Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile
 

DUYDUNUZ MU ZİLİN SESİNİ? SONBAHAR HİKAYELERİ-1

 YAZARI TAKİP ET X
Özlen Çopuroğlu’nun YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

 
 

10 PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Benim yeni yıl başlangıcım sonbahar başladı nihayet.

Hayatımdaki büyük değişimlerin, kesin kararların alındığı dönemdir sonbahar, Araf'ta olmamanın, karar almış olmanın huzuru ile kanatlanırım, yükselirim kendi içimde.

Ekimde dünyaya gelmiş olmamdan mıdır bilinmez ama en sevdiğim mevsimdir, her gününü içime çektiğim, ağaçlara bakıp huzur bulduğum, hep yeniden başlamaların içimde tomurcuklandığı tek zamandır sonbahar.

Yağmur ıslatırken sanki bütün kötülükleri ve olumsuzlukları da sular seller gibi alıp götürüyor, yeniden başlama fırsatı veriyormuş gibi kıpırdatır içimi.

Siz de seviyor musunuz sonbaharı? Başlangıçlar, bitişler, kimilerine göre çok melankolik bir mevsim gibi görünse de bana hep aksine bir arada evde olma hissini verir sonbahar. Yazın o herkes bir yerlerde halinden uzaklaşmış, evlerde kaynayan tenceler, mutfaktaki hareket, akşamları sofra kurma telaşı, okuldan gelen çocuklar, akşam işten gelen evin babası "Bugün ne yemek var?" diye sorarken, hep birleşme, hep buluşma, hep bir arada olma hissimi güçlendirir, içime mutluluk verir her sonbahar.

Havanın serinleme ihtimalini seven biri oldum ben hep çocukluğumdan beri, denize koşup girmeyi ve bir türlü çıkmayı bilmeyen bir çocuk olsam da yazlıkta en sevdiğim şey yaz günü yağmur yağmasıydı. Bir anda çoraplar, eşofmanlar, hırkalar giyilince mest olurdum o yağmurun beklenmeyen sürprizli halinden.

Sonbaharın yakınlaştığını bizimle yaşayan annemin babaannesi Marika. Rum ismi Marika olan büyükbabaannemin Müslüman olduktan sonraki ismi Mehlika olmuş. Onunla Naciş teyzemin kış hazırlıkları ile anlardım. Çınarcık’ta yazlıkta tarladan toplanan bamyalar, fasulyeler, domatesler... Bir güzel koca incir ağacının altında Havva Hanım teyzenin portakal sandıkları üstüne oturup koca mahalle kazanı kaynayıp konservelere dönüştüğü zaman.

 

MİS KOKULU TARLA DOMATESLERİ İLE ENFES BİR SOS YAPMAYA NE DERSİNİZ? DOMATES SOSU TARİFİ İÇİN TIKLAYIN!

Yanında kaynatılan ve közlenen mısırdan nasiplenmek en büyük ziyafetimdi.

Bu sene çocuklarımı götürdüğümde deniz kenarındaki o koca incir ağacının yerini havuzlu kocaman sitelerin almış olduğunu gördüğümde şaşıramadım bile. Ben oralarda dolanırken insanlar bana baktılar yabancı gibi. Ben de onlara. Hangimiz yabancıydık bilinmez, anlatmak da zor bazı şeyleri. Şimdi anlatsam ben onlara, hayal bile edemezler oradaki çocukluk anılarımı, onlardan önceki yaşamı, tam orada küçüçük bir çiftliğin olduğunu, buzağıların, ineklerin, danaların bulunduğunu...  Sabah her bakkal dönüşü elimizle ot yedirdiğimizi, güğümlerle süt aldığımızı, tavukların altından yumurta topladığımızı...

O yüzden bozulurum çok, bir büyüğün bana İstanbul'da yaşadığım için bilip bilmeden 'Apartman çocuğu bunlar, bilmezler ki!' diye ön yargı ile yaklaşmasına çocukluğumdan beri içerlerdim.

Bir de anlatmaz ya insan kendini, sinir olur karşısındakinin sanki sen hiç bir şey bilmiyormuşsun duruşundan cesaret alıp atıp tutmasına, her şeyin en iyisini ben bilirim havalarına, hiç düşünmezler ki karşısındakinin hikayesini, onun deneyimini, sıranı beklersin sessizce anlatacağı şeyler ne zaman bitecek de, sana da "sen ne yapardın" diye soracağı anı!

Ama hiçbir zaman sormaz...

Susmak büyüklüktür ya hani, sükunet göstermek asalettir, nezakettir, özelliktir ya hani... Hani öyle öğretilmiştir büyüklerden terbiye sınırlarımız. Özellikle de bir büyüğün konuşuyorsa, sus ve dinle kısmı, ben buna bir hayli kaptırmışım galiba kendimi. Otuz yedi yaşında, iki çocuklu, koca kadın olduğumla yüzleşme zamanıdır diyerek, hayatımın içine yeniden çekidüzen vermeyi, bana negatif veren her şeyden kurtulmayı, ruh sağlığım, evimdeki neşem, çocuklarıma sabrım, kocama sevgim, dostlarıma zamanım için bunu yapmayı kendime borç bilmeyi.

Benim Eylül’ümde domateslerimi kavanozladığım gün ağustosun son haftası başladı işte silkelenerek, kocaman kadınsın sen çocuk değil. Hiç sızlanma, söylenme, üzülüp dert etme! Nezaketi hak ettiği kadar vermelisin insanlara, 'suçlu olan sensin'i kendime itiraf ederek ardından da kendime kocaman bir 'aferin' diyorum, "Büyüyorsun işte, anneni kaybettiğin 50 yaşını merak ediyorsun ya! İşte akıl sağlığınla, hoşgörünle, sevginle ve hayatında bu saatten sonraki seçiciliğinle güçlü gideceksin o yıllara. Hayalimi, kendime sıkı sıkı öğütleyerek yeni bir yıla başlıyorum." diye geçiriyorum içimden.

Sözü özü bir olmak, arkadan konuşup yüze gülmemek. Sert, kırıcı ve sürekli sağa sola çemkiren bir kimse olmak yerine, huzur bulan, huzur veren, yumuşak biri olmayı ve çevremde böyle olduğunu gözlemlediğim yaşını başını almış torun sahibi olmak üzere; hoşgörülü, azimli, gıpta edilen büyüklere baktığımda aslında her şeyin seçimlerden ibaret olduğu ile bir kez daha yüzleşiveriyor insan.

"Neden?" sorusunu artık yapacak bir şey olmadığı zamanlarda bir kenara bırakıp "Çünkü öyle!" cevabını vererek hayata devam ediyor ve güzel bir güne başlıyor insan.

Solunuzda birlikte uyuduğunuz hayat arkadaşınızın, sağınızda çocuklarınızın kokusu derken evinizde dostlarla dolup taşan sofra sohbetlerinin kokusu...

İşte o anlar gerçekten en değerli fotoğraf, en değerli anınız değil mi?

O fotoğrafı zar zor, kes yapıştırla bir araya getirmeye çalışan, sadece tek bir an için uğraşan insanların yanında,

O ‘mutlu evinizde’ sevdiklerinizle olma haliniz var ya her anınızın her sofranızın zaten gerçekten hesapsız, çıkarsız ve sahici değerler üstüne kurulmuş hali.

Varsın markalar, garsonlar, gümüş tepsilerle sunulan sofralarınız olmasın. Işıl ışıl ışıldayan sizsiniz unutmayın. Ben her birinizin hikayesine inanan, her birinizin hikayesini merak eden biriyim. Ve biliyorum ki her birimizde olan ya da olmayan tüm güzel özelliklerimizle kimimizin cesareti, bazımızın enerjisi, diğerimizin hayata bakışı gibi birçok erdemle, sahip olduğumuz huzur aslında çokları tarafından hayat boyu ulaşılamayacak değerler.

O yüzden sonbahar hüzün olmasın hiçbirimiz için. Sonbahar bütün temizliklerin yapıldığı, yaş kemale erdikçe önceliklerinizin gözden geçirildiği, hayatınızın için seçtiğiniz ya da seçeceklerinizin, gerçekten bütün nitelikleri ile size değer olmasıyla yenilenin. Bir büyüğüm güzel bir sözü hatırlattı bana içime işleyen, beni önce düşündüren, sonra heyecanladıran bir söz:  Allah yeniden başlayanlara yardım edermiş.

Özlen ben. Bugün, Ali’kosu 6.ayını bitiren, ilk sebze çorbasını içen, Lara’sı 4.sınıfa, yeni bir okula büyük heyecanla, hayallerle başlayacak olan, bayıla bayıla kırtasiye hazırlıkları tamamlanan, bendeniz bu gri günleri, aşkla, kırmızı kavanozlarımla ve dostlarımla renklendiren, aldığı kararlardan hayat boyu dönmedikçe dinginleşen...

Yayın tarihi: 06.09.2012
10 PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI (3)

keyifle okuyup, kah gülümsediğim,kah hüzünlendiğim taaa çocukluğuma inen hikayeler yazıyorsunuz. Bir sonrakini iple çeker oldum ,siz anlattıkça ben huzurla doluyorum. Benzer çocukluk günleri yaşamış biri olarak kızıma da bu sevgiyi,bu bağlılığı, bu anıları yaşaması için elimden geldiğince çabalıyorum. sevgiler

07.09.2012 23:39:37 sibel tuzdengi alkan

Hikayelerini sürekli takip eden, kalemine hayran olan NUR ben....:))

07.09.2012 01:01:55 Nur Ceylan
3 YORUMUN TÜMÜNÜ GÖSTER