Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile

ÇOCUK VE İLK GEZİ

 YAZARI TAKİP ET X
Nuran Çakmakçı’nın YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

Eğitim Hürriyet'i Hürriyet Gazetesi yazarı
 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Cem ilköğretim 4’ncü sınıftaydı. Okulu benim gibi kaygılı annelere ilaç olacak bir çalışma yapıyordu.

Çocukların, kendi ayakları üzerinde durabilmesi ve aileden ayrı bir ortamda kalabilmenin ilk provası olarak gittiği okulun bahçesinde kamp kuruluyordu.

Öğretmenlerinin önderliğinde tüm 4’ncü sınıflar okulun bahçesinde, bahar ayında akşam üstü çadırlarını kurup geceyi birlikte geçiriyorlardı.

Bu arada çadır kurmayı, birlikte yaşamayı, iş bölümünü ve de en önemlisi farklı bir ortamda yaşamanın ilk uygulamalarını gerçekleştiriyorlardı.

Çok çaktırmam, pek itiraf etmem ama tipik bir Türk annesi modeliyim. Yani kaygısı yüksek, koruyuculuğu en üst sınırda, çocuğunun her an başına kötü bir şey gelecekmiş hissini yaşayan annelerdenim.

Böyle bir model anne olunca çocuğun dışarıda bir gece konaklamasının ne demek olduğunu ancak yaşayanlar beni iyi anlar.

İlk Uzaklaşma, İlk Heyecan

Bendeniz de o gece okulun çevresinde adeta tur attım.

İlk olarak bir bahane ile çadır alanına sızdım. Sonrası nazikçe gönderildim.

Zaten orada beni gören oğlum da bu durumdan pek memnun kalmadı. Kafa önde, çaresiz ayaklarım istemeye istemeye bahçe kapısından çıktı.

Oğlumdan ayrılışımın ikinci travması Ankara yolculuğu oldu.

Otobüs yolculuğu ile çıkılan iki günlük Anıtkabir ziyaretinde, yanına ne telefon alınmasına izin verildi ne de öğretmenini sık sık taciz etmemize sıcak bakıldı.

Gerekçe aynıydı. Çocukların bağımsız bir birey olarak kendi kendilerine ayakta durmalarını sağlamaktı.

Veliler için kurulan zincirden aldığım genel bilgiler yetersiz kalınca tüm nezaketimle öğretmenlerini aramaya yeltendim ama kendimi zor durdurdum.

Akşamın olmasını bekleyip, kaldığı otelin santralini defalarca aramaktan kendimi alamadım.

Her seferinde Cem, kısa ve öz konuşup telefonu kapattı. Eşimin müstehzi gülümsemeleri, yan bakışları bile beni caydırmadı.

Sürekli oğlumun nasıl uyuyacağı, gülmeyin ama pijamasını nasıl giyeceği, giysilerini nasıl toplayacağı, hatta dişlerin fırçalayıp, fırçalamayacağı sorularına sorular ekliyordum.

Bunları ara ara güya çaktırmadan oğluma sorar gibi yaptım ama doğal olarak ya cevaplanmadı ya da geçiştirdi.

Ben Kaygılı, O Mutlu

İki günlük bu geziyi eli kalbinde, gözyaşı damlalarını içine akıtarak zar zor geçirdim.

O yılı böyle kazasız belasız atlattıktan sonra beşinci sınıfa geldiğimizde daha büyük bir engel vardı.

Beş günlük okul gezisi izin kağıdıma ellerim titreyerek imza attım. Ve sonunda o büyük gün gelip çattı.

Bir yandan onun valizini hazırlıyor, diğer yandan talimatlarımı sıralıyordum.

Her gün giyeceği iç çamaşırını, tişörtünü, pantolonunu iç içe koyarak beş günlük kıyafetini hazırladım.

Kirli çamaşır poşeti, banyo havlusunu bile yerleştirerek valizin kapağını kapattım.

Ertesi sabah oğlum güle oynaya heyecanla otobüsteki koltuğuna yerleşti. Ben yüzü asık, gözleri dolu şekilde onu yolcu ettim.

Velileri bilgilendiren telefon zincirinden tatmin olmayınca, şirinlikle görevli öğretmenleri sırasıyla aradım.

Bir süre sonra yüzüm tutmayınca ve eşime aratma konusunda da gayretlerim sonuçsuz kalınca akşamı iple çeker oldum.

Sabırla, heyecanla beklediğim anlarda karşıma çıkan oğlum “Anne her şey yolunda, iyiyim” diye kısa öz konuşup kapatıyordu.

Bir yandan gereksiz kaygılarla olayı büyüttüğümü düşünen eşimin telkinleri, diğer yandan oğlumun neşeli ve mutlu sesi beni sakinleştiriyordu.

Olan üç haftalık İngiltere gezisinde oldu. Babası da bu gezide yanındaydı.

Baba oğul bildiklerini okumuş, babasının uzaktan, hissettirmeden kontrolü ile oğlum özgürce kafasına göre takılmıştı.

Döndüğünde daha kendine güvenli, daha büyümüş gibiydi. Okuluna yürüyerek gidebileceğini, alışverişe kendi başına çıkabileceğini anlatıyordu.

Özellikle bu konuda babasıyla iş birliği yapmakta üstüne yoktu. Benim kaygılarımla her ikisi de baş etmeyi artık öğrenmişti.

Şimdi evde birkaç saat yalnız kalabiliyor, yakın olduğu için okuluna yürüyerek gidip gelebiliyor.

Çok yakın olduğumuz, ailece uzun süredir görüştüğümüz dostların evinde bir iki günlük ziyaretlerde bulunabiliyor.

Kısacası özgürlüklerini söke söke aldı. Üstelik babasıyla iş birliği sayesinde kaygılarımla baş etmeyi de öğrendi. İyi ki, bu konuda inatçı olmuş.

Bana kalsa fanus içinde yetişecek, pısırık, kendi başına bir şey yapamayacak çocuk haline gelecekti.

Bu arada kaygılarım bitti mi? Hayır.

Ama hiç değilse onlarla biraz olsun baş etmeyi öğrendim. 

Yayın tarihi: 11.01.2011
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI (9)

Mrh Nuran Hn malesef annelik böyle birşey...Ben anne olmadan önce annemi anlamazdım yani anlayamazdım...Hevinim olduktan sonra hayat bambaşka oldu benim için onun için nefes alıyorum.Bende çok panik bir anneyim bakalım hevin büyüyünce ne yapacağız.Allah hepimizin yardımcısı olsun...

11.01.2011 16:02:28 NESLİHAN ALAK

2. Benim de bin türlü kaygım oluyor ama kaygılarımı çocuklarımın önüne demir perde yapmamaya çalışıyorum. Ilgın'ı 10 günlük Balkan ülkeleri gezisine gönderdiğimde otobüsün motor sesi sanki ciğerlerimi yolup almıştı. Daha 12 yaşında 9 ülke gördü ve bir sürü şehir gezdi. Benim pasaportum bile yok. Bu yıl da göndereceğim. Bu kez Hande de gidecek. Hande bana çok bağlı, o nedenle bu deneyimin başarıyla atlatılması bizim için altın değerinde. Onlar böyle donanımlandıkça ben de güçlü hissediyorum.

11.01.2011 11:49:21 Hilal BALABAN
9 YORUMUN TÜMÜNÜ GÖSTER