Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile
 

ÖLMEDEN ÖNCE PİŞMAN OLMAMAK İÇİN…

 YAZARI TAKİP ET X
Manolya Özek’in YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

Hayat Denen Oyun Uzman Psikolog & Wellness Danışmanı
 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Sevgili okuyucularım, bu hafta sizlerle geçen pazar Hürriyet Ege’de çıkan mutluluk üzerine röportajımı paylaşmak istedim. Keyifli okumalar…

Mutluluk konusunda çalışmayı neden tercih ettin?

Ben ergen ve yetişkinlerle çalışan bir psikoloğum. Bana geliş nedenleri bir sınava hazırlanmak, kariyerinde daha başarılı olmak ya da ilişki problemini çözmek olabilir ama varmak istedikleri nokta hep aynı. Bir şekilde bana mutsuz olduklarından dolayı geliyorlar. Her ne kadar gidiş yollarımız farklı olsa da hepimiz daha mutlu olmanın yollarını arıyoruz. Bir şeyi daha somut hale getirdiğinizde daha anlaşılır ve ulaşılır hale geliyor. Ben mutluluk kavramını daha somut bir hale getirerek dokunduğum insanlara alan yaratmak istiyorum.

Bu konuda doğru bildiğimiz en büyük yanlışlar neler?

Mutlu olmak için hep bir neden arayışımız var. 'Hayalimdeki gibi bir insanla evlenirsem mutlu olacağım, çok param olursa mutlu olacağım, çocuk sahibi olursam mutlu olacağım' gibi... Mutluluğu bir nedene bağladığımızda o hedefe ulaşana kadar mutlu olmayı kendimize yakıştıramıyoruz çünkü hak etmediğimize inanıyoruz. Bu yüzden de belki sahip olduğumuz pek çok mutluluk anını kaçırmış oluyoruz.

Mutluluk için sihirli bir değnek bekliyoruz. Biri gelsin, bir şeyler yapsın ve bir anda her şey değişsin beklentimiz var. Bu beklentimiz gerçekçi değil. Mutlu olmak için direksiyona geçmemiz gerekiyor. Terapist, anne, eş, arkadaş hepsi ancak bizim yol arkadaşımız olabilirler. Bize güç ve enerji verebilirler ama arabayı onların kullanmasını beklediğimizde onlar nereye gitmek isterlerse araba hep oraya gidecektir. Terapi kişiye kendi arabasını sürmeyi öğretmektir. Önce korkutucu gelir ama bir süre sonra kendi yaşamınızı kendiniz kontrol etmeye başladığınızda mutluluğunuz için gerçek keşif yolculuğunuz başlar.

Mutluluk ile ilgili bilimsel gerçekler neler?

2014 yılında İngiltere Warwick Üniversitesi'nde yapılan bir çalışma 5-HTTLPR adı verilen bir genin ruh halimizi, cinsel istek ve arzularımızı düzenleyen seratoninin salgılanmasını aktive ettiğini, mutluluk ve iyi hissetmemizle ilişkili olduğunu bulmuş. Bu çalışma mutluluk üzerine yapılan araştırmalarda en mutlu milletin ısrarla her yıl neden Danimarka çıktığını, mutluluk ile genetik yaradılış arasında bir ilişki olup olmadığını araştırmış. Bu ve sonrasında yapılan pek çok araştırmanın ortak bulduğu sonuç şu ki hepimiz genetik olarak bir mutluluk referans noktası ile dünyaya geliyoruz. Yaşam tatmin düzeyimizi belirleyen bu referans noktası, büyük bir başarının ya da büyük bir acının olmadığı zamanlarda geri döndüğümüz mutluluk seviyemiz. Bazı araştırmacıların bulduğu sonuç şu ki, bu referans noktamızın neredeyse 50%’si genetik olarak doğuştan geliyor. Aynı zamanda nörologlar bazı genlerin beynimizde Anandamid denilen bir beyin kimyasalının salınmasını aktive ederek kişinin daha sakin ve huzurlu hissetmesini sağladığını bulmuşlar.

mutluluk ile ilgili bilimsel gerçekler

Yaşadığımız ülkenin mensup olduğumuz sosyal çevrenin ne gibi önemi var?

Bir kişinin mutlu olabilmesi için kendi doğasına uygun bir yaşam sürmesi gerekli. Eğer yaşadığınız ülke ve sosyal çevre sizin istek ve ihtiyaçlarınıza saygı duyuyorsa orda mutlusunuz. Bizim kültürümüzde ‘iyi ebeveyn koruyan, kollayan, kontrol edendir’ algısı var. Çocukken acıktığımıza, üşüdüğümüze ebeveynlerimiz karar veriyor. Pek çok çocuk ergenlik döneminde dahi annesiyle uyuyor. Ödevlerini ebeveynleri yapıyor. Ebeveynler özellikle annelerimiz çok kaygılılar. Çocuklarının ders başarısını inanılmaz önemsiyorlar. Onlara 'Ne istiyorsunuz, çocuğunuzdan ne bekliyorsunuz?' diye sorduğumda genellikle herkes 'çocuğumun mutlu olmasını' diye cevap veriyor. Ama o kadar çok başarıya odaklanıyoruz ki çocuğumuzun kendini keşfetmesine yardımcı olmak yerine 'başkaları gibi' oldurmaya çalışıyoruz. 

Ölmeden önce pişman olunan şeylerden bahsettin. Nedir bunlar?

Amerika’da bir hastane ölmek üzere olan hastalarla çalışan hastabakıcıların bir raporunu yayınlıyor. Bu raporda hastalara en büyük 5 pişmanlıkları soruluyor. En sık verilen cevaplar şöyle:

  • Keşke bu kadar çok çalışmasaydım.
  • Keşke arkadaşlarımla bağlarımı koparmasaydım.
  • Keşke kendime daha mutlu olmak için fırsat tanısaydım.
  • Keşke kendimi gerçekten ifade edecek cesareti bulabilseydim.
  • Keşke başkalarının beklentilerini karşılamak yerine kendi hayallerimi yaşasaydım.

7'sinde neyse 70'nde de o sözü ne kadar doğru?

Kişiliğimiz 0-7 yaş döneminde oluşuyor. O dönemde her çocuk hayatta kalabilmek için kendini, başkalarını ve hayatı gözlemliyor ve anlamlandırmaya çalışıyor. Hayatta kalabilmek için hepimizin önce ailemiz tarafından fark edilmeye, tanınmaya ve kabul edilmeye ihtiyacımız var. Bu yüzden her çocuk bu yaş döneminde kabul edilmesini sağlayan, işe yarayan stratejileri öğreniyor ve bu stratejileri yetişkin döneminde de özellikle stresli olduğu zamanlarda kullanmaya devam ediyor.     

Değişmek için neye ihtiyaç var?

Değişmek gerçekten çok zor bir şey ve benim gözlemim insanlar çok büyük bir travma yaşamadan, dibe vurmadan kolay kolay değişmiyorlar. Çünkü tüm canlılarda olduğu gibi insanlarda da homeostasis-dengede kalma ihtiyacı var. Bir tarafınız değişmek isterken bir tarafınız bu dengenin bozulmasından dolayı rahatsız ve direniyor. Önce şu andaki halinizi kabul etmelisiniz ki gerçek bir değişim başlasın. 

Peki büyük bir travma yaşamadan değişme şansımız yok mu?

Var. Büyük bir travma sonrası, bu travmayı bir sıçrama tahtası olarak görüp hayatlarını değiştiren, daha mutlu ve güçlü hisseden kişilerle yapılan bir araştırma var. Bu kişilerin yaşadığına travma sonrası gelişim deniyor ve bu gelişimle ilişkilendirilen 4 çeşit dayanıklılık var. Bunlar fiziksel, zihinsel, duygusal ve sosyal dayanıklılıktır. Bizler travma yaşamadan, bilimsel olarak kanıtlanmış bazı aktiviteleri her gün yaparak bu dört alanda dayanıklılığımızı artırabilir bu sayede stresle daha iyi başa çıkarak daha mutlu ve sağlıklı bir yaşam sürebiliriz.

Nedir bu aktiviteler?

  • Öncelikle dayanıklılık, bizi zorlayan stresli olay ve durumlara uyum gösterebilme becerimizdir. Dayanıklılığı yüksek kişiler stresten daha az etkilenir, daha hızlı toparlar, hatta bu tür deneyimleri gelişim fırsatı olarak bile görebilirler.
  • Fiziksel dayanıklılığınızı arttırmak için düzenli spor yapmalı, beslenme ve uykunuza dikkat etmelisiniz. Haftada 3 ya da 4 gün minimum 20 dk kardiyo ve 20 dk. kasları güçlendirme egzersizi yapmalısınız. Güne yeterli vitamin, mineral ve karbonhidratları aldığınız sıkı bir kahvaltıyla başlamalısınız. Ve özellikle gece 11.00- 04.00 arasını melatonin hormonunun en fazla salgılandığı saat dilimi olduğu için uykuda geçirmelisiniz.
  • Zihinsel dayanıklılığınızı arttırmak için beyin kaslarınızı güçlendirmelisiniz. Düzenli sudoku, satranç veya stratejik oyunlar oynayarak bu kasları güçlendirmeniz mümkün. Yardımseverlik koşuları (maraton), bisiklet ve yüzme yarışı gibi etkinliklere katılmak da zihinsel dayanıklılığınızı güçlendirmek için çok etkilidir. 
  • Duygusal dayanıklılığınızı arttırmak için nefes, meditasyon ya da yogayı hayatınıza sokmalısınız. Duygusal dayanıklılığı düşük kişiler kaygılı, gergin, öfkeli ve tepkiseldirler. Nefes, meditasyon ve yoga gibi çalışmalar, kaygı düzeyinin yüksek olduğu beta beyin dalgalarını alfa düzeyine indirerek daha sakin ve odaklı olmanızı sağlar.   
  • Sosyal dayanıklılığınızı arttırmak için de ailenize ve dostlarınıza zaman ayırmalı, sevdiklerinize her gün dokunarak (sarılarak, öperek vs.) güven ve bağlanma hormonu olan oksitosinin salgılanmasını aktive etmelisiniz.

meditasyon

Aşk ve sevgi mutluluk kavramında ne kadar önemli?

  • Şu ana kadar mutluluk üzerine yapılan en uzun araştırma Harvard Üniversitesi tarafından yapılan 75 yıllık bir araştırma. Bu sorunun cevabını özetliyor bence. Bu araştırmaya şuan 90’larında, o zaman 19’unda olan 724 erkek katılıyor. Bir grup Harvard Üniversitesi’nde okuyan öğrencilerden oluşurken diğer grup Boston’ta yaşayan sosyo ekonomik düzeyi düşük daha problemli gençlerden oluşuyor.  75 yılın sonunda bulunan sonuçlar şöyle:  
  • Ailesine, arkadaşlarına ve topluma bağlı kişiler fiziksel olarak daha sağlıklı, daha mutlu ve daha uzun yaşıyorlar. Yalnızlar için ise durum tam tersi işliyor.
  • Yakın ilişkilerin sayısı değil doyumu önemli. Tüm evli olanlar değil, çatışmasız mutlu bir evliliği olanlar daha mutlu. 50’sinde doyumlu bir ilişkiye sahip olanların 85 yaşında daha sağlıklı oldukları bulunuyor.
  • Doyumlu ilişkiler beynimizi de koruyor (hafıza, anılar, beynin dinç kalması gibi).Güvenli bağlanmanın olduğu doyumlu ilişkilerde insanlar kavgaları unutuyor.
  • Sanılanın aksine insanları gerçekten mutlu eden ne para ne şöhret; sevgi ve paylaşımın olduğu tatmin edici yakın ilişkilere sahip olabilmek… 
Yayın tarihi: 24.06.2017
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu yazar yazısına henüz yorum yapılmadı.