Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile
 

SANA 5 YAŞINDAN BERİ SÖYLÜYORUM

 YAZARI TAKİP ET X
Elif Ebru Wibrew’in YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Bugünlerde, sesinin tiz haliyle, oğlumun bana karşı kullandığı bir cümle var:

“Sana beş yaşından beri söylüyorum, ama yapmıyorsun!”

Çocuğun, “ezelden beri” ya da “o kadar uzun zamandan beri” demek istediği şeyler için kullandığı terim bu. Geçtiğimiz iki hafta içinde bayağı bir olay içinde kullandı kendileri. Ben de bu olayları hele bir yazayım dedim.

Efendim, ben küçükken annemin beni banyo yaptırmasını hiç sevmezdim. Kendimi atölyeci Nuri amcanın kalasları gibi hissederdim. O, nasıl odunları işliyorduysa, annem de bizi öyle zımparalardı. Kese atardı yani. Annem beni keseledikçe zayıfladığımı düşünürdüm. Zaten cılızlığımla ünlüydüm, herkesin dilindeydim, üstüne keseyle deri yitirdikçe, bir kat daha soyulduğum için daha da cılızlaşıyormuşum gibi gelirdi. Annemin keseleri can acısından çok katman kaybıydı benim için yani. Oysa babam ya da halamın banyoları oh ne de keyifliydi. Birkaç kere sabunlayıp çıkartıyorlardı. Annemin banyolarından haşlanmış pancar, babamın banyolarından pembe gül renginde çıkardık.
Bu nedenledir ki oğlumun banyolarında çok dikkatli davranmaya çalıştım. Canını az ya da hiç acıtmamaya dikkat etsem de, birkaç kere yırtmışlığım oldu sabiyi. “Anne tırnaklarını kes” demesine rağmen çocuk, tırnaklarımı dipten tomurmaya hiç niyetim olmadı.

Geçen haftaki bir banyo festivalinde yine bir tırmık vakasına tırnak bastığım için azarı işitiverdim.

-Yırttın ya yırttın. Offf… Niye hala kesmedin tırnaklarını? Sana beş yaşımdan beri söylüyorum, yapmıyorsun!

***

Yine geçen hafta. Arkadaşımın evinden ayrılıp, asansöre biniyoruz oğlumla. Altı kat aşağı inene kadar çok vakit var. Zamanı değerlendirip oğlumun bir iki kafasından öpüyorum, ileri geri sallıyorum, mıncıklıyorum yanaklarını, mis gibi kokusunu içime çekiyorum. Sonra da asansörün aynasına döndürüyorum ikimizi.

“ Bak bakalım kime benziyorsun sen? Anneye mi babaya mı?”

O, aynaya bakmaya lüzum görmeden otomatiğe bağlanmış gibi “babaya benziyorum” diyor.

Vücut yapısı, burnu, ağzı aynı babası da, gözlerinde bana benzerlik var hani.

“Bence beni de andırıyorsun.”

“Yok benzemiyorum.”

“Neden? Babaya mı benzemeyi istiyorsun?”

“Evet”

“Neden bana benzemek istemiyorsun ki?

“Göbeğine bak anlarsın”

O muzip muzip gülerken ben ne diyeceğimi bilemiyorum. Bir iki kem kümledikten sonra

“Biraz kilo almış, hafif bir avya göbeğim (!) çıkmış olabilir. Ama vereceğim kilomu. Bu pazartesi başlıyorum”

“Ya ya. Beş yaşımdan beri aynı şeyleri söylüyorsun. Hep kilo vereceğim diyorsun ama git gide daha şişkolaşıyorsun”

***

Munzurluğu üstünde olan oğlum akşam bir altın vuruş daha yapıyor.

Soysal medyada yapılmış olan bir paylaşıma bakıyorum. Bir resim var. Psikologlara göre bu resimde ilk bakışta ördek gören insanlar, ilk bakışta tavşan gören insanlara oranlara daha yumuşak karakterli olarak nitelendiriliyormuş efendim.

Anaaa, ben ördek falan değil bodoslama tavşan görüyorum. Psikolojiye göre ben agresif miyim yani?

Resmi gösterdiğim eşim de, o sırada odaya girip neye baktığımızı merak ederek ekrana eğilen oğlum da vak vak ördeği görüyorlar.

“Hayret benim gibi pozitif birisi niye hala tavşan görüyor anlamadım yani” diye mırıldanıyorum.

“Ne oluyor tavşan görünce anne?”

Açıklıyorum.

“Ha doğru o zaman. Sen kızgın bir annesin. Bana devamlı kızıyorsun.”

“Oğlum ben kızgın bir anne değilim. Sen beni kızdırıyorsun bazen.”

Dinlemiyor bile. İşine devam ediyor.

Yatma vakti geldiğinde, kendisine sekiz kere seslenmeme rağmen, bilerek cevap vermiyor küçük bey. Çünkü yatağa gitmeyi reddediyor.

Dokuz uğurlu rakamım diye ses tonumu çok da yükseltmeden tekrar sesleniyorum.

“Bu programdan sonra” diye bir karşılık gelince yan odadan, finalimi yüksek volümle yapıyorum haliyle.

“Thomas, çabuk TV’yi kapat, pijamalarını giyip dişini fırçala!!!!

Oflayarak yanımda bitiyor. Gözlerime dik dik bakıyor.

“Ödümü kopardın!!! Bağırman gerekli miydi? Tavşan anne!!!”

“Ha?”

“Kızgın tavşan!!!”

Ekliyor: “Resimde tavşan gördüğüne niye şaşırdın ki? Böyle kızgın olursan tabii onu görürsün!!!

Beni tavşan yapan oğluma açıklama yapıyorum.

“Anneler çocuklarını iyi yetiştirmek için ara sıra kızabilirler. Ama haklısın, sesime dikkat edeceğim ve daha sakin olmaya çalışacağım”

“Hııı, beş yaşımdan beri aynı şeyi söylüyorsun ama hala bağırıyorsun.”

Ne yapayım oğlum? Ben keskin tırnaklı, göbekli kızgın bir tavşanım? Ama sana söz, ip ince, sakin ve küt tırnaklı bir ördek olacağım.

Pazartesi başlıyorum.

Vak vak vak…

Yayın tarihi: 06.01.2016
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu yazar yazısına henüz yorum yapılmadı.