Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile
 

BAŞKALARINI MUTLU ET

 YAZARI TAKİP ET X
Manolya Özek’in YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

Hayat Denen Oyun Uzman Psikolog & Wellness Danışmanı
 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Hayata güzel tarafından bakmaya çalışan bir kadındı Su. Güçlü olmaya çalışsa da aslında kırılgandı. Kişisel gelişim kitapları okur, seminerlere katılmayı çok severdi. Ajansı sayesinde pek çok eğitime katılmış kendisi ve insan ilişkileri hakkında pek çok şey keşfetmişti. Tabi sevgili psikoloğunun da yaşam yolculuğundaki desteği kuşkusuzdu.

O da yıllar içinde kendisine en iyi gelen şeyleri keşfetmişti. Örneğin spor yapmak onu rahatlatıyordu. Haftanın üç günü sabah erkenden spora gidiyor pilates yapıyordu. Pilates hocasını çok seviyordu çünkü işini severek yapan, etrafına güç ve pozitif enerji veren bir kadındı. Bu kadın her gittiğinde aynı hareketleri farklı bir şey öğretirmişçesine özenle anlatıyor, grubu inanılmaz motive ediyordu. Bazen katılamıyordu, ama bu kadının sınıfında 50-60 yaş ortalamasında, her gün düzenli gelen, artık hareketleri ezbere yapan, kemikleşmiş bir kadro vardı. Bu kadınlar, pilates hocalarıyla yaşama tutunuyor, orada sorunlarını bırakıp güçlenerek ve gülerek çıkıyorlardı. Sporla yolları kesişen bu kadınlar, yıllar içersinde birbirlerinin hayatlarını paylaşan dostlar olmuşlardı.

Pilates hocasına en çok hayran olduğu nokta kanseri yenmiş olmasıydı. Geçirdiği pek çok sıkıntıdan sonra kanser olmuştu. Ama yılmamış, hayata tutunmuş ve hastalıktan kurtulmak için elinden ne geliyorsa yapmıştı. Ona nasıl kurtulduğunu sorduğunda şöyle demişti;

‘Fark ettim ki kimseyi kırmayayım, kimseyi üzmemeyim derken ben kendimi mutsuz etmekteydim. Hep başkaları için yaşadığımı fark ettim. ‘Hayır’ dediğim kendi ihtiyaçlarım, kendi isteklerimdi. Kanser, değişmem gerektiği için çıktı karşıma. Kendime spor yaparak iyi baktığımı zanneden ben, aslında içeriye akıttığım olumsuz duygularımla ne kadar çok zarar vermişim. Hastalığımı öğrendiğim gün miladım oldu. Yaşamımdan gereksiz insanları çıkardım. Enerjimi çalan, sürekli eleştiren, yargılayan kim varsa artık hayatımda yoklar. Düşüncelerim üzerinde çok çalıştım. Her şeyi kontrol etmeye çalışan ben, yaşamı akışa bırakmayı ve hayatta kaldığım, nefes aldığım her gün için şükretmeyi öğrendim. Eskiden kendimi başarısız olduğumda çok suçlardım. Artık kendime izin veriyorum ve olduğum gibi kabul ediyorum. Kendimle barışmayı, kendimi sevmeyi öğrendim. Okuduğum kitaplar, düzenli meditasyon ve yoga da bana çok yardımcı oldu. Annem, babam, eşim, çocuklarım ve kötü gün dostlarım hep yanımda oldular. Şimdi kendimi eskiye göre çok daha hafiflemiş ve özgür hissediyorum.’

Ne güzel açıklamıştı hocası. Aslında formül ne kadar sadeydi. Ama uygulaması o kadar kolay değildi ki gün geçtikçe pek çok kişi kanser ve benzeri hastalıklara yakalanıyorlardı. Psikoloğu Irmak hanım, Türk toplumunda ‘Başkalarını Memnun Et’ düşünce kalıbının genlerle nesilden nesile aktarıldığını, kültürel olarak çok önem verilen bir değer olduğunu anlatmıştı. Bu değerle büyütülen bireyler, kendi ihtiyaçlarıyla başkalarının istekleri ile çatıştığında, kendi isteklerini dillendirmenin ‘bencillik’ ve ‘saygısızlık’ olduğuna inanıyor, ‘başkalarını hoşnut etmek’ adına kendi ihtiyaçlarını göz ardı ediyor, sıkıntısını içine akıtıyordu.

Yapı olarak hassas, kırılgan kişiler, zor bir çocukluk geçirdiklerinde, derin bir acı, travma yaşadıklarında, strese yeterince dayanıklı değillerse üzerlerindeki hasar çok daha fazla olmaktaydı. Ve bu kişilerin hastalıklara yakalanma ihtimalleri daha yüksekti.

Sevdiklerini kaybetmekten çok korkuyordu Su. Ama o sevdiklerinin de sağlıklı bir Su’ya ihtiyaçları vardı, bunun da farkındaydı. O yüzden, kendisini en çok yoran ‘Herkesi Memnun et Su!’ ve ‘Her şeye, herkese yetmelisin, Mükemmel Ol Su!’ düşünce kalıplarından kurtulmaya karar verdi. Bu düşünce kalıpları üzerinde, düzenli meditasyon ile epey çalıştı. Yıllardır her sabah çakralarını açıyor, diyafram nefesi alıp veriyor ve enerjisini dengeliyordu. Yolda giderken, sabah kalktığında, yatarken, işte bir karar verirken içinden olumlama cümlelerini mutlaka geçiriyordu. Oğlu Toprak zor bir çocuktu. Onunla doğru bir iletişim kurmak, sakin ve soğukkanlı kalmak konusunda da meditasyonun çok faydası olmuştu.

Karakterimiz Su gibi sizin de yaşamla başa çıkma hikayeleriniz var eminim.

Hikayelerinizi merak ediyorum ve paylaşımlarınızı bekliyorum.

Sevgiler..
 

Yayın tarihi: 05.04.2012
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI (7)

devamı " o salyalı coşkuyu yaşıyordum.Bir topluluk içindeyken, çoğunluk tarafından kabul gören fikirleri sorgulamaya kalkmıyordum.İnsanlarla karşılaştıktan sonra beni beğendiler mi diye endişelenip duruyordum.Polis arabalarının yanından geçerken üniformalı memurların benimle ilgili iyi şeyler düşünmesini istiyordum gizliden gizliye..." şeklinde açıklamış bu duyguyu kitabında.Yazdıklarınıza tamamen katılıyor ve Su Hanım'ın kişisel değişim ve gelişimini merakla takip ediyorum.Saygılar.Kolay gelsin

10.04.2012 08:12:49 A.E.Gungor

Alain de Botton'un yazılarını ve kitaplarını ben de takip ederim ve çok severim. Katkınız icin tesekkurler. Sevgiler:)

15.04.2012 19:47:24 Manolya Ozek

Felsefenin Tesellisi, Alain de Botton.syf.:13;"Sohbetlerde tercihim doğruyu söylemektense,başkalarının benden hoşlanmasını sağlamak oluyordu.Karşımdakini memnun etme arzum yüzünden çocuğunun okul müsameresini seyreden bir veli gibi sıradan esprilere gülüyordum.Tanımadığım insanlara karşı, otelin zengin müşterilerine selam verirken onlara yaranmaya çalışan bir kapıcının yılışık tavrını takınıyor, istisnasız herkes tarafından sevilmek gibi hastalıklı bir arzudan kaynaklanan o ( devam edecek :=) )

10.04.2012 08:03:55 A.E.Gungor
7 YORUMUN TÜMÜNÜ GÖSTER