Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile

TUHAF TAKINTILAR-2

 YAZARI TAKİP ET X
Elif Ebru Wibrew’in YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Geçen yazımda hala takılı kaldığım sayı toplama alışkanlığımdan bahsetmiştim. Bugün ise bırakamadığım iki adet daha tuhaf takıntımdan bahsedeceğim.

Yazımı yazarken, elbette bu alışkanlıkların başlangıç noktası çocukluğuma dönünce, uzun süre kullandığım, biraz daha yaş alıp akıllanınca kendiliğinden bıraktığım iki adet daha alışkanlığım geldi aklıma. Bir gülümsedim. O yüzden cari olmayan o ikisini anlatayım önce istiyorum. 

Evimiz tam ortaydı. Sağda anneannemin solda ise babaannemlerin evinin tam ortasında. Ben okuldan çıktığımda, ailem henüz kendi okullarından dönmedikleri için, kafama neresi eserse o yöne giderdim. İkisinin evinden de istediğm şey aynıydı. Peynir ve ekmek. Hazinemi alır, sadece yirmi çocuk adımı atarak doğruca deniz kenarına gider, bir yandan denize taş atar, bir yandan da peyniri arasına koyduğum ekmeğimi yerdim. Hemen her gün.

Kış aylarında ise ev içinde kızarmış ekmek ve peynir olurdu bu zevk.

Bir kış günüydü. Halamın kızı Burçak ile birlikte okuldan dönüp babaanneme gitmiştik.

Burçak “anneanne” ben de “babaanne” diye seslenerek bize ekmek kızartmasını istedik ondan. Yemeğini bırakıp ekmekleri dilimledi kadın. Sobanın üzerindeki kızartma teline koyup yemeğinin başına gitti. Biz de ekmekler hazır olana kadar üst kattaki odalarda evcilik oynamaya başladık. Aşağı indiğimizde ekmekler nar gibi kızarmıştı ama kenarları yanmıştı. Babaannem güzelce tereyağı da sürmüştü. Salamura peynirimizle birlikte afiyetle yediğimiz ekmeklerin yanık kenarlarını bırakmıştık haliyle. Bunu gören babaannem neden öyle yaptığımızı sordu.

“Yanmış kenarları bıraktık”

“Ekmek bırakılmaz. Yanık olsa da yenir. Hem yanık ekmek yerseniz cennete gidersiniz”

Ahan da… Bunu duyar duymaz cennete gitmek için hemen yanık kenarları yalayıp yuttuk biz de.

O günden sonra, hem de uzun süre, cenneti garantilemek için epey bir yanık ekmek yedim. Hatta bilerek yaktığım olmuştur.

***

Babaannem diyor ki bir gün, eğer giysimizi üzerimize dört yöne dönerek giyer, her yöndeyken de üç Kulhuvallah bir Elham okursak, o giydiğimiz her ne olursa olsun, o kadar yakışırmış üzerimize. Herkes üstümüzdekini -çuval giysek bile- inanılmaz güzel görürmüş.

Ahan da… Bunu duyarım da dönmem mi ben? Hem dönüp hem etmem mi duamı?

Kime beğendirmeye çalışıyordum acaba kendimi?

Yine, uzun bir süre, döne döne, okuya okuya giydim beyaz yakalı siyah okul önlüğümü. ‘Ah ilkokul arkadaşlarım, siz okul önlüğü giydiniz, ben ise siyah kadife gece elbisemleydim; siz beyaz yaka ile dolaştınız, ben ise boynumdaki beyaz inci kolyemle, bir o kadar asil dolandım okulda? Okunmuş elbiseydi benimki :)

***

Gelelim hala bırakamadığım ve hala cari olan bir diğer tuhaf alışkanlığıma: Ters dönmüş ayakkabı sendromu…

Yok kardeşim dönemez. Dönerse de düzeltilir. Bazen bir bayram ziyaretine gidersiniz. Bizim gibi kalabalık bir sülaleyseniz gidilen yerde yirmi kişiye denk düşebilirsiniz. Yirmi kişinin ayakkabıları kapının önündedir içeri sığmaz. Girenle çıkanla mutlaka olur bir tökezleme, çarpma. Bu etkiyle bir iki ayakkabı sırtını döner ya. İşte orada devreye ben girerim. O ayakkabıları mutlaka düzeltirim. Evde ev terliği, dışarıda dış terliği, ayakkabı bot ne olursa olsun. Niye? Çok mu düzen nizam delisiyim? Yok, hiç de değilim. Altında yatan neden yine eskiden kalmadır. Saçma olduğunu sonraları anlamama rağmen kendime hakim olamayarak yapmaya devam ettiğim bir diğer ritüeldir.

Bir düğün eviydi. Bahçe içindeki evin taş girişinin önü elliden fazla çift ayakkabıyla doluydu. Bir ikisi dönmüş ayakkabıları çeviren kız kendisine baktığımı görünce “ayakkabı ters dönen evden cenaze çıkar” dedi ve korkuyu geçirdi ben minicik sabiye. Anam sen misin bunu duyan? İşte o gün bugündür, artık korkmasam da huyumdan vazgeçemedim. Kimin evinin önü olursa olsun, nerede olursa olsun, gördüğüm her ayakkabı ayakucumla düz şeklini anında bulur.

Son olarak da saç çekişim. Kara kedi görünce. Kimseye göstermeden saçımı okkalı bir şekilde çekiveririm karşılaşırsam. Kötü şans getirecekler diye. Yok, kötü şans falan değil artık benim derdim. Zavallı pisileri damgalamaktan vazgeçeli çok oldu ama otomatiğe bağlanmış bir ele kola sahip olamama durumum var. Birkaç kere de kara kedi ile bakışlarımız karşılaştı. Ben saç çekiyorum, onlar “ne yapıyorsun kaçık” der ifadesiyle bana bakıyorlar.

Hizaya gelebildim mi? Yok gelemedim. Sadece düzeltir gibi yapıp, ucundan azıcık çekiyorum saçımı artık. Yaparken de onlar tarafa bakmıyorum ki yine bana kaçık demesinler.

Ya işte böyle. Kimi gitti kimi kaldı bu tuhaf alışkanlıkların. Huylunun huyundan vazgeçemediği gerçeği varmış demek. Off ya… Deli miyim divane mi? Kaçık mıyım sınırda mı? Gerçeklerle yüzleşmem mi lazım ki? Olur yüzleşeyim. Derinime ineyim hele. Ama önce müsaade edin bir peynir ekmek yiyeyim.

-Sam! Bana bir iki dilim ekmek kızartsana. Kenarlarını yakma ha. Ya da yak be!”

Cennet var işin ucunda. Acaba cennette ayakkabı giyiliyor mu? Ayakkabılar ters döner mi orada da? Tamam ya ben talibim. Düzeltirim.

Huyum kurusun!!!

Yayın tarihi: 25.03.2015
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu yazar yazısına henüz yorum yapılmadı.