Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile

40 DAKİKALIK DERS

 YAZARI TAKİP ET X
Nuran Çakmakçı’nın YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

Eğitim Hürriyet'i Hürriyet Gazetesi yazarı
 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Bazen şu okul meselelerine fazla kafa yoruyorum. Günümüz alfabenin son harflerini oluşturan Y, Z kuşağı ya onları düşünüyorum çoğu zaman. Hani hiçbir şeyi beğenmeyen, mutlu olmayan, çabuk tüketen, çabuk yorulan, hızlı gençlik şikayet edince hak vermiyor değilim. Daha yeni YGS (Yükseköğretime Geçiş Sınavı) diye gençlerin en az iki yılını alan, hayattan soğutan, aşklarını bile erteleten bir sınavı geride bıraktık. Ne yaptık? 160 dakika boyunca onları bir salona tıkadık, tuvalete bile gitmelerine izin vermedik. Öncesinde bu sınavı hayat memat meselesi diyerek abarttıkça abarttık. Aileler, neredeyse evin içinde parmak üstünde dolaştı, misafir kabul etmedi, televizyon açılmadı. Bütün bunlarla o liselilere “aman bak bu çok önemli, biz kendi hayatımızdan kısıyoruz, artık sen de en iyisini yap” baskısını uyguladık. Bunu yüksek sesle söylemesek de ki-söyleyenler de bir hayli var- dibine kadar hissettirdik. Ödediğimiz dershane ya da özel ders paralarını gözlerine soktuk.

Biraz olsun hava almak için sinemaya ya da arkadaşlarıyla buluşmaya gitse yan yan baktık. Hele en deli çağlarını yaşadıkları bu dönemde bir aşk yaşamalarını zinhar yasakladık. Çünkü geleceklerini belirleyecek bir sınav vardı önlerinde.

Bu yetmezmiş gibi okulda da başarılı olmalarını istedik. Her türlü çabayı gösterdik. Sonra da bir Pazar günü salonlara tıkadık, kimini cüsselerinin yanında minik kalan, bacakları bile girmeyen ilkokul sıralarına oturtup, tam 160 dakika boyunca kağıt kalemle baş başa bıraktık. Hiçbir koşulda dışarı çıkmalarına izin vermedik. Onlara güvenmediğimiz gibi güvenliği sağlayamadığımızı da bu şekilde ifşa etmiş olduk.
Onlar kadar şanslı (!) olmayan ama önlerinde bu geleceği bekleyen hani telefonuyla yapışık yaşayan, sanal dünyanın içinde gömülen daha küçük sınıftaki liselilere de diyoruz ki 40 dakika boyunca ders var, sesini çıkarma, dinle, derse katılabilirsen ne ala, katılamazsan çık dışarı!

Şimdi 40’ları aşmış biri olarak ben 40 dakika boyunca hep biri ya da birileri konuşunca ben de pasif dinleyici olunca yapamıyorum, sıkılıyorum, kendimi zor dışarı atıyorum. Bir toplantıya katılabilmem için, birilerini dinleyebilmem için hakikaten çok cazip, yeni ve farklı şeyler anlatılmalı. Ya da anlatılanlar ilgi çekici şekilde aktarmalı.

Soruyorum şimdi size bütün bunlar okullarımızda oluyor mu? Yani şu yeni nesil gençlik dediğimiz, yeni meslekleri sıraladığımız, fütürizmden söz ettiğimiz liselilere daha okul sıralarında ulaşabiliyor muyuz? Yoksa metazori ders mi dinletiyoruz?

Ee ne olacak, okulları mı kaldıralım? Diyebilirsiniz. Haklısınız da.. Kaldırmayalım, eğitim öğretim yaşamımızın her safhasında olsun olmasına ama yenileyelim, bu kuşakların sıkılmayacağı, heyecan duyacağı bir şekle dönüştürelim. Bu sadece bizim ülkemiz için geçerli değil. Tüm dünyada aynı sıkıntı var.

Hiç unutmam üniversite yıllarında koskoca bir sınıfta bir hocamız eline kitabı alıp okurdu, ders vermesi bundan ibaretti. Yoklama yapıldığı için sınıf dolardı. Ama şu anda aklımda o derse dair tek satır yok. Bu durumu fark eden her Ünsal Oskay hocamız her ders bizim ilgimizi çekecek bir şey bulur, hiçbir şey yapmazsa oturma düzenimizi yuvarlak masaya çevirir heyecanla ağzından çıkan her kelimeyi beklerdik.

Ünsal hocamız derste yoklama yapmamasına rağmen herkes ondan bir şey öğrenmek için sınıfta yer kapmak için sıraya girerdik. Oysa fiziki durum da, öğrenciler de aynıydı. Hocamız fiziki durumu değiştiremezse, anlatım şeklini farklılaştırır, ilgi çekecek hale getirirdi.

Şimdi eğri oturup, doğru konuşalım. 18 yaş altı çocukları o sınıflara tıkıyorsak, biraz olsun farklılık yapmamız gerekmiyor mu? Diyeceksiniz ki yüzyılımızın icadı tablet var. Şimdi Fatih projesi ile o hayata geçecek, çocuklar rahatlayacak. Bence o da olmayacak. Tabletle dersi ilgi çekici hale getirip, 40 dakika boyunca oturtamayacağız sınıfta onları. Zaten Milli Eğitim Bakanlığı her ne kadar lise terk oranlarını saklasa da azımsanmayacak kadar arttığını duyuyorum. Lise müdürleri bunu farkında ama merkez hala durumun vahametini anlayabilmiş değil.

Devlet okulları yapamıyorsa özel okullar adım atsın, şu çocukların her 40 dakikasını öğrenmekten zevk alır hale getirsinler. Tamam müfredatı da uygulasınlar, öğretmesi gerekenleri de aktarsınlar ama hakikaten çocukları okula gelmek ister hale getirsinler.

Bir de işin ödev kısmı var ki ona hiç girmeyeyim. Ne o öyle küçük yaşta sayfalar dolusu ödevleri verip, bu yolla birşeyler öğrettiğini sanan eğitimciler! Olmuyor, olamıyor. O ödevler anne baba zoruyla ya da desteği ile yapılıyor. Hiç kendimizi kandırmayalım.Tabii ki okulda işlenen konunun tekrar edilmesi gerekiyor, ama insaf ya o kadar abartmanın anlamı mı var.. Çocukların bilekleri, elleri kolları ağrıyor.

Eğitimcilere, anne babalara sesleniyorum, kendinizi onların yerine koyun. Ama kendi zamanınıza değil, bu zamana göre düşünün. Bu nesil farklı, formel şeyleri sevmiyor, yaratmak istiyor, çabuk sıkılıyor. Öğretin, öğretmekten de yorulmayın, çalıştırın da ama zoraki yaptırmayın, öğrenmekten zevk almasını sağlayın.
 

Yayın tarihi: 23.03.2015
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI (1)

Sn. Nuran ÇAKMAKÇI merhaba. Bilinen tekerlemedir; deveye sormuşlar... Çığın altından nasıl kurtulacağımızı konuşuyoruz. Tablet yöntemini bilmiyorum. Acaba atari gibi bir şey mi?! Önce değinmiştiniz; dış etkenler çocuğu öylesine bir bombardımana tutuyor ki... Ulusal eğitim buna göre uyarlandı mı acaba? 24 mevcutlu sınıflarda çalıştım. Mersindeki öğrencilerime halâ üniversiteye giriş soruları üretip gönderiyorum. Birbirimizden usanmadık. Ulusal eğitim çağın teknik gelişimine uyarlanmalıdır.

23.03.2015 13:39:57 nadir şener hatunoğlu