Gülmek anlıkken, insanı neşelendirici etkisi hayli kısa sürerken bir de sinirlenmeye bakın: Ufacık, minicik bir sebep, hayatınızda hiç tanımadığınız ve bir daha görmeyeceğiniz bir insan, bir anda bizi cinnet sınırına getirebiliyor.
Üstelik etkisi de hayli uzun sürüyor, etkisi bütün gün sürecek bir “zincirleme reaksiyon”a sebep oluyor...
Güzel bir güne uyandıktan sonra minicik bir aksilikler dizisi yaşadığımızda tüm günün berbat geçeceğine inanıveriyoruz.
Bir hesap edin, trafikte araç kullanırken biriyle kavga ettiğinizde, üstelik de haklı olduğunuzda sinirinizin üzerinizdeki etkisi kaç saat sürüyor etkisi? Dört? Beş?
***
Her nasıl hayatta kimi dinleyeceğimizi, kiminle arkadaşlık kuracağımızı, kimi hayatımızın içine sokacağımızı kendimiz seçiyorsak aynı yöntemi, “sinirlenilecek olay ve şahıslar” için de kullanmamız gerekiyor.
Hiç farkında değiliz ama yaşanan lüzumsuz stresli anlar, kafaya takılan laflar, hiç gerek yokken sinirden kudurmalar omzumuza ağır bir yük bindiriyor...
Hiç fark etmiyor musunuz, sinirlendiğinizde sakinleşmek için tatlı yemek arzunuzun tavan yaptığını?
Peki ya başınıza saplanan ağrıları?
O yorgunluk ve uyuma hissi? Sinirinizi çıkarabildiğiniz yerden çıkarma eğilimini?
**
Trafikte sinir yapan adam evde karısına bağırır...
Okulda öğretmenine sinirlenen çocuk hıncını annesinden alır...
Komşu dedikodusuna sinirlenen anne tüm sinirini evinde çocuğundan, kocasından çıkarır...
Belki de hayatımızın “lüzumsuz sinirlenme” kısmını çıkarıp atmayı başarabilsek, kendi yakın ilişkilerimizde de daha başarılı olabileceğiz...
“Doğru yerde, doğru zamanda, doğru kişiye” sinirlenebilsek, belki sorunun kaynağına inebilecek, anında çözebileceğiz.
İyi hissetmek için “şeker krizi” diye bir konu söz konusu bile olmayacak!
Yanlış kişilere kızmayacak, durduk yere kalp kırmayacağız.
**
Gerçekçi konuşacak olursak, elbette pek mümkün bir çözüm değil bu. Mesela, trafikte sizi sinirlendirip sonra gaza basıp gidene sinirlenseniz ne olacak? Hiç!
Arkasından kovalayıp yakalamadıktan sonra sadece kendi kendinizi yemiş, yormuş olacaksınız.
Açık açık kızma, kafa tutma imkanı bulamadığınız zamanlarda, -diyelim ki ofiste- sinirlendiğinizde, doğru düşünme ve hareket etme becerinizi kaybedeceksiniz.
Belki de yanlış yapacaksınız! Performansınız bir hiç yüzünden yerlerde sürünecek.
Fark etmiyoruz ama hayatımızı en çok etkileyen konulardan biri bu.
Hiç tanımadığınız insanları karşımıza alıp “Beni anlamsızca sinirlendirmeni istemiyorum” diyemeyeceğimize göre kendimize bakmamız lazım. Kime ve neye sinirleneceğimizi, hangi olayların bizi hakikaten germesi, endişe hali yaratması gerektiğini iyi seçmemiz lazım.
Kim bilir bugüne kadar kaç defa “boşuna kuruntu” yaptınız, hiç dertlenilmeyecek konularda kendi kendinizi yediniz... Endişelendiniz, uykusuz geceler geçirdiniz, kendinize boşu boşuna mutsuzluklar edindiniz...
Bir liste çıkarsanız, eminim sonu gelmez...
Hiç şüphesiz, insanın kendi kendine vereceği zor bir eğitim sayılır “neye, kime sinirleneceğini ayırt edebilmek”. Kolay mı içinden yükselen o sinir dalgasını yatıştırmak, içindeki sese “sus, düşün!” demek?
www.hurriyetaile.com web sitesindeki yazarların ve yazar yazılarının, katkıda bulunanların, soru soranların, yorum yazanların, iletişim platformu ile bilgi ve düşünce paylaşanların veya herhangi bir kanaldan site veya ziyaretçileriyle iletişim kuranların görüş ve düşünceleri, site editörlerini, modaretörlerini ve site hazırlayıcılarını bağlamamaktadır. Bu görüş ve düşüncelerin sorumluluğu tamamen ilgili kişilere aittir.