Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile
 

'YETİŞKİN' OYUNLARI

 YAZARI TAKİP ET X
Manolya Özek’in YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

Hayat Denen Oyun Uzman Psikolog & Wellness Danışmanı
 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Geçen hafta Dikkat Eksikliği’nde etkili bir gelişim programından bahsetmiştim. Karakterimiz Su da oğlu Toprak’ta dikkat eksikliğinden şüphelenmiş bir uzmana götürmüştü. Toprak dalgın, unutkan ve dağınık bir çocuktu. Çabuk dikkati dağılıyor ve genelde dinlemiyor gibi görünüyordu. Su doktorun önerisiyle ilaç kullanmaya başlamış ama yan etkilerini gördüğünde korkmuş araştırmaya devam etmiş ve Play Attention programı ile tanışmıştı. Dört aylık programdan sonra Toprak’ın dikkati artık çabuk dağılmıyor, sürekli bir yerlerde bir şeylerini unutmuyor ve söylenenlere tepki veriyordu. Su çok rahatlamıştı.

Diğer taraftan da Su iş ortamındaki insan ilişkilerinde zaman zaman zorlanıyordu. Reklamcılık sektörü zevkliydi ama tam bir şov ortamıydı. Sürekli bir yarış ve dedikodu kazanıydı. Ajansı onu iletişimle ilgili bir eğitime göndermiş ve insanları anlamak adına yeni pek çok şey keşfetmişti. İşte Su’nun notlarından…

İletişim kurarken, zamanımızı yapılandırırken herkesle aynı derecede yakınlık kurmuyoruz. En az temasta olduğumuz iletişim ‘Ritüel’lerdir. Her sabah ‘günaydın’ dediğiniz, öğlen ‘afiyet olsun’ dediğiniz, işten ayrılırken ‘iyi akşamlar’ dediğiniz kişileri düşünün. Sanki bir tiyatro oyunun tekrarı gibi. Tek iletişimimizin bu olduğu kişiler vardır. Aslında ritüeller sıkıcıdır ve yakınlık seviyesi düşüktür ama toplumsal baskıdan ötürü devam ederiz yapmaya. Su iş ortamında tekrar tekrar yaptığı ritüelleri düşündü…

Bazen ise başkaları yanımızdayken onlardan temasımızı koparırız. ‘Geri Çekil’iriz. Örneğin iki üç yabancı asansöre biner göz temasından kaçınır ve sanki onlar yok gibi davranırız. Su da bunu sık sık yaptığını düşündü. Ya da toplu taşıtlarda fiziken orda olsak da dalıp gider kafamızdakiyle meşgül oluruz. İç sesimize, ihtiyaçlarımıza yöneldiğimiz grup olarak yaptığımız meditasyon da buna örnektir.

İletişimi biraz arttırmak istediklerimizle ‘Vakit geçirme’ diyalogları kurarız. Düşünce ve inançlarımızı paylaşır ama kendimizi konuşmayız. İletişim kuran kişilerin dışındaki kişi ve olaylar üzerinden muhabbeti kurarız. Ne konuşulur, nasıl konuşulur, neler söylenmez vs. üzerine aslında üstü kapalı bir anlaşma vardır. Bazı kişilerle iletişim kurarken sadece dedikodu, geyik muhabbeti, ekonomi ya da politika üzerinden muhabbet döner. Derinleşmezsiniz. Bazen karşıdaki bazen de siz buna izin vermezsiniz. Amaç yakın olma riski almadan biraz ilişki kurmaktır. İş ortamında sanırım en çok bu yaşanıyor diye düşündü Su. Ona göre bu tür iletişimin pek de bir değeri yoktu, hatta onu rahatsız ediyordu çünkü pek çok kişi bir arada geyik muhabbetleri yapıyor, gülüyor ama arkasını döndüğünde birbirinin dedikodusunu yapıyordu...

Bazı durumlarda ise iletişim kurarken enerjimizi kendimiz dışındaki bir şeye yöneltiriz. Nesne, sosyal hobi ya da alışveriş gibi. Enerjiyi birbirimizden değil, işin sonucu ortaya çıkan bir şeyden alırız. Birlikte sinemaya gitmek, tenis oynamak birer ‘Etkinlik’ örneğidir. İş ortamında insan kaynaklarının birlikte aktivite yapmaya yönelik çabası geldi aklına Su’nun. Amaç iş muhabbetinin dışına çıkmak biraz daha yakınlaşmaktı. Bowling turnuvaları düzenleniyor, takım çalışmasına yönelik outdoor eğitimler alıyorlardı.

En riskli ama en yoğun, varlığımızın olumlu olarak onandığı iletişim türü ‘Samimiyet’tir. Doğrudan, spontan, karşı tarafı manipule etmeden, diğer iletişim türlerini katmadan, katıksız olarak gerçekleşen ‘an’lardır. Sözsüz veya sözel olabilir. Samimiyet sırasında sözsüz ya da sözel olarak birbirimize olumsuz şeyler de iletebiliriz. Olumsuz da söylense kişi varlığının onandığını hisseder. Risklidir çünkü ne geleceğini bilemeyiz… Ama gerçek bir paylaşım vardır…

İhtiyaç duyduğumuz samimiyettir. Diğerlerini katmadan sadece samimiyet ilişkisinde kaldığımız anlar çok enderdir. Yakınlık ihtiyacı duyar kişilerle yakınlaşmaya çalışır ama genelde samimiyet yerine kendimizi ‘Oyun’ oynarken buluruz. Oyun oynarken de yoğun bir yakınlaşma yaşarız ve samimiyete göre daha az risklidir. Ama oyunlar genelde olumsuzdur, farkında olmadan geçmişte öğrendiğimiz olumsuz mesajları, kararları, deneyimleri pekiştirmek için oynarız. ‘Ben değersizim’ ‘Ben beceriksizin tekiyim’ ‘Ben sevilmeyi haketmiyorum’ gibi kararları pekiştirmek için oynanır…

İş yerinde, evliliklerde oynanan pek çok oyun vardır…

Su etrafında oynanan oyunları düşünmeye başladı…

Acaba kendisi işyerinde ve evliliğinde oyunlar oynuyor muydu?

Ne dersiniz? Siz zamanınızı nasıl yapılandırıyorsunuz?

Kimlerle nasıl iletişim kuruyorsunuz?

Acaba siz de oyunlar oynuyor musunuz?

Yorumlarınızı bekliyorum…

Sevgiler…
 

Yayın tarihi: 23.02.2012
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI (6)

etrafımızda o kadar kendini saklayan insan varki, sonunda bir cümlesinden gerçekleri öğrendiğinizde hayal kırıkları yaşıyorsunuz . Bu da etrafınızdaki herkesin bir oyun kurgusu içinde olduğu göstermiyor mu...Bir nevi kalkan yani... Sonuç olarak kendinizi sadece eski dostlarınız ve aileniz içinde korumasız, açık.net ve oyunsuz bırakıyorsunuz.

27.02.2012 13:52:50 Gözde İLDOKUZ

haklısınız eski dostlar ve ailemizin yanında güvende hissediyorsak, kabul edilme endişesi yaşamıyorsak, kendimiz gibi olabilmek çok daha kolay.burada altını çizmek istediğim oyunlardan uzak durmaya özen göstermek.sevgiler

hayatımda oyun oynadığım bir dönem hiç hatırlamıyorum neysm o oldum ama bu nedenlede çoğu zaman acı cektim evliliğimde bile eşim oyun oynadığı için evliliği bitirdim maskeli insanlara hiç tahammül edemiyorum maskeleri bol olan insanların bu hayatta daha mutlu göründüklerini düşünüyorum ama akşam yattıklarında maskelerini çıkarınca yada oyuna gerek kalmayan vicdan muhasebesinde kendileriyle barışık ve mutlu olduklarını hiç sanmıyorum.

26.02.2012 02:25:11 seray özkan

cok haklısınız serap hanım. oyunların bize pozitif bir kazancı yok. asolan samimiyet.ama karsı taraf samimiyetle yaklasmadıgında bazen zarar verebiliyor.buna karsı kendimizi koruyabiliyorsak dogru yoldayız. sevgiler

6 YORUMUN TÜMÜNÜ GÖSTER