Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile
 

AFFET BENİ KIZIM...

 YAZARI TAKİP ET X
Pemra Uğural’ın YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Havaalanlarının en çok çocukla dolu olduğu dönemdir yılbaşı haftası. Çocuğu ile gidenler, çocuğu için gelenler, karnında çocuğu ile gidip kucağında dönenler, çocuğunu bekleyenler, çocuğu olsun diye gidenler...

Kimsenin aklından, ruhundan kötü düşüncelerin geçmediği yegane mekanlardan biridir Atatürk Havalimanı. Ayrılacağı için üzülen de, kavuşacağı için sevinen de sarılır birbirine. İşte ben de tıpkı oradaki birçok insan gibi çocuğunun evine dönmesini, tekerleğin yere değiş sesini, koşarak sarılacağım anı heyecanla bekleyenlerden biriyim.

5 sene ve 30 karşılama geçti hala aynı heyecan…Ve duyduğum en güzel kadın sesi : 'Türk Havayolları TK 1918 Cenevre uçağı havalimanımıza inmiştir.' Tek başına 3 saatlik uçuş sırasında camdan bakan 7 yaşındaki kızımın kimbilir neler geçiyordu aklından diye düşündüm. Çok kızdım kendime. Hayallerini, düşüncelerini yönettiğim için. Camdan bakarken gördüğü şeylerin fiziksel ve kimyasal olarak bilinen tüm gerçeklerini anlattığım için.  "Anne, bulutlar gerçekten pamuk gibi yumuşacık mıdır? Üstüne otursam düşer miyim?" Bulutlar masal kitaplarındaki, çizgi filmlerde anlatıldığı gibi değildir kızım. Hava ısındıkça deniz ve su birikintilerinden yükselen buhar, yükseldikçe soğur ve bulutları oluşturur. Bak nasıl içlerinden geçiyoruz, görüyor musun? "Peki,melekler nasıl duruyor onların üzerinde?" Yalnız başına göklerde uçarken aklından geçebilecek düşüncelere mani olduğum, pamuk gibi yumuşacık bulutların üzerinde duran kocaman kanatlı bir meleğe denk düşebilmek için saatlerce camdan dışarı bakacak, göremediğine göre ne yapıyor olacaklarını hayal edip duracak çocuğumun dünyasına set çektiğim için kendime çok kızdım.

Milyonlarca hediyeyi dostlarıyla birlikte paketleyip tüm dünya çocuklarına geyikleri ile ulaştıran, bacadan girip çıkan Noel Baba diye bir şeyin olmadığını söylediğim gün nasıl kızdıysam bugün de aynı şeyleri hissettim. Gün gelecek nasılsa neyin gerçek neyin uydurma olduğunu öğrenecek çocuğumun, tüm doğruları hemen benden öğrenmesinin neye faydası olabilir ki? Hayatı sırtladığında zaten kuracağı hayaller birer birer azalacak, somutlaşacak, tüm sihrini yitirecek. Bir daha ne zaman konuşan bir perinin varlığına inanacak, fil yutmuş bir boğa yılanını günlerce rüyasında görecek, yumuşacık bulutlarda uykuya dalmanın hayalini kuracak? Büyüdüğünde zaten sürekli birileri neyin ne olduğunu veya olması gerektiğini anlatıp duracak ona. Ben kim oluyorum da onun yaratabileceklerinin önüne geçiyorum? Yıllar evvel çok sevdiği birinin avcunun içinde ona getirdiği hayali dostunu öldürerek mi sağladım gerçek dostlar edinmesini? Aklından geçenlerin gerçek olup olmadığını düşünmek yerine, nereye varabileceğini yaşamanın merakı nerede?

Çocuk yaştaki hayaller çok özeldir. Olmasını istedikleri şeyi düşlemek yerine, olmayanı geliştirir çocuklar. Büyüyüp, zamanı geldiğinde mumla aradığımız yaratıcılığımız, çocukluğumuzun bize ait dünyasıdır aslında. Kızdım kendime, hem de çok. Nasıl bir şey olduklarının hayalini bile kuramadığım bulutların arasından 4 değil, 19 yaşında geçmenin hayal kırıklığını küçük kızımdan çıkarttığım için. "Anne, bulutlar gerçekten pamuk gibi yumuşacık mıdır? Üstüne otursam düşer miyim?"

Evet yumuşacıklar kızım. Ancak melekleri taşıyabilecek kadar hafifler. Ne zaman birinin onlara ihtiyacı olsa uyanırlar ve bulutların üzerinden sihirli değnekleriyle yardım eli uzatırlar... Ben diyemedim... Ancak belki siz bir bulutla dünyaları değiştirebilirsiniz. Ne gördüğünüzün değil, neyi görmek istediğinizin farkına belki miniğinizle varırsınız. 

Yayın tarihi: 07.01.2013
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu yazar yazısına henüz yorum yapılmadı.