Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile

ÖNCE AİLEM!

 YAZARI TAKİP ET X
Özlen Çopuroğlu’nun YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Bir kaç okurum soruyor “Niye yazmıyorsun, neden ara verdin?” diye.

Düzenli yazamadım evet ama ara verdiğim bu platformda yazdığım yazılarım değil. Kendime ara verdim desem doğru anlaşılırmıyım acaba?

İnsanın kendine ara vermesi o kadar iyi geliyor ki, gerçekten tarifsiz bir huzur.

En güzel yanı sen kendi kendine ara veriyorsun ve çevrende ne eşin, ne dostun, ne çocuğun, ne iş hayatının içindeki bir dolu insan, kimse ama kimse kendine ara verdiğini anlamıyor. Anlamasıda mümkün değil çünkü o kadar içsel bir “es” ki bu...

Başkalarını memnun edeceğim diye hırpalarken insan kendini, aman üzülmesin aman yanlış anlamasın, aman kurallar var ayıp olmasınla geçen bir koca ömür oluyor elde kalan.

Sonra bakıyorsun hep şikayet edip, sonsuz “çünkü ve ama”larınla geçirdiğim en yaratıcı, en verimli, en güzel yıllar için enerjini, bedensel, ruhsal, maddi, manevi tüm olanaklarını aslında seni birincil derecede hiç ilgilendirmeyen bir dolu mesele için harcamışsın.

En önemliside zamanını... Hiç biri daha geri gelmeyecek ve kimseninde sana geri veremeyeceği zamanı...

Başka biri oluverdim ben, kaşının altında gözü var sohbetlerinden olabildiğince uzağa kaçtım, kim ne yapıyor, ne yapacak, kim neye neyi demiş zerre umurumda değil. İçine bilmeden dahil edildiğim konular ve gündemlerde, yorumlarda...

Şu aptalı oynayıp anlasada hiçbir şeyi anlamazmış gibi yapan insanlara hep gıpta ederdim, doğruculuğumlada övünürdüm. Sonra baktım, hayat herkes için politika üstüne kurulu, e bende gündeme ayak uydurdum.

Uydurdum ama herkesin yöntemi gibi konuların içinde olarak, bir ucundan takip ederek değil, kendime yeni bir meşgale yarattım, baştan başladım birşeylere, yeniden, bir kez daha...

"O mu olmuş, bu mu olmuş, aslında ne demek istemiş, öyle mi, böyle mi demek istemiş?" gibi manasız ve hiçbir değeri olmayan herşeyi attım bir çöp tenekesine. Ver elini yeni uğraşım. Zamanımı, sevgimi, ilgimi, maddi, manevi herşeyimi paylaşıp koşulsuz şartsız vereceğim yeni bir enerji yarattım kendime.

Bakalım, şimdilik büyütme evresindeyim, gün gelirde kavuşursak, herşey gerçekten lafta kalacak.

"Korkuyor muyum?" diye sordum kendime. Evet bazen baştan başlamak korkutucu, yorucu, zor... Ama sonu güzel olsun, herşeye değer diyip verdim kararımı. Bencil ve korkak olmamaya karar verdim, anladım ki hayat senin üstüne geldikçe sende aynı hızla ve kararlıkla onun üstüne gideceksin ki, geri adım atsın.

Akvaryumu, çocukları, torunları izlemekten hoşlanan, denizi, ormanı seven mutlu bir yaşlı olmayı hayal ediyorum hep.

   

 

Şimdi ne mi hissediyorum? Bu rengarenkliğe bakıp kendimi avutuyorum, herşey kendi içinde sonsuzlukmuş gibi geliyor.

Herşeye gülüp geçtiğim, en saçma davranışlara bile sitem etmediğim, akışına bıraktığım, bol bol nefes alıp verdiğim, başka bir süreçteyim.

Hatta geçmişe üzülüyorum bile, neler neler için kendimi yormuşum, üzmüşüm, düşünmüşüm, yıpratmışım, bayağı bayağı dert etmişim.

Geldiğim noktada manasız. Herşey olacağına varıyor zaten, yırtınsam da, tepinsem de... Eski dostlarımın bana alıştıkları hallerden çok farklıyım ben, mesela verilecek hiçbir cevabım yok, hatta en büyük haksızlığa, olabilecek en büyük olaya bile...

İki kişi kendini yırtsa, dönüp bakasımda yok, e yırtmasalardı diye içimden geçirip yola devam eden bir haldeyim.

Eski halime kıyasla, bildiğiniz bayağı miskin, sakin, vurdum duymaz ve kendi halimdeyim. ‘Güler geçerim’ halimi sevdim ben, çok sevdim.

Evdekilerin gülen yüzüme ihtiyacı var çünkü burası kesin... Ve bu içten gelen gülümsemeyi engelleyecek her duruma ve hale karşı omuz silkmeyi öğrenme çabası ile bayağı antreman yapıyorum.

Alışkanlıkları değiştirmek hakikaten çok zor, bildiğini söylememe, dilinin ucuna gelipte yutma, haklıyı savunma, haksızı üstüme vazife olmasada hiç unutamayacağı şekilde paralama... Hatta o kadar umurumda değil ki, yalancıya, nanköre, hak yiyene, arkadan konuşan dedikocuya, boş boş konuşan dalkavuğa, işi gücü sadece yalakalık olana, can acıtana, stres topu gibi stresten zıp zıp zıplayana, sinir küpü olup dolup taşana, kaşınana, hepsine...

Ayyy ayyy ayyyy nelere yorulmuşum ben, nelere...

Bütün bunların yanında, kızım benden iki bir şey istemiş çok mu? Değil, geç bile kaldım üstelik.

Artık tek birşey var hayatımda, o da “Önce Ailem!”

Özlen ben, aslında herşeyi gayet iyi bilen, gören ama sahte olan herşeyin gözünde değersizleştiği bir kararla, fermuarı çift dikiş çeken, kabuğunda, yalın halinde ve mutlu... Hayat felsefesi “Olur, olur herşey olur”.
 

Yayın tarihi: 06.10.2011
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI (4)

Harika! Çok doğru. Olan oluyor biten bitiyor zaten. Rahatsız olduğumuz şeylerin üzerine evet gidelim düzeltmeye çalışalım ama bunlar için kendimizi üzmeye yormaya değmez. Tek bir hayatımız var. Onu da mutlu, huzurlu ve sevdiklerimizle yaşayalım.

07.10.2011 10:59:54 almıla uncu

Bencillik gibi gorunsede aslinda sevdiklerimizden caldigimiz herseyle bencillik ediyoruz.sizin gibi dusunuyorum hicbir şey ''ne onlari nede kendimizi uzmeye degmez'.sevgiler

Saygı ile.. Kimi zaman sokaktan geçerken, bir bahçe sarmaşığının çit dışına taştığını görürüm. Yere değmiş olanlar da oluyor. Görevim olmadığı halde onu bahçe içine yönlendiririm. Diyorum yazmak da bunun gibi bir şey olsa gerek. Sanki yazmasan, O yamukluk hap kalacak. Esenlikler. *Nadir ŞENER HATUNOĞLU: matematikçi-bilim uzmanı*

06.10.2011 20:14:47 Nadir Şener Hatunoğlu

Ayni fikirdeyim yazmakta boyle birsey ama siz ama ben.sevgiler

4 YORUMUN TÜMÜNÜ GÖSTER