Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile
 

WELLNESS HİKAYELERİ II

 YAZARI TAKİP ET X
Manolya Özek’in YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

Hayat Denen Oyun Uzman Psikolog & Wellness Danışmanı
 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Wellness yolculuğuma ve hikayelerime kaldığım yerden devam…

Akyaka’dan sonra yolumuz başka küçük bir beldeye Hisarönü’ne düşüyor. Hisarönü, masmavi denizle, yemyeşil doğanın birleştiği başka güzel bir belde.

Golden Key Hisarönü’ne varıyoruz ve otelin güleryüzlü zarif müdiresi Elif Hanım bizi karşılıyor. Kişisel gelişim ve wellness üzerine yazılar yazdığımı söyleyince Elif Hanım, Golden Key Bördübet’teki yoga seansına beni davet ediyor ve birlikte oraya yol alıyoruz.

Ağaçların içinden patika yollardan geçip Bördübet’e varıyoruz. Zamanında buraya gelen İngilizler çokça gelen kuşlardan dolayı buraya kuş yatağı anlamında ‘Birds bed’ adını takmışlar, zamanla da Türkçeye bördübet olarak uyarlanmış.

Bördübet’e daha adımımı atar atmaz aşık oluyorum. Burasını sözlerle tarif etmek biraz zor. Tropik bir ormana ya da gerçek bir cennete geldiniz sanki. Misafirler için şık ve sade bungalovlar tasarlanmış. Su kanallarında yılan balıkları, kaplumbağalar yüzüyor. Nilüfer havuzunda kurbağalar nilüfer yaprakları üzerinde dinleniyorlar. Etrafta bin bir türlü kuş var. 

Çimler üzerinde, kuş sesleri ve etrafta dolaşan kazlar eşliğinde yapıyoruz yogamızı. Biz de doğayla uyum içindeyiz, yoga duruşları yapıyor, esniyor, nefesimizi ve bedenimizi hissediyoruz. En sonunda gözlerimizi kapatıp sadece iç sesimize bırakıyoruz kendimizi… 

  

Akşam yemeğinde müzik yok çünkü otelin sahipleri misafirlerini doğanın sesinden başka bir sesle yormak istemiyorlar… Aydınlatma da öylesine… Az, öz… 

Yan tarafta kurdukları çiftlikte otel müşterileri için süt, yumurta, peynir, et, tavuk, ekmek, reçel gibi gıdalar üretiliyor. Sunulan her hizmet doğadan, ilk halinden…

‘Böyle bir yerde insanın ömrü uzar’ diyorum Elif Hanım’a ve yemekte bize otelin büyülü hikayesini anlatmaya başlıyor. Otelin sahipleri Şebnem ve Sedat Uyar’ın tüm denemelere ve tedavilere rağmen çocukları olmuyor. 6 yıl denedikten ve 4 bebek kaybettikten sonra umutlarını kaybediyor ve vazgeçiyorlar. Sedat Bey, bu konuda epey yıpranan eşine iyi geleceğini düşünerek önce Golden Key Hisarönü’nü, daha sonra da Bördübet’i satın alıyor. Bördübet’i yeni açtıklarında bir gece İngiliz bir gezgin konukları oluyor ve Şebnem Hanım’a buranın uğurlu geleceğini, buradan ayrılmamasını, çok yakında bir oğullarının olacağını söylüyor. Ve kısa bir zaman sonra Şebnem Hanım hamile olduğunu öğreniyor… Şebnem Hanım’ın ardından 2 çocuğu daha oluyor…

Tüylerim diken diken oluyor bu hikayeyi dinlerken... Elif Hanım, Bördübet’e balayına gelen pek çok çiftin de hamile kaldığını anlatınca ben de bu bereketli topraklarda tüm dileklerimi yürekten isteyerek geçiriyorum gecemi…

Ertesi gün Elif Hanım’ın kendi hikayesini dinliyorum. O bir yelkenci. 3 yıl evvel teknede ciddi bir kaza geçiriyor ve kalça kemiği kırılıyor. Kazanın ardından girmediği ameliyat, denemediği tedavi kalmayan Elif’in hayatı bir anda değişiyor. Bu dönemde kaslarını güçlendirmek için yoga ve pilatesle tanışıyor. Kazayla ilgili her şeyi geride bırakmak ve hayatını sıfırlamak adına işini bırakıyor. Ve bir tesadüf eseri eski müşterisi Şebnem Hanım’ın otel için bir müdür aradığını öğreniyor ve birkaç gün sonra da kendini Bördübet’te çalışırken buluyor. 
Bördübet’in havası ona da iyi gelmiş olmalı ki bugün kazanın yaralarının tamamen sarıldığını, sağlığına kavuştuğunu anlatıyor bana…

Hisarönü'nden sonra sıra geliyor Bozburun’a. Bozburun, son dönem yatçıların uğrak limanlarından olan masmavi muhteşem bir koy. Kıyıdan tekneler sizi alıyor ve otelinize götürüyorlar. Ada görünümündeki bu otellere karadan ulaşım yok. 

Otelimize yerleştikten sonra akşam yemeğine Bozburun Yat Kulübü’ne geçiyoruz. Otelin sahibi Zeynep Dirvana (herkesin teyzesi ya da annesi o) bizi karşılıyor ve kendi yaptığı muhteşem yemeklerle ağırlıyor bizi. Zeynep Dirvana yelkenciliğin duayenlerinden Süleyman Dirvana’nın eşi. 

Yıllar evvel kimse Bozburun’u bilmezken karı koca burayı keşfediyor ve kendilerine bir ev yapıyorlar. Süleyman Bey o kadar misafir seviyor ki buraya yolu düşen her denizciyi kendi evlerinde ağırlıyorlar. Zamanla Kanlıca’daki yalılarını tamamen bırakıp buraya yerleşiyorlar. Dirvana ailesinin misafirperverlikleri dilden dile öyle yayılıyor ki yıllar sonra evlerini ve Zeynep hanım’ın enfes yemeklerini daha çok misafirle paylaşmaya karar veriyorlar ve Bozburun Yat Kulübü doğuyor.

Zeynep Dirvana, her gece masaların her biriyle tek tek ilgileniyor. ‘Ben onları müşterim değil, misafirim olarak görüyorum. İsteğim onları koşulsuz mutlu etmek’ diyor masmavi gözleri ışıl ışıl parlarken ve keyifli sohbetimizi ara ara kesip diğer masalarla ilgilenmeye gidiyor. 

Zeynep Hanım'ın oğlu Edhem Dirvana ise tam bir yelken sevdalısı. Yılın on iki ayını Bozburun’da geçiriyor. Babasından aldığı vizyonla Bozburun Yat Kulübü’nde dünya yelkenciliğinin Formula’sı Extrem 40 yarışlarının İstanbul ayağı için bir Türk ekibi oluşturuyor. Her ne kadar zor olsa da inandığı hayali için kapı kapı geziyor, sponsor buluyor ve çalışmaları başlatıyor.

Edhem, genç yaşında Bozburun’a yerleşme hikayesini şöyle anlatıyor:

‘Bir kazada çok sevdiğim bir arkadaşımı ve çocuklarını kaybettim. O çocuklar benim de çocuğum gibilerdi. Çok özel varlıklardı. Bozburun’a yerleşmeyi planlıyordum ama bu olay benim için kıymetli olan şeylerin değerini daha iyi anlamama sebep oldu. Benim için hayatta en önemli varlıklar olan anne ve babamın yanında olmayı tercih ettim. Babam zaten yaşlıydı. Zamanı azdı. En azından kalan zamanı birlikte geçirelim diye apar topar yerleştim. Bir de hayattaki önceliklerimi bir kez daha gözden geçirmemi sağladı.’ 

Önceliklerin nasıl değişti diye sorduğumda ise cevabı şöyle oluyor:

‘Daha fazla yelken yapmak, daha fazla seyahat etmek...Hayatı ertelememek, daha da dolu yaşamak, sevdiklerinle geçirdiğin zamanın kıymetini bilmek, sadece sevdiğin işleri yapmak, yapmak mecburiyetinde hissetmeden bir şeyleri yapmak, yaptığın şeyleri tutkuyla yapmak…’

Bozburun’da trafik yok, sinir içinde dolaşan insanlar yok. Sadece masmavi pırıl pırıl bir deniz ve muhteşem koyları var. Bol bol yüzerek, gün batımlarını ve yıldızları seyrederek günü geçiriyorsunuz…

Bir wellness merkezini ve hikayelerini daha geride bırakarak yolculuğumuzun son etabı Selimiye için yola çıkıyoruz… 

Yayın tarihi: 03.09.2013
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu yazar yazısına henüz yorum yapılmadı.