Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile
 

HAFTA SONU BABASI OLMAK YA DA OLMAMAK

 YAZARI TAKİP ET X
Pemra Uğural’ın YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Çok belli olur uzaktan baktığınızda.

Kısıtlı vakit içerisine on ayrı şeyi sığdırmaya çalışmanın verdiği heyecan ve telaş.

Eskiden olsa cevabı olumsuz olan bir çok isteğin ikinci kez bile düşünülmeden yerine getirilmesi.

Ertesi gün olası bir nezlenin kendisinden bilinmemesi için sürekli çocuğun montunun önünü kapama hareketleri.

Çalan her telefonda karşı tarafa değişmeyen sırayla anlatılan 'çocuklu gün' aşamaları...

Yürümeyen evliliklerine radikal bir karar alarak son vermiş çocuklu çiftlerin, hayatları ikiye ayrılır. Hafta sonları ve hafta içleri…

Çocuğunu hafta sonu alan her baba yukarıdaki gibi değildir elbet. Her baba heyecanlanacak, çocuğunun bir dediğini iki etmeyecek, onunla gurur duyacak ve tekrar bir sonraki haftayı çocuğu kendisi ile can atarak geçirsin diye en güzel programları yaratacak değil. Ama ben bugün onlardan bahsetmeyeceğim. Onlara ben 'Hafta sonu Babası' diyorum ve zaten bu yazıyı okuyacaklarını düşünmediğimden, dönüyorum pazar akşamları geldiğinde saatine çekinerek bakan, günün bitmesini istemeyen babalara...

Çift boşanır, düzenler kurulmaya başlar ve yavaş yavaş tanıdıklar mevzuyu duydukça acılı ve üzüntülü konuşmalar başlar:

- 'Ömer ile Zeynep'in boşandıklarına inanamıyorum. Olan küçücük çocuğa oldu...'

Neden inanamıyorsun? Evlenme kararlarını beraber aldıklarına göre, ayrılmayı da beraber alabiliyorlarmış, bak! Ayrıca şimdi ne olmuş oluyor küçücük çocuğa biri bana anlatabilir mi acaba? Çocuk huzurlu bir aile ortamı içinde büyüyordu da, o mu elinden alındı? Birbirini sevmekten ve saymaktan aciz bir çift, çocuklarına harika birer rol model oluyorlardı da, çocuğun örnek alacağı bir ailesi mi kalmamış oluyor? Yoksa çocuk için, evliliğe katlanma sırasına giren anne babanın arasındaki manyetik alan, cep telefonlarından daha mı sakıncalı?

Çocuğa aptal muamelesi yaparak, kapalı kapılar ardında yapılan tartışmaları, bir aradayken sessizce sarf edilen bakışmaları anlamadığını düşündüğünüz çocuğunuza kötülük değil, büyük bir iyilik yapmış oluyorsunuz. Cesaretinizden dolayı size şapka çıkartıyorum. Ayrılıkları destekliyorum, anlaşamayan herkes ayrılsın demiyorum. 'Çocuk olmasaydı çoktan ayrılmışlardı' statüsüne ulaşmış çiftlerin, çocukları var diye evliliği katlanılması gereken bir eziyet halinde yaşamalarına karşıyım. Çocuk bir mutsuz ailede büyüyeceğine iki mutlu ailede büyüsün taraftarıyım. Hani oksijen maskesini önce yetişkin, sonra çocuk takıyordu? Hem belki çocuğunuz daha sağlıklı sevgi ile beslenecek, ebeveynleri ile daha kaliteli vakit geçirecek, buna ne dersiniz?

Aslında bütün bunları içimde biriktirmişim gibi yazmama sebep biraz da Ardon. Eşiyle hayatlarını, çocuğu ile evlerini ayırma kararı alan bir baba arkadaşım kendisi. Durumu kendisinden öğrendiğimde, resmi boşanma işlemleri başlamamış ancak evler ayrılmış; Ardon Jr. iki ev arasında gidip gelmeye başlamış bile. O kesinlikle bir hafta sonu babası değil. Maddi manevi sınırsızca oğlunun yanında, sorumlulukların bilincinde, soğukkanlı ama paylaşımcı, ilgili ve meraklı bir baba. Duygularını, yaşadıklarını, anladıklarını, anlayamadıklarını sizlerle paylaşmak, sık sık haber alacağınız Ardon'u şöyle bir tanıtmak istedim :

'Sonuç olmak mı daha zor yoksa sebep mi? Hissedilmesi gereken şey bencillikten doğan bir vicdan azabı mı, yoksa sana doğru olanı yaptığını söyleyen iç sesten gelen cesaret mi? "Ben iyi hissetmeli ve mutlu olmalıyım ki, çocuğum için olabileceğim en iyi baba olayım" gerçek hissiyatım mı, yoksa bir vicdan rahatlatma girişimi mi? Sorular hemen, şimdi burada ve sayıca çoklar. Cevaplar ise zaman çizgimde bir yerlerde, bulunmak için beni bekliyorlar...

Bütün bu olan biten içinde, hissetmediğim tek şey oğlumla ilgili bir pişmanlık. İnsanlar bana "Yazık günah değil mi? Madem öyle niye çocuk yaptınız? Ne olacak bu çocuk?" dediğinde, sorunun saçmalığı karşısında ağzım bir karış açık kalıyor. Bugüne kadar hayatımda yaptığım en güzel ve doğru şey ile ilgili nasıl bir "yazıklık" söz konusu olabilir ki? İnsanların anlayamadığı şey, bizlerin "karı-koca" rollerimizdeki başarısızlığımızın, "anne-baba" rollerimizdeki başarımıza bir etkisi yok. Nedeni çok basit. Çünkü öyle bir lüksümüz ve hakkımız yok.

Tam da hayatın anlamını çözmeye başladığımı düşündüğüm yaşlarda, hiç de olmayı tahmin etmediğim bir noktadayım. Bir sürü bilinmeyen ve potansiyel zorluk beni bekliyor. Seçim bana ait. Sorumluluk baskısı, endişe ve korku mu? Yoksa "babaaaaaaa, hebele hebele haba???" diye telefonda duyulan, hafif çatlak, bir ses karşısında, bütün korku ve endişeleri yerle bir eden, suratımda bir gülümseme, boğazımda minik bir yumru yaratan, tarifi imkansız bir heyecan mı? Bakış açısı bu olunca, seçim yapmak oldukça kolay oluyor…'

Devamı haftaya... : )
 

Yayın tarihi: 14.11.2012
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu yazar yazısına henüz yorum yapılmadı.