Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile

SIYIRDI GEÇTİ

 YAZARI TAKİP ET X
Özlen Çopuroğlu’nun YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Uzun-engebeli, inişli-çıkışlı, kayıplı-kazançlı yaşam yolculuğumuzu keyiflendiren bir tek değişmez gerçek var bence, o da ‘kabullenmek ve şükretmek’...

Kabulleniş ve başımıza ne gelirse gelsin hepsinin bir manası, sebebi ve bütünde yaşam döngüsünün içindeki dengenin olmasını her birimizin inişli çıkışlı, bazen sana, bazen bana olan hikayesi şekillendiriyor belki de.

Hangimizin hikayesi daha acıklı,daha mutlu, daha zor, daha kolay, daha rahat, daha savaşçı tartışmasına girmiyorum bile artık kendimle; çünkü tek öğrendiğim şey ‘herkesin hikayesi zor’.

Fark yaratan tek şey, başa gelenle mücadele biçimimiz, altından kalkıp kalkamama başarımız, benzer olayların farklı sonuçlar yaratmasının tek sebebi de bu değil mi zaten?

"Sen bu sınavdan kaç aldın" der gibi, bir sonraki aşamaya geçtik mi, geçemedik mi asıl önemli olan bu işte...

Gözümüzü kırpmadan okuyup izlediğimiz filmde, kitapta, kendi yaşadıklarımızla benzer olaylar yakaladığımızda nasıl meraklanır, heyecanlanırız, sonunun nasıl biteceği, bir sonraki aşamanın ne olacağı ile ilgili, ama çoğu zaman sonunu görmek bile doyurmaz bizi, hep yarım kalır, hep tamamlanmamıştır. "Öyle olsaydı, böyle olsaydı"lar, "aslında ben de öyle yapardım, böyle yapmazdım"lar bitmez tükenmez yargılamalar, muhakemeler, olasılıklar ,her şeyi yok edişler.

Kapılmaya açık olduğumuz, aç olduğumuz o duyguya, fikre dalmak, benimsemek, içinde yaşamak bence dünyanın en kolay şeyi.

Zor olan, onun içinden çıkıp, dışardan bakabilmek, bunun özel bir yetenek ve beceri gerektirdiğine inanıyorum ben.

İçimizdeki güç, işte bence o zaman açığa çıkıyor. Kullanmaya karar verdiğimizde, aslında o bize verilen gücü kullanmaya kalkışacak kadar cesur olduğumuzda.

Silkelenmek demek, her gün hareket halinde ordan oraya savrulmak değil, kalbinle, aklınla silkelenip kafaya koymak, hedefle yaşamaktır. Yarın oraya mutlaka gitmeliyim, o elbiseyi mutlaka almayalımın çok ötesinde hedeflerden bahsediyorum pek tabii ki.

Kendimizi değiştirmek için attığımız adımdan, ya da öğrenmeye istekli, sahip olmak istediğimiz, kendimize katmak istediğimiz deneyimlerden.

Materyal hedeflerle yaptığımız bir hesaplama değil, içimizden kendimize olan özeleştirilerimizin ve nereye varmak istediğimiz yol ile ilgili bir süreçten, zorluktan, mücadeleden, kararlılıktan bahsediyorum.

Bahar uyanışsa eğer, bu yaş döngümde ben bu bahara yine uyanışla başlıyorum, kımıldanıyorum, düşünüyorum, karar veriyorum ve içimi havalandırıyorum.

'Böyle gelmiş, böyle gider' anlayışı ile mücadele ettikçe insan güçleniyor, boyun eğmek yerine, direnince, kendi kararını kendi başına alınca, hayatının her saniyesinde  ne yiyeceğinden, ne zaman dans etmek istediğine kadar özgürce karar verdikçe tam oluyor insan.

Bu dünyadan ayrılan her insanın, sadece gittiği ile kaldığı, geride kalan hayatın tüm renkleri ile davam ettiğine onlarca kez şahit olmuş biri olarak, benimsediğim bir tek şey var artık hayatta!

‘Hayat seçimlerden ibarettir’ diyerek kendi yoluna devam etmek, başka insanların hiçbir şey yapmadan sürekli sadece yakarış ve sızlanışlarına kulakları kapayıp, onu da kendi deneyimleri ile yolunda bırakmak.

Yolunda gitmeyen her neyse, kendi hayatının içindeki bu durumdanda sıyrılıp gitmeyi bilmeli insan.

Hayatımın içine bir tek yeni bir kişiyi bile almak istemediğim bir dönem yaşıyorum ben, uzunca bir bekleme listem var, almamı bekleyenlerle dolu, gereksiz mi gereksiz...

Şöyle bir saydım da kalbimin içinde kaç kişilik yer var, nedir bu kadar doluluk diye, iki elin on parmağını geçmiyormuş meğer.

Ailem, eşim, dostlarım topu topu on kişiymiş içim meğerse.

Ama öyle geniş yerlere yayılıp, köklenmişler ki, içimi besleyen besinlerim olmuş onlar, sesini, kokusunu, varlığını, fikrini, eleştirisini, telkinini, duasını hep özlediğim...

Bahar uyanışım bu işte, istemediğimiz her ne ise, ‘sıyırıp,geçsin’ hepimizin yaşamlarından, ne mecburiyetiniz olsun, ne telaşlarınız, ne de "ay ya ayıp olursalar"ınız.

Bir kere geliyoruz bu dünyaya, üstümüzde çiçekler açana kadar, biz ellerimizden, burnumuzun ucundan ihmal etmeyelim çiçeklerin güzelliğini koklamayı, dokunmayı, izlemeyi, hoşlanmayı, hoş vakit geçirmeyi, mutlu olmayı, ama en çok da istemediğimiz hiçbir yerde hiç kimse ile olma mecburiyetimizin olmadığını,vaktimizin çok sınırlı ve kıymetli olduğunu…

Oje sürdürmeye vakti olan, ama sizi aramaya vakti olamayan hep herkesten en!en!en!çok yoğun olan, çok telaşlı arkadaşlarınızı da gözardı etmeyin, adı üstünde arkadaş, bazen arkada, bazen değil onlar.

Ne olursa olsun siz iyi olun, sizin içiniz iyi olursa, o en sevdikleriniz de iyi oluyor, en büyük güç o sevgiyi hep birarada tutabilmek işte.

Değilmi ki her akşam masanızda Allah ne verdiyse hazırladığınız yemeği paylaşacağınız sevdikleriniz yanınızda...

Gerisi, berisi hikaye…

Bir oğlu bir kızı olan, onlardan her gün yeni bir şey öğrenen anne, kadın, aşık, dost, hayallenen biriyim ben umutlu mu umutlu...

Mutlu…

Özlen 

Yayın tarihi: 22.02.2013
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI (1)

Saygı ile.. Felsefî bir makaleye yorum yazmak...Kabullenip şükrederken daha iyisi, güzeli için çalışmak geçerli bir felsefe diye düşünüyorum.Hayatı seçimlerden ibaret saymanız, doğru. Derler ki 'Seçmek düşünmektir'.'Anı yaşamak' güzel vurgu. Felsefenize saygıyla.. *Nadir Şener Hatunoğlu: matematikçi-bilim uzmanı*

22.02.2013 19:24:18 Nadir Şener Hatunoğlu