Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile

TAKVİM POZLARI

 YAZARI TAKİP ET X
Elif Ebru Wibrew’in YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Herkesin tutkuları vardır. Onların peşinden gidebiliyor ve yapabiliyorsan ne güzel. En azından yapmayı denemek de mutlu eder. Eksik mi kalacağım? Efendim benim de var bir sürü tutkum. Hepsini yapmaya ya da yapabilmeye muktedir olmadıklarım da var, deneyip ulaştıklarım da deneyip ulaşamadıklarım da. Hatta realist olup denemeye gerek bile duymadığım, hayal kurup yalandığım da bir sürüsü oldu. Ama bugün burada yazdığım küçük tutkularımdan biri. Fotoğraf çekmek ya da kendimi model olarak kullanıp manzarayı bütünlemek.

Yok, öyle Japonlar gibi çekecekleri şeyin önüne geçip, iki ellerini önde birleştirip hafif gülümseyerek poz vermekten bahsetmiyorum. Bildiğin model gibi. Evet efendim model. Ne yapalım yani 1.80 boyumuz yoksa? Ne yapalım yani süpürge sapı inceliğinde değilsek? Şöyle uzaklara bakar gibi yapıp, saçları uçuşturarak arkadaki manzarayı doldurmayalım mı? Ne var ben de artistik bir iki takvim pozu versem. Hatıralık yani…

Evet, artistik pozlar vermeye pek bir bayılıyorum. Hatta arkadaşlarla karelendiğimiz zaman fotoğrafı çekene beş altı poz çek derim. O kişi deklanşöre her basışta benim saç, baş, beden bir o yana bir bu yana döner. Sanırsın katalog için çekime gelmişim.

Elbette doğal pozları çok severim. Doğal bir kahkaham yakalansın, artistik bir bakışa konu olayım falan. Ama çekerken de azıcık bir görüşünüz olsun be kardeşim. Fotoğraf çeken ben olduğumda bütün ince detaylara dikkat ederek yön vermiyor muyum size ha? Siz niye yapmıyonuz? Şuranı sakla buranı çevir diye niye yönlendirmiyonuz? Doğal kareler olacak diye de o böreği ağzıma tokuşturduğumda çekmeyin yani. Azıcık bekle arkadaşım. Doğal hem güzel olduğumda bas deklanşöre olmaz mı? Niye gözlerim belertilmiş halde, yüzüm Norveç’in yüzölçümü büyüklüğünde, kollarım pehlivanlar gibi, saçlarım çiftlik hayvanları tarafından yalanıp volümünü yitirmiş gibiyken çekiyorsun? Ya tabii tabii, gördüğünü kareliyorsun he mi? Anı görme, anı değiştir arkadaş! De ki, “Yüzünü hafif yana çevir, kolları geriye doğru çek, saçı aslan yelesi gibi kabart”. Kaybedeceğin ne var? Hiç. Ne kazanırsın peki? Takdirimi daha ne olsun…

He, şimdi anlaşılacağı üzere ben fotoğraf çekerken sorun yok da biri beni ya da benim içinde bulunduğum kareyi çekerken sorun oluyor efendim. Fotoğraf olayını duyduğum an bir tazı gibi kulaklarım dikilir. Yine bir tazı çabukluğunda her daim saçımın tepesinde duran çubuk toka yerinden çıkarılır, saçlar kabartılır, vücut yana döner, kollar arkaya, yüz hafif öne ve omza doğru ilerletilir. Otomatiğe bağladığımdan beş saniye içinde tamam hale gelirim ben.

Efendim. İşte bu yüzdendir ki normalde lokum kıvamındaki beyim pek bir streslidir manzarası bol tatil yerlerine giderken. Ona fotoğraf çektireceğim, çektiklerini beğenmeyip, kuralları belirttiğim halde “doğru bir bakış ve çekim açısı yakalamadın” diye homurdanacağım ve bir kare poz için yeniden ve yaklaşık yirmi iki adet daha çekim isteyeceğim diye titrek bir tavşan gibi arkamdan gelir garibim. Bir de herkes bize bakıyor diye bir telaş içindedir.

“O telaşla hepten hata yapıyorsun ama cicim.”

“Ama böyle devamlı durup durup foto çekiyorsun hayatım. Anı kaçırıyorsun” diyor.

“Bir daha bu yoldan da bu manzaradan da geçmeyeceğiz ama. Ben anı kaçırmıyorum, baki kılıyorum bey” diyorum ben de.

Bizimki “Carpe diem” modeliyle beni huyumdan vazgeçirmeye çalışsa da yemiyor.

“Hayatım, çekmeden önce şu üç noktama dikkat et. Nasıl görünüyor bak. Beni ayarla öyle çek emi.”

“Ben beş on poz çekeyim sen içinden seçersin”

Çekiyor.

“Bu ne ya!!!”

“Bence çok güzel. Harika çıkmışsın”

“Ha külahıma anlat. Bir daha çekmesi olmasın diye diyorsun. Şu halime bak. Biraz karnını içine çek niye demedin? Yanaklarım şişkin çıkmış hem.”

“Yok aşkım hiç de öyle değil. Çok güzelsin.”

Kocam beni Victoria Secret melekleri gibi mi görüyor ki? Yoksa yeniden çekmesi olmasın diye beni mi kandırıyor? Gözüne inen perdeyi kaldırmasam daha iyi olur aslında. Ben de biliyorum o koca kanatları takıp yürümeyi. Adriana Lima’yı ortadan çatlatacak tarzım ve pozlarım var benim. Ama ben kimsenin ekmeğiyle oynamam. Ben kendi sahnemde mutluyum. O yüzden gerçeğe dönüyorum. Ve evet Yeniden kocamın eline kamerayı tutuşturuyorum.

“Bak ne diyeceğim, seni bir fotoğrafçılık kursuna göndereyim mi hediye olarak?” diyor çekim arasında.

“Beni niye göndereceksin ki? Ben seni göndereyim asıl.”

Oğlumuz bu aynı olan muhabbetten sıkılmış olmalı ki, makinemi alıp birkaç poz çekiyor ve bize gösteriyor. O da ne. Anasının pek az genini alan oğlan bir güzel açılar yakalamış iyi mi? Yutkunarak ona tarif ediyorum istediklerimi. Hadi birkaç poz beni çek bakalım diyorum. Anam oluyor. Çocuk babasında olmayan göz ayarıyla “Şimdi şuraya bak, şimdi yakınlaş, boynunu indir” diyerek beni memnun eden eserler sunuyor.



Oğlumun ilk çekimlerinden

Sekiz yaşında ilk işini buluyor sonra. Çünkü ona iş teklif ediyorum.

“Oğlum para kazanmak istiyor musun?”

“Haftalık harçlığım için mi?”

“Yok oğlum, ek gelir. Seni işe alıyorum. Görevin, tatillerde her gün yarım saat fotoğraflarımı çekmek. Özel fotoğrafçım olacaksın yani. Ama mırın kırın etmek yok. Of yine mi demek yok. Ben memnun olana kadar çekeceksin anlaştık mı?”

“Tamam” diyor.

İşte o gün bugün mutlu tatiller yapıyorum. Oğlumun gözünden beni memnun eden kareler çıkıyor. Ana memnun, baba serbest kaldığı için mutluluk sarhoşu, oğlum ise Ara Güler’den hallice. Şak şak şak fotoğraf çekiyor. Ama sadece ana fotoğrafı değil, buluttan ağaca, ottan böceğe pastoral da takılıyor. Takılsın.

İşte böyle dostlar. Tatil fotoğraflarım emin ellerde. Lakin diğer zamanlarda çekilecekler hala tehdit altında. Şimdiden uyarıyorum. Makineyi eline almaya cesaret eden el, güzel poz yakalamayı garanti edecek göz sizinse, lütfen ön çekim aşamalarını unutmayınız. Kareye girecekleri öyle pat diye çekmeyiniz. Sakin olunuz ve alıcı gözle bakınız. Odaklanıp arazları düzeltmemize yardımcı olduktan sonra SHOT yapınız. Ha…Çok mu kafa var o çerçevede? Hangi birimizi mi hazır edeceksiniz? O sorun değil canım. Yüreğinizin götürdüğü tarafa bakın. Zaten orada beni görürsünüz

Yayın tarihi: 21.12.2017
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu yazar yazısına henüz yorum yapılmadı.