Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile

AYDINLIK GÜNLERE

 YAZARI TAKİP ET X
Sarı Şeker Sema’nın YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Çocukları her zaman çok sevdim, çok da iyi anlaşırdım. Bu yüzden çocuğum olduğunda da çok seveceğimi biliyordum, yine de tarif edilemez bir duyguymuş anne olmak. Bir kaç gün önce 2 yılı doldurduk, güzel bir partiyle kutladık. Parti için bir video hazırladım günler öncesinden ve fotoğraflarla daha iyi fark ettim ki zaman gerçekten su gibi geçiyor. 1 yıl bir insan hayatında ne çok şeyi değiştiriyor. Sanırım gözünüzün önünde büyüyen bir çocuk olunca daha iyi anlıyorsunuz. Çocuğum yokken zamanın bu kadar hızla aktığını anlamazdım. Hatta çocuğu biraz daha büyük olanların söylediğine göre ilerleyen yıllarda zamanın akışına hayretlerim de artacak. Her günün tadını çıkarmak, çocuğumuzla geçen zamanı sindire sindire yaşamak lazım.

Ebeveyn olmak biraz da kaygı yüklüyor hard disklerimize. Çocuğuna güzel bir gelecek verebilme planları yaparken bir yandan da kendi dışında gelişen olayları kontrol edememenin burukluğu doluyor içimize. Geçtiğimiz günlerde Göktürk'te oturan arkadaşlarımızın evine giderken kucağımdaki oğluma "bu ağaçlara iyi bak Işık, muhtemelen bir kaç yıl sonra göremeyeceksin" dedim. Henüz anlamayacağını biliyorum ama kaygılarımı sesli dile getiriyorum. Ne yazık ki her yer beton, her yer ev, yeşile hasret kaldık. Böyle giderse suya da hasret kalacağız. Ağacı, ormanı olmayan yerde yağmur yağar mı?

Ben 100-150 yıl sonrasını anlatan Hollywood filmlerini izlerken çok geriliyorum. Hani dünyanın kaynaklarının tükendiği, insan neslinin yok olmayla karşı karşıya kaldığı, suyun, havanın, yiyeceklerin sadece zenginlerin kullanımında olduğu, zorbalık ve şiddetin kol gezdiği filmler var ya, işte o filmler benim kaygılarımı daha da artırıyor. Çocuklarımıza bırakacağımız dünyanın bu halde olma ihtimali beni iyiden iyiye üzüyor.

Yediğimiz her şeyin suniliğinden şikayet ediyoruz ya, tavukların, yumurtaların doğal ortamda yetişmediklerini konuşuyoruz ya, düşünün; 3. Köprüyle birlikte İstanbul'un kuzeyi imara açıldığına göre nüfusun 25 milyona çıkması öngörülüyor. 25 milyonun her biri günde 1 yumurta yese, günde 25 milyon yumurtayı hangi çiftlik üretebilir?

Bizim insanımız da ilginç, daha evlendiğinin ertesi günü "Çocuk yok mu?" diye sormaya başlarlar. Çocuğun olsa, lohusalığın bitmeden ikincinin soruları ve baskıları gelmeye başlar. Kimsenin düşündüğü yok; bu çocuklar ileride nasıl bir hayat yaşayacak? Dünya ne halde olacak? "Amaan sen doğur da rızkıyla beraber gelir" demek benim mantığıma bir türlü uymadı nedense. Yaşanası bir dünya bırakamayacaksak o dünyaya çok çocuk getirmenin ne gereği var?

İnsanoğlu var olduğu günden bu yana doğal kaynakları şuursuzca harcamaya devam ediyor. Sonunu düşünmek yok. Günümüz insanı daha bencil, daha savurgan, daha vurdumduymaz. Az kaldı 22 Mart Dünya Su Günü, sanırım bu konuya tekrar değineceğim.

Oğlumun doğduğu hafta bu kadar karamsar konulara yer vermem pek iyi olmadı. Şimdi 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nden bahsetsem, çizeceğim tablo malesef Edvard Munch'ın Çığlık tablosundan daha karamsar olacak. Bu aralar Kadınlar Günü üzerine söylenen süslü sözler emin olun kısa sürede unutulacak. Haftaya Dünya Kadınlar Günü'nün ardından aklımızda kalanlara bir göz atalım.

Çocuklarımız umudumuz aslında. Bütün bu karamsar tablolar içinde gelecekten hala ümitli olmamızın sebepleri onlar. Ben boşuna Işık koymadım oğlumun adını, geleceğimizi de onlar aydınlatacaklar.

Biraz seçim sloganı gibi olacak ama, aydınlık günlere her birlikte yürümek dileğiyle... 

Yayın tarihi: 07.03.2014
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu yazar yazısına henüz yorum yapılmadı.