Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile
 

SEN BİR YILDIZSIN ÖĞRETMENİM

 YAZARI TAKİP ET X
Elif Ebru Wibrew’in YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

O gün hayatımın ilk Öğretmenler Günü kutlaması olacaktı. Ve ben, kutlamaya hediyesiz ve çiçeksiz gidecektim. Unuttuğum bu özel günde yaşadığım telaşı ise hiçbir zaman unutamayacaktım.

İlkokula başlamışım. Çizgiler, çubuklar, heceler öğrenip, ha bire yazıyoruz. 

Annem babam da öğretmen. Lakin kendi söküklerini dikemiyorlar. Gün boyunca ders anlatıp akşamüstü eve dönünce, yemek, ertesi günün hazırlıklar, kendi ödevleri derken, göz ucuyla benim ödevlerime de lütfen bir bakıyorlar. Yemekten sonra ailem, plan defterlerinin başlarına dönüp, günlük ve yıllık planlarını yazıyorlar dolmakalemle. İşini bitiren annem, kendinden daha yavaş olan babama, “ben çıkıp bir hava alayım, sen de çocuklarlara yardım edersin” diyor. Annem çıktıktan bir saat sonra, işini bitiren babam da “ben de bir çarşıya gideyim gelirim hemen” diyor. O da, izin alacağı merci zaten dışarıda olduğu için sıvışıyor evden genelde. Oksijen alıp ertesi güne hazır olmaları gerek tabii. Annem, babamın başımızda olduğunu düşündüğünden rahatça gezinedursun, biz üç kız kardeş, kendi kendimize kavruluyoruz. Kavrulduktan hemen sonra ortalığı kasıp kavuruyoruz. Önce dersler bitiyor. Sonra kavga başlıyor. Ortancamız ağlak biraz. O yüzden, iki laf yiyince, önce ağlayıp sonra saldırıya geçiyor. İtme, kakma, bağırma gırla gidiyor. Evimizin hemen yanındaki pembe boyalı evinden sesleri duyup gelen anneannem kapıda bitiyor. Kapıdan birinin girdiğini gören ortanca, hepten ses tonunu tize çıkarıyor ki mağdur görünsün, paparayı büyük olarak ben yiyeyim. Anneannem “kızım sesiniz sokaktan duyuluyor, ayıp denen bir şey var. Nerede sizin anneniz babanız? Olmaz ki böyle” deyip ayar çekiyor bize.

‘Bizimkiler birbiri ardına soluk almaya çıktılar anneanne. Başsız kalınca kuduruyoruz. Hata biz de mi?’demeye henüz kelime ve akıl dağarcığım yeterli değil.

İşte yine böyle bir akşam. Okullarında eğitimlerini veren bizimkiler, yemekten sonra, yine tebdil-i mekan için dışarıdalar. Ertesi gün öğretmenler günüymüş. Biliyordum da unuttum mu? Yoksa bahsi mi geçmedi hatırlamıyorum. Net değil bu kısım.
24 Kasım sabahı okula geliyorum. Bir sürü öğrencinin elinde çiçek. Sınıfıma çıkıyorum. Sınıf arkadaşlarımda da çiçekler ve mini paketler var. Ellerimde fazladan bir şey görmeyen arkadaşlarım,

“Öğretmenler Günü için bir şey getirmedin mi?” diye soruyorlar. “Unuttum” diyemeyip, “hediyemi evde unuttum, teneffüste gidip alacağım” diyorum bir çırpıda.

Yener Öğretmen sınıfa girince, herkes ne getirdiyse ona veriyor kucaklayıp. Ben melül melül bakıyorum. Ara olsa da, eve koşup çare bulsam diye hop oturup hop kalkıyorum.

Evim okula yürüme mesafesi. Koşarak iki dakika sürer. Eve gideceğim de ne olacak fikrim yok. Kenarda köşede para bulup, gidip Şuayip Amca’dan mendil alacağım belki. Babaannemin bahçesinden iki dal gül götürsem de olur ama kesmiyor beni. Hem bu özel günü unutmuşum hem rötarlıyım. En azından telafim hediye olsun.

Ben, “bizi okutan, eğiten canım öğretmenime bir şey vermeden bugün okuldan çıkmam’ temasıyla teneffüs olur olmaz fırlıyorum. Eve ulaşıp, paspasın altındaki sabit yerinde duran anahtarla kapımızı açıp içeri giriyorum. Evden bir şey bulmak ve okula dönmek için en fazla yedi dakikam var. İki buçuk lira buluyorum mutfak rafında. Bununla ancak kağıt mendil alabilirim ki olmaz. Bir iki çekmece daha karıştırıyorum fakat bir şey bulamıyorum. Misafir odasında bir sürü biblo var. Onlardan birini gazete kağıdına sarıp versem olur mu? Bence olmaz. Yok, bir şey yok.

Tam ümidim tükenecekken, askılıkta asılı, üstü yıldız desenli bir kravat gözüme ilişiyor. Babamın ve giyilmiş olduğu belli kravatı görünce, gözlerimde, tıpkı desenindeki gibi yıldızlar yanıp sönüyor. Henüz oluşmayan aklımla uygun hediyeyi bulduğuma inanıyorum. Bir sandalye çıkarak askılığa ulaşıyor, kahve ve mürdüm tonundaki kravatı aldığım gibi, gerisin geriye okula dönüyorum.

Henüz teneffüs bitmemiş. Sınıfa çıkıyorum. O sıra, kapının arkasında sıra arkadaşım Mete’yi görüyorum. Çocuk biraz yıpranmış olan defter kabını çıkarıp çöpe atıyor. Mete gider gitmez, çöpten kâğıdı alıp dışarı çıkıyorum. Babamın giyilmiş kravatını onunla paketliyorum. İkinci el hediyeyi, ikinci el pakete koyup hazır hale getiriyorum yani. Paketin üstüne de “sen bir yıldızsın öğretmenim” yazıyorum. Kravatta yıldız olduğu için uyumlu da oldu yazım.

yıldız

Yener öğretmen sınıfa girer girmez, masasına gidip hediyesini veriyorum. Öğretmenim teşekkür ediyor. O zamanlar hediyeler görgü nedeniyle herkesin gözü önünde açılmazdı. Öğretmenim de açmıyor.

İki gün sonra, annem, içinde üç adet değişik renkli mendillin bulunduğu bir paketi bana uzatıyor.

“Kızım şimdi öğretmeninin evine gidip hediyesini ver hadi” diyor.

“Ben hediyemi verdim ama.”

“Olsun, bunu da ver. ”

Elimde hediyemle Yener Öğretmenimin evine gidiyorum. Beyaz, tek katlı evinin önünde uzanan yüz elli metrelik bahçesinin kırmızı demir kapısını açıyorum. Öğretmenimin kendi elleriyle yetiştirdiği güllerin arasından heyecanla yürüyüp eve çıkacak merdivenlerin başına kadar geliyorum. Zile basacakken adımı sesleniyor. Hemen merdivenin sol tarafındaki sebze bahçesinden, başındaki beyaz kasketiyle bana doğru yürüyor.

“Gel bakalım ne haber Elif” diyor.

“Öğretmenim bu sizin için, buyurun” diyerek paketi uzatıyorum. Pakete bu sefer “”sen bir yıldızsın” yazamamışım. Ama o biliyor.

Gözlerimden okuduğu heyecanın bir yıldıza yakın durmaktan olduğunu anlıyor. Gülümseyip başımı okşuyor. Teşekkür ediyor.

“Selam söyle anne babana” diyerek, topladığı ve renkli bir pazar çantasına koyduğu baklaları bana uzatıyor.

Yıllar sonra öğreniyorum. Elbette öğretmenim kendisine verdiğim kravatın babamın olduğunu anlıyor. Aynı okulda öğretmen olan teyzeme, anneme vermesi için iade ediyor benim yıldızlı hediyemi. Annem durumu anlayınca çok mahcup oluyor. Hele bir de giyilmiş kravatı verdiğimi duyunca hepten utanıyor. Hemen gidip hediye alıyor öğretmenime vermem için. O kravat da uzun süre saklanıyor ki, durumu anlayıp ben mahcup olmayayım.

Malum Öğretmenler Günüydü dün. Oğlumun öğretmeninin gününü kutlarken ben de kendi ilkokuluma döndüm. Dönüp bir yıldızı hatırladım. Sevgili YENER SAZAKLI’yı… İşte bu yazı, hala kendisini gördüğümde ilkokul sıralarına dönmüşüm gibi hissettiğim, bizleri ilmek ilmek dokuyan o yıldıza gidiyor.

ÖĞRETMENLER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN...

Yayın tarihi: 25.11.2015
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu yazar yazısına henüz yorum yapılmadı.