Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile
 

KÖYLÜ EKREM'DEN ÖĞRENDİKLERİM

 YAZARI TAKİP ET X
Sema Tezer’in YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

Sadece İnsan Profesyonel Koç ve NLP Uzmanı
 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Yaşam bir öğrenme yolculuğu... Doğumumuz andan son nefesimize kadar süren büyük bir yolculuk…

Önce annemizden, babamızdan ve ilk yaşam deneyimlerinizden öğreniriz dünyayı. Yazı, kışı, sıcağı, soğuğu, aidiyeti, sevmeyi, paylaşmayı, hata yapmayı, düşmeyi, kalkmayı...

Ardından sokaklarda diğer çocuklarla oynarken ailemiz dışındaki ilişkilerden, çevremizden, gözlediklerinizden öğreniriz. Derken okul hayatı başlar ve öğrenme sürecini eşleştirdiğimiz en ana kavram ve mekan okul olur. İlkokul, lise, derken üniversite...

Ardından iş yaşamı; hiç tanımadığımız, bilmediğimiz bir havuzun içine atlamak gibi gelir.

Yaşamımızın öğrenme deneyiminin büyük bir bölümü okullarda sürer aslında. Bu durum, zihnimizde “okul = öğrenme” gibi, öyle güçlü bir eşleşmeye neden olur ki; okul yaşamının bittiği an “tüm ömür devam eden öğrenme yolculuğuna ara verdim ya da sonuna geldim” gibi bir yanılsamaya kapılabilir insan. Bu vakte kadar bilinçli ve farkındalıklı süren yolculuğa az biraz daha spontan, az biraz daha uykulu gözlerle devam edebiliriz farkında bile olmadan. Bu uyku hali, öğrenmeyi sadece belli mekanlarda, belli insanlarla, belli konular hakkında deneyimlediğimiz yanılsamasını da beraberinde getirebilir. Hal böyle olunca, her anımızın, her saniyenin içinde tıka basa dolu olan, karşılaştığımız her yeni deneyim ve öğrenimleri ya da hakkında bir şeyler duyduğumuz insanların yaşamlarının, hikâyelerinin içindeki gizli hazineleri ıskalamamıza neden olabilir.

Oysa yaşam, altında sırlar ve kıymetli mücevherler yatan, kazmaya ve onlara ulaşmaya niyet ettikçe ve farkettikçe katmanlarını bize açan bir büyük hazinedir.

Ve her İNSAN, dışarıdan gözlediğimiz, duyduğumuz ve kendi algı filtrelerimizden geçirerek hakkında yorum ve yargılara vardığımızdan çok daha öte ve derin değerler, hakikatler ve bilgiler taşıyan, canlı, yürüyen ve nefes alan bir okul gibidir.

İşte Köylü Ekrem de her birimiz gibi, bu yaşayan hazinelerden biri. Mutlaka sosyal medyadan ya da internetten duymuşsunuzdur ya da dikkatinizi çekmiştir. Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinde bir köyde yaşayan, içinde olduğumuz eğitim sisteminin ve ünvanların ona bir şey katmayacağına inanarak yükseköğrenimini yarıda bırakıp, tabiatın içinde yaşamaya ve ondan öğrenmeye karar veren, doğadaki taş, ağaç gibi malzemeleri işleyerek heykel yapmaya başlayan ve yedi yıl gibi kısa bir sürede inanılmaz sanat eserleri ortaya koyan, “eğitimsiz bir sanatçı, heykeltraş”... Ben de kendisini internette dolaşan kısa bir röportaj videosundan tanıdım.

İnsanlar ve yaşam hikayeleri (Onları tanısam da, tanımasam da, çok ünlü ya da ünsüz olsalar da, çok büyük işler yapmış ya da yaşamda görece hiçbir şey başarmamış kişiler olsalar da) her zaman en değer verdiğim öğretmenlerim arasında oldular. Her kimin hikayesini duysam, kendimi ilkokul birinci sınıfta yüzde yüz öğrenmeye aç biçimde kapısından girdiğim sınıfıma girer gibi hissederim. Aynı öğrenme merakı ve heyecanıyla tüm duyularımı, kalbimi ve aklımı karşımda capcanlı duran bu okula bütünüyleteslim etmeye çalışırım. Sanırım bu sebepten Köylü Ekrem’in yaşam okuluna girdim. Ondan ve hikayesinden kendi adıma çok önemli dersler çıkardım ve çok notlar aldım. Bir kısmını özetle sizlerle de paylaşmak istedim. Aynı sözleri duyuyor yada okuyor olsaktahepimizin, her bilgiden kendimize has ve ihtiyacımız olanı süzeceğimize inandığımdan, hiç bir yorum yapmadan bir kaç cümlesini sizlerle de paylaşmak istedim;

"İnsanın nerede ve ve ne zaman doğduğu benim için önemli değil. Ben kırk yaşında doğduğumu düşünüyorum. Şimdi ise, çocukluğuma doğru büyüdüğümü ve bir çocuk olarak öleceğimi hissediyorum."

"Gerçek okulun toprak ve tabiat olduğunu, bizzat onun içinde yaşayarak öğrenilebileceğini düşünüyorum."

"Kendime estetik ve ahlaktan başka hiçbir sınır koymadım."

"Zamanı boşa harcamak beni çok fazla rahatsız ediyordu. Hayatta en değerli şeyin zaman olduğunu biliyor ve inanıyorum."

"Sanatta bir pencereyi dört köşe yapamazsınız. Bu sınır koymayı ve boyun eğmeyi kabul etmektir. Oysaki sanatta estetikten başka hiçbir sınır olmamalıdır."

"Ben sadace tabiatın kendi kendine oluşturduğu müthiş estetiği, ahengi gizlememeye, kapamaya,onu açığa çıkarmaya çalışıyorum."
"Yaptıklarım bana ait değil, bunlar doğayla ortak işimiz. Birlikte yapıyoruz."

"Paranın iyi bir köle ve bir araç olduğunu ama temelin, aslolanın insan olduğunu biliyorum."

Köylü Ekrem bir örnek... Herbirimizin kendi yaşam deneyimlerimizin birer özgün örneği olduğumuz gibi...

O’nun hikayesini ve bu yazının tamamını, onun örneğinde, kendimizi yeni bir okula teslim etmenin değerini tekrar birlikte yaşayalım ve kimi zaman sularının sadece yüzeyinden kontrolsüzce akıverdiğimiz yaşam okyanusunun öğrenme, deneyim, macera, yenilik, farkındalık ve keşif dolu derinliklerine dalmayı kendimize yeniden hatırlatalım diye paylaştım.

Yaşam bir öğrenme yolculuğu...

Herbirimiz için... Ve herbirimiz birer ilham ışığıyız birbirimiz için…

Bu eşsiz yolculukta birlikte yolaldığınız yoldaşlarınız için, siz de birer ilham ışığı yakacak olsanız bunlar neler olurdu?

Düşünmeye değer mi?

Tüm öğrenme ve farkındalıklarımızın kaynağı olan iç barışımızın, dış barışımız için ilham olması dileği ile… 

Yayın tarihi: 17.03.2014
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI (1)

Sema Hanım, Farkındalik için çok teşekkür ederim. Sevgilerimle

17.03.2014 17:54:19 hakan gültekin