Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile
 

YOKSUNLUK YARATICILIĞIN KAN KARDEŞİDİR

 YAZARI TAKİP ET X
Gülin Kayalı’nın YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

Gülince Çocuk Sağlığı ve Eğitimi Uzmanı
UZMANA SOR
 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Çocukluğumuzda yemeklerin yapılışı soğan, et, sebze karışımı kadar yalındı. Körili soslardan falan ahalinin haberi yoktu.

Evlerimizdeki oturma odalarının başrolünde de uzun yıllar boyunca o mucize ürün çekyat vardı. Çekyatların arkası sandık, alt kısmı yorganların ve yastıkların konulduğu yerlerdi. Bu eşyaların her biri ihtiyacı karşılardı ve abartıdan uzaktı.

Bizler de ağabey ve ablalarımızı örnek alır, ödevlerimizde onlara danışırdık.

Ağabey ve ablaların küçülen giysilerini giymek vakayı adiyedendi.

Bu zorunlu gelenek(!) yüzünden ve kardeşi de giyer fikrinden dolayı kimbilir kaç kuşak telef olmuştur palyaço kılıklı giysilerin içinde…

Büyüklerin bize kalan eşyalarını kullanırken ikinci el diye bakmaz şifre çözer gibi kitap kenarlarına yaptıkları kalbin içindeki harfleri çözmeye çabalardık!!!

Rol model olma, özdeşim gibi kavramların adını bilmeden yaşardık.

Okulda öğrendim ki kişiliğimizin temelleri bir çok adsız kahramanlarca atılmış.

Eve bir misafir geleceği zaman sevgili annem bir tatlı, bir tuzlu pasta yapardı. Tüm aile ve komşular birlikte zaman geçirirdik .Çocuklar sırasıyla becerilerini sergilerdi.

Şimdilerde sosyalleşme adı altında avuç dolusu paralar akıtılarak yapılmaya çalışılanı yaşarmışız meğer bilmeden. Bu bir araya gelmelerin o zamanlar böyle fiyakalı adları olmasa da tarifsiz keyfi vardı.

Şimdi modern (!) yaklaşımlarda, anne babalar taşınacakları evi bile çocuklara sorar oldular.

Peki bu nereye kadar doğru, ne yapmalıyız?

Yeter miktarda, rollerin karışmadığı, sınırların esnemediği bir alandan söz edebiliriz.

Karşılaştığım ebeveynler, çocuklarını disipline edememekten çok şikayet ettiler her zaman.

Büyüklerine hakaret eden, rüşvet (!) karşılığı sorumluluklarını yerine getiren, tonlarca oyuncağın içinde canı hep sıkılan, bir kaşık yemek yedirmek için en az üç kişinin nöbetleşe koştuğu bizim canım çocuklarımız…

Havaya bak, kuşa bak…

Oysa 2-3 yaşında çocuklarımızın becerilerini desteklesek, eşler birbirlerini unutmadan sohbetler etse, çocuk da kendi özgür bahçesinde dolaşsa, yaşa bağlı olarak bahçeyi büyütsek daha güzel olmaz mı?

Teyzemin dediği gibi ”uşağum her kuise (çığlık)  bakılmaz ”sözü akıldan çıkmasa…

Becerileri gelişen, bir çamaşır mandalını birbirine geçirerek çit yapan, o oyun bitince içine köpük konulmuş kaptan balonlar çıkartan, daha sonra o mandalları giysisine takarak oyunlar oynayan çocuklarımız geri gelse.

Bu çocuklar ileride yaratıcı yetişkinler olur.

İşte size bir yaratıcı yetişkin hikayesi… Hem de benim hayatımdan…

Yıl 1974, ağabeyim salıncakta beni sallarken ve “göğe kadar, göğe kadar” derken ön dişim kırıldı. Samsun‘da Aytekin Turgut adlı bir diş hekimi bir toplu iğneyi küçülterek, dişe destek yaptı ve dişimi kurtardı.

Annem nasıl folyoyu bulana (!) her fırsatta teşekkür ediyorsa ben de o sevgili doktorumu ve onun yaratıcılığını hala sevgiyle anıyorum…

Unutmayın ki yaratıcılığın kan kardeşi biraz da yoksunluktur.

Bırakın çocuklarınızın bazı eşyaları da eksik olsun…

Hayat merdivenlerini çıktıkça onlar da öğrenirler karpuzdan fener yapmasını ve öpücüklerden insan yapmasını…

Hem bu çabalar armut piş ağzıma düş tembelliğinden çok daha kalıcıdır.

Tüm okurlarımın bayramını kutlar bayramının tatlı ve huzurlu geçmesini dilerim.

Yayın tarihi: 28.07.2014
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu yazar yazısına henüz yorum yapılmadı.