Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile
 

GÖKTEN 3 ELMA DÜŞSE… AŞK - HAZ - EVLİLİK

 YAZARI TAKİP ET X
Obengül Ejder’in YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

Mutlu Aile Mutlu Çocuklar Aile ve Evlilik Terapisti, Psikoterapist Dr.
 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

En eski çağlardan bu yana, gölge gibi peşimizi bırakmayan aşk… Temelinde yalnız ana-babamızın değil, ondan önceki sayısız kuşağın da ağır mirasını barındırıyor. Yüreğimizde uyuklayan, zaman zaman bilinç dışına taşan duygular, nice tarihi aşkların mirasını kanıtlıyor. 

Aşkı merak etmek, büyük ve özel soruları dile getirmek, insanların ruhlarının en derinini merak etmek değildi sadece, aynı zamanda kavgayı, savaşı, iktidarı, dini, ölümü de merak etmekti.

AŞKIN AYAK İZLERİNİ ARARAKEN...

Aşkın ayak izlerini ararken, noter belgeleri ve nüfus cüzdanları aşkı aşk olmaktan çıkarıp değersiz kayıtlara dönüştürmeye başlamıştı bile. Geriye sanat ve edebiyat kalıyordu bir tek; mektuplar, günlükler, şiirler, şarkılar, tablolar, resimler, heykeller…

Tarihçiler aşkın kırıntılarını hep aradılar, yapılan kazılarda, çanak-çömlek kırıklarında, süs eşyalarının kalıntılarında, taşlara oyulmuş resimlerde… Ancak kökenine dair ne bir iz, ne bir fosil, ne de bir anlatı bulamamışlar. On milyonlarca yıl önce bir gün, belki de bir gece, bir el oynadı, bir söz söylendi, bir duygu doğdu… Sonra da bu derin duyguya “Aşk” mı dediler acaba?

Aşkın tarihine dair pek çok kaynak araştırdım. En derli toplusu Dominique Simonnet ve arkadaşlarının derledikleriydi. Aşkın tarihini “Duygu (Aşk), Evlilik, Cinsellik (Haz)” gibi üç kelimede özetliyorlardı. Ama yaşanmışlığı öyle üç çerçeveye oturtuyorlardı ki; katılmamak mümkün değil…

  • Aşkın da hazzın da olmadığı evlilikler,
  • Haz barındırmayan aşk evlilikleri,
  • Evlilik olmadan yaşanan aşkın hazzı.

Aşkın da hazzın da olmadığı evlilikler: Prehistorik dönemlerde, erkekle kadın arasında duygulara hele de hazza yer yoktu, evliliklerin kurulmasındaki amaç, çocuklar dünyaya getirmek, mirası ve soyun devamını güvenceye almaktı. Böylece; aşkın da hazzın da olmadığı evlilikler yapıldı.

Haz barındırmayan aşk evlilikleri: Rönesans döneminde; cinsel baskılar arttıkça, küçük küçük isyanlar başladı. Kadın ya da erkek evleneceği insanı sevse, nasıl olurdu? Çıkar evliliği yerine aşk evliliği onlara ne kaybettirirdi? Ancak hala cinsellikte haz kabul edilemezdi, böylece haz barındırmayan aşk evlilikleri yaşandı.

Evlilik olmadan aşkın hazzı: Yirminci yüzyılın başlarında, cinselliğin üstündeki örtü kalkmaya başladı ve zincirler kırıldı, bedenlerin ve zihinlerin özgürleşmesi hızlandı. Evlilik olmadan aşkın hazzı yaşanmaya başlandı. Ancak bu sahnenin ters yüzü de tuhaftı, geçici bir hevese dönüştü, bu sefer de bedeli aşk ödedi…

YA BUGÜN YOLUN NERESİNDEYİZ?

Hala evliliklerin birçoğu çocuklar dünyaya getirmek, mirası ve soyun devamını güvenceye almak amacıyla kuruluyor, genellikle kadınlar (erkekleri de yadsıyamayız) aileleri tarafından zorla evlendirilmeye çalışılıyor. Ya da “Mantık evliliği” masalı ile kendilerini kandırmaya devam ediyor.

Aşk evliliği olarak başlayan evliliklerde ise çiftler duygusal beslenmelerine devam etmediklerinde, birbirlerine karşı duyarsızlaşmaya başlıyorlar, evlilikleri rutin bir hayata dönüşüyor, içinde haz barındırmayan, tek düze, sıkıcı…

Evlilik olmadan aşkın hazzını yaşamaya çalışanlar, iki arada sıkışıp kalıyor, toplumsal baskılar mı, yaşamak istedikleri aşk mı? İki ucu da keskin bıçak, hangi yöne gitseler canları acıyor.

Aşkın tarihi yolculuğunun sonunda insanoğlu, her üçünü de istiyor… Yani; haz veren, aynı zamanda da evlilikle de sonuçlanacak, kalıcı bir aşk…

Her üçünü de bulmanız dileğiyle…

Yayın tarihi: 04.04.2017
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu yazar yazısına henüz yorum yapılmadı.