Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile

GÖNLÜNLE BAS!

 YAZARI TAKİP ET X
Özlen Çopuroğlu’nun YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Ah, sayfaları arasında kaybolduğum, yaz yaz bitmeyen hikayem, tam sona gelirken her şeyin gerçekleştiği, oysa benim bana bile süprizli finalini istedim.

Bir koku, bir iz, bir tat...

Ev kokusu

Kitap ne zaman bitiyor hadi diyenlere cevabım, ‘Bitince...’ demek oluyor.

Yazmak zamansız, sonsuz, mekansız, süresiz.

İlk sayfadan son sayfaya dek yazdıklarımın her satırını geriye dönüp okurken, yazdığı her şeyin yazarın önüne gelmesi kaç puan? Bitmeyen bir kitabın sayfaları yutuveriyor beni.

Kitap bitmiyor, gerçekleşiyor, canlanıyor...

Çalkantılı, fırtınalı, ölümlü, sırlı, gizli, yalanlı, dolanlı, mutlu, umutlu, huzurlu, coşkulu hepsi bir anda ve aynı anda...

İhtiraslı dediğimde kulağa böyle filmlerdeki gibi geliyor değil mi? Yok değil, film falan değil, ondandır ben filmlere ağlayamıyorum artık hatta gülmem geliyor en acıklı sahnede bile. Valla iyi oynamış ya da oynamamış diye bakabiliyorum artık oyunculuğa da, senaryoya da.

Büyüyorum... Hepsinin gerçek hikayeden yola çıktığını biliyorum ama hikayenin gerçek kahramanlarını merak ediyorum, oyuncularını değil.

Sözcükler daima bilgiyle değil, hissettiklerinle olur ya işte buna çok inanıyorum, iki kelime ister ağzınızdan çıksın, ister yazılı, yan yana öylesine tesadüfen gelmiyor bunu adım gibi biliyorum.

Sahte olanı, sahte olup görüp tanımadıkça, hiçbir kalıcı değişim yaşayamıyorsunuz bu hayatta. Bir türlü başaramıyorum, deniyorum ama olmuyor hep aynı şeyi yaşıyorum dediğimiz şeyleri yaşamaya mecburuz. Ta ki gerçek ve sahteyi ayırt etmeyi öğrenmedikçe ve hayatımızın hangi mesafesinde tutacağımızı bilemedikçe.

Özlen Çopuroğlu

Seviyorum sahici şeylerle yüzleşmeyi...

Başına geleni, gelmeyeni olduğu gibi gerektiğinde karşısındakine ışık tutacağını bildiğin halde anlatmayan! Bana göre adı ketum...
Hayat bence tam da bu alışveriş işte…

Bu kabullenişleri ve gerçekliği yaşamadıkça hep gerçekte illüzyon ve içindeki rahatsız boşluklara düşüverirsin hep.
İşin tadı nasıl çıkıyor, örtüsüz, süssüz, püssüz, filtresiz çıkıyor arkadaş!

Aynaya baksana... Olduğun gibi, ta gözlerinin içine.

Onu seviyorsan, ona dürüstsen, ‘Ayna ayna söyle bana benden güzeli var mı bu dünyada?’ demeye hak kazanıyorsun bence.

Var! Sen ve senin gibiler aynaya olduğu gibi bakabilenler, hatalarıyla, sevaplarıyla, hasetiyle, değiştirmek istediği iyi ya da kötü huylarıyla kendine bakanlar bence çok güzeller.

Onlar anlatmasa da, o kadınlar birbirlerini bakışlarından tanıyorlar, niye biliyor musunuz? Hep aynaya çıplak bakar gibi bakıyorlar da ondan.

İçimdeki bu enerjinin kaynağı tam da bu işte.

Düşünenleri izlemek belki de.

Geçmiş deneyimleri bir kenara bırakıp, önünüzdeki ‘yeni zamanı’ deneyimlendiğiniz haliyle yaşamak bence bütün mesele.

Kendi düşüncelerinizin ve yaşadıklarınızın tanığı sizsiniz, nasıl inkar edersiniz?

Edenler ve etmeyenler diye ayırıyorum yanımdakileri.

Ve güçlü, ayağı yere sağlam gönüllerle basan dediğim tam da böyle bir şey sanırım.

Gönlüyle yere basanları istiyorum hayatımda.

İki ayağının üstünde durmak kolay, sıkıysa gönlünle dur bakalım!

Özlen ben... Yaş 40.

Lara ve Ali’nin annesi...

Yayın tarihi: 18.05.2016
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu yazar yazısına henüz yorum yapılmadı.