Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile

EN UZAKLARA...

 YAZARI TAKİP ET X
Özlen Çopuroğlu’nun YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Derviş hikayelerine bayılırım, bir de Ermeni ve Rum hikayelerine…

Annemin babaannesi Rum’dur. Annemin dedesi de Müslüman Ahmet Dede ile Marika Babaanne… Mehlika olmuş ismi, sonradan çocukları doğunca babannesi, kendi arzusu ile Müslüman olmayı arzu etmiş. Ama kültürünün en güzel özelliklerini tanıdık sayesinde, inatçılığını benden almışsın derdi Mehlika Babaanne. İnatçılığım ondan mıdır bilmem ama hoşgörüm keşke ona benzese diye çok gıpta ederim; zaman geçip her yaş aldığımda… Hatta ilk kez ama hayatımda ilk kez şu günlerde umutlandım. Ben ilk kez haddimi aşıp, umutlandım...

Ben hayatımda ilk kez aynaya baktığımda hatta o kadar yeni ki daha dün gece, toplu iğnesi ucu kadar da olsa, içimde hoşgörülü bir ben gördüm sabaha karşı… Pek içim ısındı. Sen bir hoşuma git, bir mutlu ol, bir bayram havası bende, bir hava, bir civa…

Yad ettim koltuğun kenarına dayanıp, benden de pamuk nine olur mu yaşarsam o kadar diye… Genelde gözümde hep tek başıma yaşayan, sokaktaki çocukların oynadığı topu kesen yaşlı kadın gelirdi. Dün o imajımı kırdım nedense kendi gözümde…

Sonra aklıma düştü “Mehlika tonton”. Peki, duaları nasıl biliyordu? Bence bilmiyordu dedim. Bilse de bence az biliyordu dedim ve merak işte kendi kendime düşündüm durdum. Sonra aklıma düştü yaptığım muziplikler… Ayrı bir yazı konusu olur. Şivesi değişikti onun. Çok tatlı Rumca konuşurdu; aksanlı aksanlı, ölürdük gülmekten. Kardeşimin aklı çok ermezdi küçüktü. Ben eski nüfus kağıdını bulurdum resimler falan ahhh ahh… Ayrı bir yazı da değil kitap konusu, Vasili amca, Yorgo dayı neler anlatırdı bize, babaanne gözlerim doldu.

Dün pek zor gündü, biraz kulakta anne sesi, ama bir de derinden unuttuklarım vardı. Dedemin babaanne ile bana sirtaki öğretmeye çalıştığı halleri, balkonda annemin dedemin kendi tutup getirdiği kovalarca balığı, yazlıkta ev ev komşulara dağıtıp sonra afiyetle oturup on parmak yediğimiz hallerimiz. Aslında hiç unutmadıklarım var bir de hiç hatırlamak istemediklerim.

Niye yazıyorum biliyor musunuz? Unutmaktan korkar oldum ben şu sıralar. Çok korkuyorum ben unutmaktan… Şimdi hemen unutmadan çok ama çok sevdiğim kıymetli muhterem bir büyüğümden bir eli omuzumda, bir eli de kendi kalbinde. Anlattığı derviş hikayesini paylaşmak istiyorum sizinle.

Vaktiyle bir derviş, nefsi ile mücadele sonucu her türlü gösterişten arınarak, varlıktan vazgeçecektir. Fakat iş yamalı bir hırka giymekle olmamakta, her türlü görünür süsten de arınması gerekmektedir. Yani saç, sakal, bıyık ne varsa hepsinden. Derviş, usule uygun hareket ederek soluğu berberde alır. Berberden kendisini tıraş etmesini ister. Berber de dervişin saçlarını kazımaya başlar. Derviş, aynadan durumu izlemektedir. Başının bir kısmı tamamen kazınmıştır. Berber tam diğer tarafa da usturayı vuracakken, yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı girer içeri. Doğruca dervişin yanına gider. Başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atar ve “kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım!” diye kükrer. Dervişlik bu; sövene dilsiz, vurana elsiz olmak gerekir. Derviş de kaideyi bozmaz. Hiç ses etmez ve usulca kalkar yerinden. Berber mahcup olur ama korkmuştur da. Sesini çıkartamaz. Kabadayı dervişin kalktığı koltuğa oturur ve berber de tıraşa başlar. Kabadayı tıraş sırasında da devamlı olarak dervişi aşağılayıp alay etmeye devam eder; kabak aşağı, kabak yukarı...

Tıraş biter ve kabadayı dükkandan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, gemiden boşanmış bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelerek, kabadayıya çarpar. Kabadayı orada yığılır kalır. Görenler çığlığı basarlar. Berber ise şaşkındır; kabadayı ölmüştür. Berber bir bu kötü manzaraya, bir de dervişe bakar ve gayri ihtiyari sorar: "Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?" Derviş mahzun ve oldukça üzgün bir şekilde cevap verir: "Vallahi asla gücenmedim ona. Hatta hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki kabağın bir sahibi var demek. “O gücenmiş olmalı” der. Duasını okur ve geçer gider. Elimizi de, dilimizi de yaradan sana sığınırım elim de, dilim de senin. Kalpte kırmayayım, canda yakmayayım.

Özlen, telaşsız, ilk kez. Sadece duran, ben duran, o dönen…

Her şey aşktan...

Yayın tarihi: 15.07.2014
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu yazar yazısına henüz yorum yapılmadı.