ve ilk rüzgarla da oradan toz olup uçacaklardı, eminim! Aradan zaman geçtiğinde hafızamda tek kalacak olan, “Bir zaman bir yerde bir hanımı dinlemiştim. Adı neydi? Neden bahsediyordu? Ayy evettt şimdi hatırlıycam... hmmm şeyden bahsediyordu???” tadındaki iç veya dış konuşmalarım olacaktı. Bilgisayarın ara belleğinde kısa süre tutulan, kaydedilmeyen ve bilgisayarı kapatıp açtığınızda uçup giden veriler gibi...

Sahici değildi; çünkü “idrak etme”, deneyimlerimle eşleştirme, yaşamımın içinde bu bilgilerin yerini gözlemleme cesaretini o an gösterememiştim. Bu nedenle aslında Dr. Brene Brown, kitabı ve anlattıkları benim için o an hazır olmadığım ancak belki bir gün anlam kazanacak olan yeni bir insan, yeni bir kitap ve sadece üzerine düşünmeye değer bulup onayladığım bigilerdi.

Bugün bu kitabı ilk defa yeniden okuyor ve sevgili Brene Brown ile yeniden ilk defa tanışıyorum. Bu kez içtenlikle ne mutlu bana, sarsılıyorum, yüzleşiyorum, bir yerlerim acıyor ama huzurluyum :) 

Bu kez okuduklarım, okuduklarımın bendeki yansımaları ve şu an olanlar sahici, çünkü;

- Kusurluluğumu
- Savunmasız ve incinebilir (vulnerable) yanlarımı,
- Mükemmel olmamayı,
- Yetersizliklerimi
- Sadece kendi “sahici” olduğum kişiyi (benden beklenen ya da kendimden beklediğim değil),
tüm çıplaklığı, varlığı ve özgünlüğü ile görebilme ve kucaklayabilme cesaretinin farklı bir biçimde içimde uyandığını hissediyorum. Bunları kabul etmek ve kucaklamak “karanlık gördüğüm yanlarımı da cesurca kabul etmek ve onların olduğu odaya ışık yakma cesaretini göstermek” anlamını kazanmaya başladı.

Şimdi anlıyorum, “karanlık” kötü değildir. Sadece bilinmezlikten ve görememekten dolayı insanı korkutur, ürkütür. Oysa karanlığın içinde yürümeye cesaret eden insan için, o odadaki lambayı, mumu ya da güneşi keşfetmek vardır.

“Karanlığı araştıracak kadar cesur olduğumuzda, ışığımızın sınırsız gücünü keşfedeceğiz.” Dr. Brene Brown

Yazımı, bana ilham veren ve sizinle de paylaşmak istediğim, yine Brene’in kitabından kendi sözleriyle bitirmek istiyorum;

“Bütün kalbinle yaşamak, yaşama bir değerlilik konumundan katılmakla ilgilidir. Bütün kalbinle yaşamak, sabah uyanmak ve ne halledilmiş ve ne kadarı bırakılmış olursa olsun, “Ben yeterliyim” diye düşünmek için cesaret, merhamet ve bağlantı geliştirmek demektir. Bütün kalbinle yaşamak, gece yatağa giderken, “Evet mükemmel değilim, savunmasızım ve bazen de korkağım ama bu aynı zamanda cesur olduğum ve sevgiyi ve aidiyeti hak ettiğim gerçeğini değiştirmez” diye düşünmektir.”

Sevgiyle...

*Kaynak: Dr. Brene Brown – Mükemmel Olmamanın Hediyeleri / Butik Yayıncılık

Yayın tarihi: 31.07.2014
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu yazar yazısına henüz yorum yapılmadı.