Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile
 

HIZ'LI DİNGİNLİK

 YAZARI TAKİP ET X
Sema Tezer’in YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

Sadece İnsan Profesyonel Koç ve NLP Uzmanı
 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Son zamanların en çok kullanılan sözcüğü sizce nedir? 

Biraz düşünün, çabucak karar vermeyin. Ama bileceğinize eminim. Neredeyse hepimizin dilinin otonom hareketi olmuş bir sözcük... Hatırlayamadınız mı? O halde bir diyalog örneği vereyim, şimdi istisnasız herkes tahmin edecek, eminim :)

Örn: Aşağıdaki cümlede boş bırakılan yeri tamamlayınız;

- Merhaba Elif, nasılsın? Ne var, ne yok? Nasıl gidiyor?
- Ne olsun Aslıcığım, ............................... vallahi.

Herkes doğru cevabı verdi sanırım. Pardon, “alışık” olduğu cevabı demek istemiştim; “KOŞTURUYORUM”.

Haklısınız, benim sorduğum sorunun, yanıtı bu. Ama diyalogdaki boşluk için doğru kelime bu değil, yanıldınız. Aslında bu diyalogda “doğru” yok. Doğru herkesin kendi doğrusu. Bu soruya maruz kalan herkesin o anki gerçeği ne ise, doğru yanıt odur. Örneğin, bu soruya düşünerek cevap verenler için; “çalışıyorum vallahi”, “yazıyorum vallahi”, “düşünüyorum vallahi”, “yaşıyorum vallahi”, “geziyorum vallahi”... olabilir.

Ancak yanlış olan tek bir yanıt var. Ezbere, düşünmeden, hissetmeden, gerçek manasını algılamadan, uyur gezercesine bir çırpıda ağızdan dışa salınan o sözcük; “koşturuyorum!” Bu kelimeyi duyunca ardından yeni bir soru sormak geliyor insanın içinden, “Nereye?” :) Herkes bir an için dursun ve baksın kendine. Koşturuyor musunuz gerçekten? Bu sözcükle kurduğunuz cümleler sizi ne kadar temsil ediyor? İçinizde gerçekten bir yerlere koşturan taraflarınız var mı? Yoksa bu sözcüğü sarf ettikçe mi yaratıyorsunuz o tarafları?

Ben de çok yeni fark ettim bu sözcüğün “virüslü tılsımını”*. İçimdeki “Hadi, hadi, hadi...” diyen, beni de, etrafımdaki herkesi de nereye olduğu belli olmayan bir yerlere çekiştiren sesin izini takip ederek ulaştım kaynağa. Nasıl da alışmış ağzım, nasıl da ben söyledikçe besleniyor bir taraflarım. “Ne olsun yoğunluk işte, koşturuyoruz...” Vay vay vay... Çok önemli işlerim var, çok önemli bir insanım, vaktim yok, yapacak işim çok... Ne olsun işte KOŞTURUYORUM...!

Bu nedenle sevdiklerimi arayacak soracak vaktim yok. Kendime ayıracak vaktim yok. Sevdiğim şeyleri yapacak, merak ettiğim yerleri gezecek, o beni en çok heyecanlandıran projeyi hayata geçirecek, üretecek, yazacak, çizecek, eğlenecek coşacak, göz göze, diz dize muhabbetin belini kıracak, sevdiğimin dizinde iki satır içimin geçecek, çalışırken eğlenecek, eğlenirken öğrenecek, üretecek, ağacın kabuğuna ellerimi sürecek, denizin suyunu burnuma çekecek, güneşe bakarken içime dolan öz sesimin ilhamını dinleyecek vaktim yok... Çünkü KOŞTURUYORUM...

Nereye hemşehrim?

Sakin ol, yavaşla, dur... Nefes al ve nefes alış verişine odaklan... Kalbini dinle; “tik tik... tik tik... tik tik...” İçindeki ritme kulak ver... Sakin ol!
Etrafını fark et. İnsanları, şehri, yüzleri, sesleri, doğayı fark et. Bak! Sabahları yürüyüşe koşturarak gittiğin o parkta, sen den başka koşturan var mı? Ağaçlara bak, parkın ev sahibi o iki köpeğe, güvercinlere, kargalara bak! Senden başka koşturan var mı? Doğanın dingin ritmine bak. O dinginliğin içindeki hızı, büyümeyi, gelişimi fark et. Dün dedin ya hani; “iki haftadır yağmurdan gelemedim, nasıl da yeşermiş bütün ağaçlar, vay anasını!” Dedin ya... İşte bu, “dinginliğin içindeki hız.”

İçinde koşturan aceleci varlığa dön ve de ki; “Sakin ol! Senin ve iyi niyetinin farkındayım. Beni geliştirmek, değiştirmek, dönüştürmek, yol aldırmak istiyorsun. Ben seni her unuttuğumda, her yok saydığımda da paniğe kapılıp, bana amacımı hatırlatmak için acele ediyorsun. Farkındayım. Sen bana “HIZ’LI” olmamı öğütlerken ben “SÜRATLİ OL” dedin sandım, seni yanlış anladım. Özür dilerim.

Şimdi farkındayım;

“HIZ’LI olmak demek, zamandan bağımsız, sadece dingince yol almak, hareket halinde olmak ve kendini hizalayacağın, pusulanın gösterdiği bir yönünün olması, zamanın bizatihi kendisi olmak demek.

Oysa “Süratli olmak”, en kıza zamanda, en çok yolu alma illüzyonuna kapılmak demek...

* Sevgili Dr. Zerrin Başer, “koşturuyorum” sözcüğünü farkındalık alanıma bırakıp, ilhamıma alan açtığınız için teşekkürler :)

Yayın tarihi: 09.06.2015
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu yazar yazısına henüz yorum yapılmadı.