Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile

PATATES VE SOĞAN

 YAZARI TAKİP ET X
Elif Ebru Wibrew’in YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Sevinç teyzem, o gün, eniştemi markete patates ve et alması için yolluyor. Eniştem bir koşu gidip alıyor.

Aradan bir saat geçiyor ve teyzem yemek yapmak için mutfağa geçiyor. Patatesli kuzu güveç yapacak. Lakin bakıyor ki evde soğan kalmamış. Günah keçisi olan kocasını çağırıp hesap soruyor:

“Soğan almamışsın”

“Ama sen soğan al demedin ki.”

Teyzem geri basar mı?

“Yahu, patates alınınca soğan alınmaz mı? Bunca yıldır öğrenemedin mi? Ceza olarak şimdi gidip soğan da alacaksın bak.”

***

Patates ve soğan... Hakikaten hep yan yanadırlar. Tezgahta beraber, saklama sepetinde beraber, tencerede beraber, anca beraber kanca beraber... İşte onlar gibi olan arkadaşlar ve arkadaşlıklar vardır. Öyle ki birini diğerinden ya da diğerlerinden ayrı düşünemezsin. Dış görüntülerinden geçtim, iç görüntüleri de birbirlerinden çok farklıdır ama aynı patates ve soğan gibidirler. Birini ya da grup üyelerini gördüğünde, aralarında o sıra olmaya kişinin nerede olduğunu sorarsın. Ayrı düşleyemezsin çünkü.

Yakakent, özellikle de bu kalabalık yapısı oluşmadan önce, herkesin herkesi yedi göbek sülalesine kadar tanıdığı dönemlerinde, en güzel dostlukları oluşturmuştur. Küçüklükten bu yana arkadaş olanlar, hayat şartlarından dolayı dört bir yanda olsalar da, yaz mevsiminde döndükleri bu yerde arkadaşlıklarını kaldığı yerden güncellenmeye devam ederler. 

Tatillerini deniz ve güneşe adamak için memleketine dönen, ama aslında çocukluklarının tadına seyahat eden çeşitli çeşit grupları görmeye başlarsın yazın. Bunlardan en bilinenleri, gerdana bir inci kolyedeki gibi sıralanmış İNCİ KIZLAR’dir... Filiz, Zerrin, Esendal, Mine, Havva, Hülya, Halide, Merih, Hikmet, Gönül ve Sevim ablalar- ilkokuldan beri dostlukları devam eden bu genç ruhlar- bir araya gelir. Beraberken, hala o seksek oynadıları yedi yaşları kadar mutlu, lise bahçesinde kol kola gezdikleri on beş yaşları kadar hayat dolu, birbirlerinin düğünlerinde geceyi coşturdukları yirmili yaşları kadar heyecanlıdırlar. Hülya’yı görsen Esendal’ı, Filiz’i görsen Havva’yı, Halide’yi görsen Hikmet’i sorarsın. O kadar “biz” dirler.

  

Yine böyle bir grup da Ferhat, İbrahim, Süleyman, Şükrü, Ünal, Alihan ağabeylerden gelir. Aynı topun peşinden koşup, aynı denizde kulaç atan bu çocukluk arkadaşları da İNCİ KIZLAR’dan aşağı değildir. Yanyana geldiklerinde, çocukken miskete fiske vuran elleri, birbirlerinin omuzuna vurur dost hızıyla. Yaz demek aynı masanın etrafında, aynı denize bakarak ziyafet çekmektir, sohbet etmektir, aynı tarihten gelmenin ve güne kadar aynı hisle beraber olmanın hazzı demektir onlar için. İbrahim’i görsen Şükrü’yü, Ferhat’ı görsen Ünal’ı, Süleyman’ı görsen Alihan’ı sorarsın. O kadar “bir”dirler.

Kış aylarında farklı yerlerde ama birbirinden haberli bu grup üyeleri, yaz gelince ayrı kaldıkları dokuz ayın acısını tepe tepe çıkarırlar işte öyle...

CİCİ KIZLAR’ı unutmamak lazım. Yaş olarak İNCİ'lerden üst olan olan annem ve ekip arkadaşları, emekli öğretmen kulübü... Aslında sayıları daha çoktur ama her günü özellikle de sahilde geçiren annem Meysun; arkadaşları Hamiyet, Müjgan, Muazzez, Hale teyzeler ve (karar verebildiyse) Sevinç teyzem, emekli öğretmenler grubu olarak sahne alırlar. Ekseri sahneleri denizdir. Saat öğleni hafif geçince, biri diğerinden daha fazla kalmasın suyun içinde diye, çoğunun başında aynı şapka, üzerinde aynı mayo, ayaklarında aynı kes, denize doğru bir koşturmaları vardır ki sanırsın en fazla kim denize girdi yarışması için madalya savaşındalar.

Bu grup suya dalmaya görsün... En erken akşamın yedisinde karaya ayak basarlar. O saate kadar önce günlük olaylar deniz masasına yatırılır, kongreler yapılır, paneller düzenlenir, çoluk çocuk torun torbadan konuşulur sonra yemek tariflerine geçilir.

Biraz sonra, CİCİ KIZLAR, yukarıda bahsettiğim, çoğunun yine öğretmen olduğu ve bir filamingo sürüsünü andıran İNCİ KIZLAR grubuna ilerler. Çember oluşturulmuş ve spor zamanı gelmiştir. Filiz abla ortadadır ve eller havaya diyerek su jimnastiğini başlatmak üzeredir. CİCİ'lerin de aralarına karışmasıyla çemberin çapı iyice büyür. Omuzlar iner kalkar, beller çevrilir, ayaklar gerilir. Karadeniz iyice bir çalkalanır. O sırada, bakarsın koştura koştura Halide Abla, işteki mesaisini bitirmiş gelmektedir. Asıl mesaisi ise denizde başlar. O bilindik ve her daim gülen yüzüyle, on iki kulaç sonrası denizin ortasındaki kayalıklara yüzer. Bu kayaların üstüne çıkıp günün önemli olaylarını halkla paylaşır. Üstüne, Cem Yılmaz’ı aratmayacak esprileriyle gösterisini sunar ve dönem arkadaşlarının arasına, suya karışır.
Burada kahkaha sohbet hiç son bulmaz. Dudaklar morarıncaya kadar su dünyasının dışına çıkamazsın. Çıkarsan kaçırırsın çünkü. Herkeste anlatacak çok şey vardır, konuları sığdıracak zaman ise hep eksik kalır. Hep yarınadır.

Eğer bir yerde beraber büyümüşsen, bu büyüdüğün yere, o büyüdüğün dostlarınla, benzer zamanda denk düşebiliyorsan ne şanslısındır. Geçmişin birdir, gününü de bir geçirebileceğin yaz güncelliğine de sahipsindir. Bu güncel paylaşımlarla, hem birbirlerinin tarihine şahitlik, hem de süregelen dostluk hikayelerinin en güzel kanıtlarıdır bu yüzler. Mahalle arkadaşı, sınıf arkadaşı, dönem arkadaşı, genç kızlığa ya da delikanlılığa beraber merhaba diyen, düğünlerinde beraber halay çeken, kendilerinden sonra çocukları da birbirleriyle arkadaş olan bu çıtırlar, ruhları hep kahkaha atanlar, bilirler ki, ikiliyken birer Kavuklu ile Pişekar, Hacivat ile Karagöz, Zeki ile Metin; üçlüyken Mazhar Fuat Özkan, Modern Folk Üçlüsü, Cici Kızlar; daha fazlayken, Mavi Kelebekler, Tolgahan Dans Grubu’durlar. Patatestirler, soğandırlar. Birini diğerinden ayrı düşünmene imkan yoktur. Çünkü içinde bulundukları tablodaki konu “dostuk”tur.

Yayın tarihi: 12.12.2016
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI (1)

Elif'cigim eline yuregine saglik. her zaman ki gibi dokturmussun yine. Gittik geldik cocuklugumuza, "guvermis" dudaklarimiza, bizi plajdan eve goturmek icin cirpinan annelerimizin cigrislarina basaramayinca ellerinde karpuz/domates peynir/ekmekle ufukta yeniden gorunmelerine. O yaz gunlerinde gunduzun plaj muhabbeti bitince baslayan aksam cay bahcesi faslina girmiyeyim bile. O kismi da senin bir sonraki yazina konu olur belkide. Ben de en cok sevdigi isi yapan garson olurum orada... Sevgiler.

13.12.2016 23:23:31 engin arat