Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile
 

AŞK VE EŞ SEÇİMİ

 YAZARI TAKİP ET X
Manolya Özek’in YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

Hayat Denen Oyun Uzman Psikolog & Wellness Danışmanı
 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Geçen hafta yazımın sonunu aşkla ve tutkuyla yaptığınız şeyler olsun diyerek bitirmiştim. O yüzden bu hafta aşk üzerine konuşmak istiyorum.

Psikolog şapkamı çıkarttığımda aşk hakkında daha romantik yazabilirim. Kahramanlardan, külkedilerinden bahsedebilirim. Ama bu yazımda bir psikolog gözüyle aşkı değerlendirmek istiyorum izninizle.

Aşık olmak ingilizceden çevirdiğimizde ‘aşka düşmek’ olarak çevrilebilir. Bakıldığında doğrudur da, düşmek pasif bir eylemdir ve aşk kaçınılmaz olana teslim olmaktır. Aşkı arayan pek çok kişi daha aşık olma aşamasında bocalar çünkü kendini bırakmaz. Bulmak konusunda acelecidir ama bırakmadıkça asla bulamaz. Bir kişi aşkı ancak aşkın onu tesadüfen bulmasına izin verdiğinde bulabilir.

Aslında iki insan için aşık olmak çok basittir ama biz insanlar bunu karmaşık hale getirmekteyiz. İşte bu yazımda amacım bunu nasıl başardığımızı size göstermek…

Ben danışmanlık yaparken bir ilişki ve kişilik kuramı olan ',Transaksiyonel Analiz' bana ışık tutuyor. İlginizi çekerse ‘Yaşamımıza Bulaşan Çocukluk Kararlarımız’ ve ‘Yaşam Enerjimize Sahip Çıkmak Adına’ adlı yazılarımı okuyabilirsiniz.

Kısaca değinmek gerekirse biz çocukken anne babamızdan aldığımız kabul mesajları, ihtiyaçlarımızın giderilip giderilmemesi doğrultusunda kendimiz, başkaları ve hayat hakkında farkında olmadan bazı kararlar alıyoruz. Bu doğrultuda da yaşam senaryomuzu oluşturuyor ve buna uygun ilişkiler kurarak bu aldığımız kararı onaylatmaya çalışıyoruz.

Bu kurama göre iki kişinin yaşam senaryoları birbirini tamamladığında aşık oluyoruz. İlişkilerde temelde 3 ana rol var, ya ‘Kurban’, ya ‘Kurtarıcı’ ya da ‘Suçlayıcı’ rolündeyiz. Bunu televizyondaki dizilerde de çok net olarak görebiliriniz. Eğer siz ‘Kurban’ rolündeyseniz gidip ya bir ‘Kurtarıcı’ya ya da ‘Suçlayıcı’ya aşık olursunuz. Eğer ‘Uyumlu Çocuk’ olarak hayatınızı geçiriyorsanız gidip eleştirel dominant bir karaktere aşık olmanız kaçınılmaz!

Eğer siz çocukken yeterince onay görmeden, ihtiyaçlarınız giderilmeden büyüdüyseniz, yaşamı algılayışınız ‘Kurban’ rolünden olabilir. Gidip bir Suçlayıcı’ya aşık olabilirsiniz. 'Kurban' ile 'Suçlayıcı' birbirini çeker çünkü birbirlerine geçmişten bildik, tanıdık bir duyguyu verirler ve birbirlerini anlarlar. Tanıdık olana gitmek her zaman güvenlidir çünkü sonucun ne olacağını biliriz.

Aile içi şiddet yaşanan evlerde kadın çoğunlukla kocasını ne kadar sevdiğini anlatır. Bu durum sizi şaşırtmasın. Böyle bir evlilikte bir ‘Kurban’ bir ‘Suçlayıcı’ vardır, birbirlerini anladıklarını düşünürler, senaryoları birbirini tamamlar da.

Diğer taraftan bir ilişki yaşarken aramızda bir bağ oluşur. Bu bağ oluştuğunda aramızdaki sınırlar daha belirsiz olmaya başlar. Bu iki kişinin kendiyle ilgili algısı gittikçe diğeriyle birleşmeye ve karışmaya başlar. Aşık kişiler ‘Aramızda özel bir bağ var’ diyorlarsa bilin ki vardır!

İlişkinin ilk dönemlerinde balayı dönemi yaşanır. İşte bu aşk dediğimiz romantik ve başka hiçbir şeyi gözümüzün görmediği dönemdir. Bu dönemde kişiler benzerliklerinin altını çizip farklılıkları yok sayarlar. Hoşlarına gitmeyen bir şey yaşanırsa ‘Bunu daha sonra hallederiz’ diye ertelerler. Bu balayı dönemi genellikle 6-18 ay kadar yaşanır ve sonunda iyi ve kalıcı bir bağ oluşur. Bundan sonra romantik aşk dönemi biter ve kişiler daha gerçek bir ilişki yaşamaya başlarlar. Aşk vardır çünkü kişiler arasındaki bağı kurmaya yarar. Ama romantik aşk dediğimiz şey ne yazık ki geçici bir şeydir.

Her anne baba çocuğunu büyütürken bazı hatalar yapar. Ve her çocuk büyürken biraz örselenir. Bu şu demektir; büyürken hepimizin karşılanmayan bazı ihtiyaçları olmuştur.

Bunu anlamak için kendinize şu soruyu sorabilirsiniz:

‘Anne babamdan isteyip de hiçbir zaman sahip olamadığım neydi?’

Genelde cevap anlayış, cesaretlendirme, zaman, sevgi, orda olmak, destek, beni dinlemeleri tarzı bir şeylerdir. Bu soru evlendiğimiz kişiyi neden seçtiğimizi anlamak için kritik bir sorudur.

Bazen kadınların ya da erkeklerin ‘Babam/annem gibi bir erkekle/kadınla asla evlenmeyeceğim’ dediklerini duyarız. Bunun psikolojik yorumu ‘Onun gibi ihtiyacımı gidermeyen biriyle asla evlenemeyeceğim’ demektir.

Yaşamda ilerlerken herkes çocukken karşılanamayan ihtiyacını karşılayan biri ya da birileriyle karşılaşır. Siz de büyük ihtimal size ilgi gösteren, cesaretlendiren, duygularını direkt ifade eden bir kişiye aşık oldunuz!

Fakat durumu anlaşılması güç kılan şudur ki, bu sevgi dolu ve tutkulu adam romantik aşk dönemi bittiğinde bir anda durur ya da şefkatli kadın bir anda sürekli onu eleştirmeye başlar. Evlilik hikayelerinde pek çok zaman duyduğumuz şudur: ‘Başlangıçta annemden çok farklıydı, ama en sonunda annem gibi oldu’.

Hepimizin içinde birbirine zıt iki yan vardır. Annemize benzemediğini düşündüğümüz bir kişiye aşık oluruz ama annemize benzer bir kişiyle sonlanırız. Çözülmesi zor varlıklarız. Ama aşk denen şey budur. Bazıları senaryoları tuttuğu için, bazıları aralarında kurulan bağdan dolayı, bazıları da sonunda ihtiyaçlarını karşılayan birini bulduğu kandırmacasından dolayı aşık olur!

Sonuç olarak, hayalinin aksine insanlar özde doyuramadığı ihtiyacını karşılayamayan insanlarla evlenirler. Biz yaşam senaryomuzun izin verdiği kimselere aşık oluruz. Böylece psikolojik oyunlar oynar ve bu sayede geçmişte doyurulamayan ihtiyaçlarımıza aç kalırız.
Genellikle kimse yaşam senaryosuna zıt olan, kendini daha sağlıklı bir pozisyona taşıyacak birine aşık olmaz.

O zaman kural şu, aşık olduğunla değil, mantığını dinleyerek evlen.

Peki böyle bir hayatı herkes tercih eder mi?

Yaşam senaryosu dediğimiz şey gerçekten büyük bir psikolojik güç ve bunun tamamen dışına çıkmak gerçekten zor. İnsanlar genellikle benzer davranışları tekrar tekrar göstermeye eğilimlidirler. İyi ve sağlıklı örnekler gibi kendimize zarar veren örnekleri de tekrarlamaya eğilimliyiz ve bu örnekler hepimizin daha çok ilgisini çekiyor. Pek çok kişi aynı tarz ilişkileri tekrar tekrar hayatına çekiyor. Bir danışanım şöyle demişti:

‘ Çıktığım her erkek ya alkolik, ya madde bağımlısı, ya sosyopat, ya yalancı, ya sahtekar, ya hırsız…Saymadığım arıza tip kaldı mı?’

Bir kişi neden böyle bir şey yapar ki? İlk tecrübesinden sonra bir daha asla yapmayacağını düşünebilirsiniz ama biz insanlarda olan bu değil maalesef. Bazen kişiler sağlıklı olana kaymaya ve kendine zarar verici örneklerden çıkmaya çalışırlar ama başkaları birdenbire hayatlarına girip onları yeniden sağlıksız yöne çekmeye teşvik eder.

Kesinlikle söylenmesi gereken şu ki aşk insanları çok rahatsız ilişkilere sürükleyip orda tutabilir. O yüzden çevrenizde bildiğiniz ve ‘Benim tipim değil’ diye karar verdiğiniz kimselere bir kere daha bakın. Eğer denk gelir de onlarla çıkarsanız onlara asla aşık olamayacağınızı bilirsiniz. Elektrik ya da çekim denen şey yoktur! Bu insanlar kötü, tehlikeli ve ahlaksız mıdırlar yoksa iyi, cana yakın ve sevgi dolu mudurlar?

Şu sıralar hayatınızda tuttuğunuz kimseleri bir düşünün…

Bu kişiler yaşam senaryonuzu sürdürmenizi sağlıyorlar mı sağlamıyorlar mı?  

Yayın tarihi: 11.01.2013
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI (2)

Gökhan bey sorunuz çok güzel. Haklısınız. Zaten bu roller bizi oyunlara götürüyor ve ister istemez roller değişiyor. Bunu da yazacağım. Sevgiler:)

13.01.2013 14:08:45 manolya özek

Merhaba, kurban, kurtarıcı, suçlayıcı rolleri birlikte yaşarken değişiklik gösterirse nasıl davranacağız? Kadınları anlamak zaten zordu. Günümüzde daha da zorlaştı. Bence erkek egoları yerinde sayarken, kadın egoları öylesine yükseldi ki, erkekler ne yapacaklarını şaşırdılar. Ayrıca bunun yanlış olduğunu söylemiyorum. Bu zaten olması gereken bir durum. Bu konuda bir yazınız varsa okumak isterim. Saygılarımla,

11.01.2013 11:36:00 GOKHAN ALTIN