Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile

TELEVİZYON VE ÇOCUK

 YAZARI TAKİP ET X
Nuran Çakmakçı’nın YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

Eğitim Hürriyet'i Hürriyet Gazetesi yazarı
 
 

15 PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Televizyonla hep seviyeli bir beraberliğim oldu. Yanlış anlamayın, “Ben sadece belgesel seyreder, haberleri izlerim” modunda da değilim.

Güzel bulduğum dizileri, herkesin küçümsediği kadın programlarını, anlamsız tartışmaları da izler, bazen mendil elimde ağlar, bazen gözlerimden yaş gelene kadar gülerim. Ancak televizyonu pek aramam, bunun için özellikle zaman yaratmam.

Öğrencilik hayatım boyunca tam bir “inek” olduğumdan ve kitaplardan kafayı kaldırmadığımdan, sonrasında da iş hayatımda evde geçirdiğim zaman az olduğu için, beyaz camla sıkı fıkı ilişkimiz pek olamadı.

Beyaz ekranla böyle bir mesafemiz varken, oğlum doğduğu andan itibaren de onu uzak tutmaya çalıştım. Kimi zaman başardım, kimi zaman yenildim.

Oğlumu evde bakıcımız Seher Hanım’a bıraktığımda ilk koşullardan biri “televizyon açılmaması” olmuştu.

O zaman kamera da pek yaygın değil. Denetim için de sık sık telefon ediyor, evde ses gelip gelmediğini dinliyor, eve zamansız giderek anahtarla kapıyı açıyordum.

Televizyon ve Otizm

Oğlum için bu kadar paranoyak olmama Psikiyatrist Prof. Dr. Kayhan Aydoğmuş neden olmuştu.

Bir arkadaşım 4 yaşındaki oğlunda gelişimin yavaş olduğundan şüphelenip benden yardım istemiş, ben de Prof.Dr. Aydoğmuş’a yönlendirmiştim.

Arkadaşım muayene sonrasında beni arayıp durumu bildirdiğinde biraz şaşkınlık, biraz da gazetecilik dürtüsüyle soluğu Prof.Dr. Aydoğmuş’un yanında aldım.

Hoca, arkadaşımın bakıcısının çocuğu uzun süre televizyon karşısında tuttuğunu, çocuğun gerçekle hayal dünyasını karıştırarak ciddi bir gelişim sorunu yaşadığını uzun uzun anlattı.

Yani çocuk gelişiminin gereği oradan oraya emekleyip tutunması, sürekli hareket halinde olması gerekirken evde “ana kucağı” verilen benim de pek haz etmediğim alete bağlanıp, saatlerce çizgi film izlemişti.

Bu durumda gerçek dünya ile ilişkisi kesilmiş, kendini ekran içindekilerle özdeşleştirmiş, bu arada fiziksel gelişimi konusunda aşama kaydedememişti. Yani otizm belirtileri gösteriyordu.

Film, Oğlumla Arama Kara Kedi Gibi Girdi

Bu görüşmenin ardından birkaç haber yazmış, çevremdeki aileleri bu konuda dilim döndüğünce uyarmaya çalışmıştım.

Oğlum anaokuluna gelip sosyalleşince işim zorlaşmaya başladı.

O zamanlar pek moda olan içinde şiddet öğeleri fazlasıyla bulunan bir çizgi filmi seyreden çocuklar birbirine anlatınca bizimki de pek meraklanmıştı. Bu filmi ne yapıp edip izlemeye çalışıyordu.

Bazen pes edip izlemesine izin veriyor, bazen de seyrettirmiyordum.

Şiddet öğeleri ve garip kahramanların olduğu bu film oğlumla arama kara kedi gibi girmeye başlamıştı.

Ne yapacağımı şaşırmıştım. Öğretmeniyle konuştum. Birlikte bir plan yaptık. Veli toplantısında diğer velilere bu durumu anlattık. Bazı veliler abarttığımı düşünerek, umursamadı, bazıları ise benim gibi işi ciddiye aldı. Kararımız şuydu:

Akşam eve gidildiğinde tüm veliler okuldan kendilerine yazı geldiğini ve bu filmi izlemenin yasak olduğunu çocuklarına anlatacaklardı. Öğretmen de bu konuda çocuklarla konuşacaktı.

O zamanlar okulu pek önemseyen, öğretmenin her dediğini uygulayan miniklerin birçoğu bu filmi seyretmekten vazgeçmeye başladı.

Planımız büyük oranda başarıya ulaştı. Arada seyredenler çıkıyor olacak ki, akşamları oğlum kulağıma fısıldıyordu. Ama en azından biz bu savaşın galibi çıkmıştık.

Çocuğu Televizyonla Oyalamayın

Sonrasında da oğlumla benzer direnişler ve tartışmalar yaşamadık değil. Bir galip, bir yenilgiyle savaşımız zaman zaman sürüyor.

Siz siz olun bu renkli, hareketli ve sesli dünyadan ne olur çocuklarınızı uzak tutun.

Bakıyorum birçok evde mutfakta, her odada televizyon var. Ekran bağımlısı bir nesil yetişmesine izin vermeyin.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yard.Doç.Dr. Ayten Zara, “Son yıllarda birçok aile televizyonu çocuk bakıcısı olarak kullanıyor. Çocuk, televizyon karşısında otururken anneler ev işi yapabiliyor, başka şeylerle ilgileniyor” derken haklı galiba.

Çocuğu 2 saatten fazla televizyon karşısında oturtmayın. Çocuğu televizyonla oyalamayın.

Televizyonu ödül veya şantaj olarak kullanmayın.

Yemek saatlerinde televizyon açmayın.

Başarabilirseniz ne ala, başaramazsanız hiç değilse elinizden geleni yapmış olmanın rahatlığını yaşarsanız. 

Yayın tarihi: 07.12.2010
15 PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI (9)

şiddetle katılıyorum ama ben çocuğunu bütün gün keyifli öğretici aktivitelerle oyalayabilen bir anne olamıyorum. 2 saati geçmeyen periyodlarla tv seyretmesine göz yumuyorum. aslında sonuç olarak çok da kötü olmuyor, seyrettiği kanal son derece sevimli eğitici programlar yayınlıyor. ama haklısınız, keşke daha farklı bir yapım olsaydı da, o vakitleri sıkılmadan sulu boya yapıp, masal okuyarak geçirebilseydik!

09.12.2010 12:09:29 zeynep işçen

Tamda insanı pişmanlık sandromuna sokacak bir yazı..Elimden geldiğince çocuk gelişim kitapları , psikolojı kıtapları okuyan ve cocuğunu dogru yonlendirmek isteyen biriyim Nuran hanım. Ama inanın bazen müdaheleler işe yaramıyor hele çalışan bir anneseniz TV nin kucagına düşüyorsunuz.

9 YORUMUN TÜMÜNÜ GÖSTER