Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile

NİGAR ABLA'NIN YERİ

 YAZARI TAKİP ET X
Elif Ebru Wibrew’in YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

 
 

257 PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Rahmetlinin lakabı Keçi Bekir’di. Bu lakap Keçi Bekir’in gülerken çıkan kıkırtılı sesinden dolayı mı takılmıştı ona merak ettim. Ama değilmiş. Keçi gibi ağaçlara tırmandığı içinmiş meğerse. Ağaçların tepelerine tırmanır, bir dala oturur, bir de üstüne zurna çalarmış aşağıdakilere bu renkli adam. İşte, bu bol gülen, deli dolu, ilginç Keçi Bekir Amca, düğünlerin vazgeçilmez oyuncusuymuş hem de beldede. Benim de çocukken şahit olduğum birkaç düğünde oyununu gördüğüm Keçi Bekir Amca, öyle kendine özgü oynardı ki, o pistte olunca, diğer oynayanlar kenara çekilirlerdi ki bu kıvrıla kıvrıla, her bir yerini titreterek oynayan adamı keyifle seyretsinler.

Çok geçmedi Keçi Bekir’in karşısına bir rakibe geçti. Kızı Nigar. Düğünlerde, babasından aldığı dans geniyle, aynı onun gibi kendine özgü stili ve vücudunun her bir uzvunu titreterek oynamaya başladı o da. Ayak ve kollarını ritme göre ama kimseden daha önce görmediğiniz şekilde atarak oynamaya başladı mıydı Nigar, ya pist boşalır ya da insanlar etrafında çember olup onu ortalarına alırlardı. Nigar kendinden geçerek oynardı da oynardı.

nigar abla

Çok çalışkandı. Makine ressamlığını bitirdikten sonra, babasının ve annesinin gurbetçi olarak çalıştığı Hollanda’da buldu kendini Nigar. Lisan bilmemesine rağmen üretmek istiyordu devamlı. Yeter ki çalışsındı. Evet, ülkenin dilini konuşamıyordu ama içindeki azim ve enerji bülbül gibi şakıyordu.

 “Baba” dedi bir gün. “Ben çalışmak istiyorum”

“Yok” dedi Keçi Bekir kıkırdayarak. “ Daha bir kelime bile bilmiyorsun nerede çalışırsın? Hem gerek yok ben bakıyorum ya size.”

"O zaman konuşmam gerekmeyen bir iş bulurum ben de" dedi Nigar. Ama bunu babasına değil kendine söyledi. Gizlice gittiği iş ve işçi bulma kurumundan gururla ayrıldı birkaç gün sonra. Dev bir lale serasında iş bulmuştu. Kasa kasa gelen lale soğanlarını dikecekti toprağa. Böyle başladı ilk iş serüveni. Sabahın kör karanlığında servise biniyor, seraya gidip akşama kadar lale dikiyor, akşam karanlıkta evine dönüyordu.

“Konuşamamaktan çenem ağrıyordu” diyerek o günlerini anlatan Nigar, bu mecburi sessizliği yüzünden, çene yapmayıp çalıştığı için, diğer çalışanlardan daha fazla kasa laleyi bitiriyordu. Makine gibi çalışan kızdan menajer çok memnun, Nigar ise enerjisini kullandığı için mutluydu. Mutsuz olduğu tek şey gün ışığını görmeden evinden çıkıp karanlıkta evine dönmekti.

Karlı bir günde, lale serasına doğru karanlıkta yol alırken otobüsü, “Allah’ım, şu otobüs bir arıza yapsa da gün ışığını bir kere görsem” dedi. Ve birden otobüs karda kaymaya başladı. Günün ışımasını beklemeye karar veren şoförün ardından indi lale işçileri otobüsten. Haftalardır beklediği ışığa çevirdi yüzünü Nigar. Yüzü ışıdı.

Bir yandan kursa gidip dilini geliştiriyordu. Daha iyi bir işe girdi. Bu sefer kendini çikolatalar içinde bulmuştu. Severek çalışıyordu. Fabrikada yine kendini gösterdi. “Kim bu kız” diyordu menajer. Türkiye’de okuduğu bölümü bu ülkede geliştirmek için kolları sıvadı bu kez de. Teknik ressamlık okuluna başvurdu ve kabul edildi. Lakin kader ağlarını Hollanda sınırları için örmemişti ona. O okula başlayamadan babası Keçi Bekir, bu kez de cennetteki düğünleri şenlendirmek, cennet ağaçlarına tırmanıp zurna çalmak için onları terk edip uzun bir yolculuğa çıkıverdi. Kocasını sılası olmayan bir gurbete gönderen annesi ise Hollanda macerasını noktalayarak vatana dönüşe karar vermişti. Orada kalıp okuluna gitmek istemesine rağmen rıza göstermedi annesi. Nigar Hollanda’daki hayallerine veda edip baba memleketine döndü böylece. Evlendi, biri erkek biri kız iki çocuğu oldu. Büyüttü onları. Hep bir şeyler yaparak, hiç oturmayarak geçirdi yıllarını.

Komikti çok. Komik olmaya uğraştığından değil özü komikti. Konuşması, yaşadıklarını anlatırken sesine verdiği vurgu, yüzüne vuran mimik. Babası gibiydi işte. Doğal, ilginç, çatlak, güler yüzlü, candan. Bir o kadar da dobraydı Nigar. Düşündüğünü, kızdığını, kırıldığını tak diye söyler, arkadan asla konuşmazdı. Ama tatlı sohbeti, güldüren hikayeleri ile herkesin sevgilisiydi. Yaşıtlarının Nigar’ı, küçüklerinin Nigar ablasıydı o. Ve de düğünlerin vazgeçilmez baş oyuncusu.

mantı

İçindeki kıpırtılar hiç bitmedi. Öyle enerjik, öyle azimliydi ki, hayallerinin işine girmeye artık hazırdı. En sevdiği şeyi yapacaktı. Pişirip pişirip yemektense, pişirip pişirip yedirecekti artık. Yakakentli'nin en sevdiği yemek olan cevizli mantıyı hem belde insanına hem de yolu oradan geçen ziyaretçisine sunacaktı. Bunun yanında bir de kuymak (mıhlama) girecekti devreye. Sonra meşhur pazar kahvaltıları, ramazanda çıkardığı menüler, tatlılar mezeler de… İşte böyle ortaya çıktı NİGAR ABLA’NIN YERİ.

nigar abla

Denizin hemen kıyısındaki iki katlı, ahşap masalı restoranını kendi döşedi, kendisi dekore etti, duvarlarına kendisi astı objelerini. Kısa değil çok kısa sürdü masalarının dolup taşması. Bir yiyen bir daha istedi, bir geçen bir daha geçmek istedi onun mekanından, sohbetinden, komik hikayelerinden, dobra düşüncelerinden.

nigar abla

 

Sadece mekan sahibi değildi çünkü Nigar. Büyüklerinin genci, kendinden gençlerin ablası, çocuklarının annesi, onların arkadaşlarının çatlak teyzesi, sevdiklerinin dostu, güçsüzün düşkünün sesiydi ayrıca. İşte bu yüzden rengarenkti. İşte bu yüzden Nigar’dı ve işte bu yüzden kendisi gibi samimiydi restoranı. 

nigar


Müşterinin görebileceği açık mutfağında güle oynaya, sohbet ede ede yemek pişiren Nigar Abla ve diğer elemanlarının elinden çıkma mantıyı tattığınızda “daha önce yediklerimiz neydi ki” diye sormadan edemeyeceğinizi ben ve müdavimleri biliyoruz. Sizin bilmeniz için ise bir Karadeniz turuna ve bu turun içinde bir Yakakent’e ihtiyacınız var. Orada ise “mantı” demeniz yeterli, ışık hızıyla Nigar Abla’nın Yeri’ne yönlendirileceksiniz.

Siz memnuniyetle yüz kere teşekkür ederken, Keçi Bekir Amca’nın, cennetten bakarak gurur duyduğu kızı Nigar’ın ya da Nigar Abla’nın güler yüzüyle uğurlanacaksınız.

Yayın tarihi: 03.09.2014
257 PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu yazar yazısına henüz yorum yapılmadı.