Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile

KESEYİM Mİ?

 YAZARI TAKİP ET X
Elif Ebru Wibrew’in YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

İsterdim. Bir el becerimin olmasını ya da bir tuvale resim yapabilmeyi. Hayalimde ressam olup sürrealizm de çalışmışlığım var manzara da. Kafamda ne sanat eserleri üretiyorum da, düşündüğümü resim kağıdına ancak anaokulu öğrencisinin boyadığı kadar dökebiliyorum. Hayalimde çizdiğimle hısım akrabalık arama bile.

Ortaokuldaki ev ekonomisi, iş teknik ve resim derslerinde başladı benim bu konuda bir halt yiyemeyeceğim. Taa o zamandan odun gibiydim. Herkes, öğretmenin gösterdiği gibi, kalıpla kesilen kumaş parçalarını birleştirmeye başladığında, ben daha iğnenin deliğinden, ağzımda yüz kere ıslatıp inceltmeye çalıştığım ipliği geçirmeye çalışırdım. Hele de örgü. Şiş mi yoksa lobut mu tuttuğum asla belli olmadı. Kıl testeresiyle bir tenis raketini çıkarana kadar on iki uç değiştirirdim. Resim dersinde ise, bir tek hangi renkler karışınca hangi renkler ortaya çıkar onda iyiydim gerisi hikayelik.

Bir türlü elim kırılmadı hani. Yani bu konuda esneklik yok ne yapayım.

Örgü yok, biçki nakış yok, yemek yapma desen, belki olacaktı da, mutfak batmasın diye ona da annen izin vermiyor. Bizim oralarda evde kalmaya adayım ki kurtuluş umudu pek az bu durumdan.

Gizli gizli yemek yaparak, annem gelmeden ortalıktaki delilleri yok ederek o konuda kendimi geliştirdim sayılır. Milletin iki günde bitirdiği benim ise iki haftada tamamladığım makrome saksılık bile oldu. Arasında boncuklar falan peh... Ellerim esneklik kazansın diye bir evire çevire bulaşık yıkadım ki sormayın. Bir yandan da pencereden bakıyorum beni gören konu komşu var mı diye. Hani oğlu olan.

Zanaat olarak da bir saç kesme tutkusu peydah oldu bana. Yok, kendiminkini kesmedim. Zaten benimkiler kısa, uzatamıyoruz ya anne faktöründen.

İlk saç kesişim ortanca kız kardeşime hasıl olmuştur. O zamana kadar birkaç kişide kıvırcık saç gören ben, ilk defa elimin altında hissettim kıvır kıvır lüleler. Tuhaftı, değişikti. Serap’ın kıvırcık saçlarının arasından parmaklarımı geçiriyordum. Sonra onun bu kıvırcık kafasını ayağım altına almaya başladım. Kendim kanepeye oturur onu da yere oturtarak hizalardım. Sonra da ayağımı kafasına koyar, saçlarını karıştırırdım. Böylece kıvırcık saçlar ayağımı gıdıklayarak masaj yapardı.

***

Altı yaşında varım yoğum. Herkesin kendisine merinos diye seslenmesine kızan iki yaşındaki bu kız kardeşime yardım etmek istedim. Onu yere oturtup, birkaç da kuzenimin şahitliği eşliğinde, dört beş lülesini kestim ki saçlarını düzleştirelim. Sonra korkup yarıda bıraktım. Kesim yerlerini aralardan ayarladığım için hasar belli olmadı Allahtan.

İkinci kurbanım anneannemdi. Yaşım on iki civarı. Bir yaz günü, saçlarından bunaldığını söyleyen kadına,

“Anneanne keseyim ben saçını. Serap’ınkini de kesmişliğim var” dedim.

Anneannem itiraz etmedi. Omuz hizasındaki saçlarını bana teslim etti. Ensede biten yuvarlak bir model verdim ona. Tabii saçları başörtüsünün altında kaldığı için sonraki saatlerde, ne kadar zayiat verdim onu da bilemedim. O saçları görmedim, görenden de bir şey duymadım.

Yaş oldu on altı. Bir kuyruklu saç modası çıktı. Günün modasını kaçırmadan takip eden kuzenim Banu, saçlarını kuyruklu kestireceğini söyler söylemez yine atladım.

“Serap’ın da, anneannemin de saçlarını kesmişliğim var biliyorsun. Gel ben sana en alasını keseyim kuyruklu saçın”

Banu hala söylenir, “ne cesaretle sana teslim ettim saçlarımı ben? Rezil gibi dolaştım kaç gün” diye. Sonucu siz anlayın.

***

Yaş on dokuz. Üniversite ikinin yazı… Gürpınar, Çanakkale. Kazı sezonundayız. Güneş tepede… Devlet tarafından kazı alanına gönderilen müze görevlilerine kazı komiseri deniyor. Bizim komiser Hasibe. Ona DEVLET diyoruz. Zaten hükümet gibi bir kadın. Dobra, güçlü, sağlam…Saçları da epey bir gür. Upuzun. Genelde arkada sıkı ve uzun bir örgü yapıyor. Gel zaman git zaman zorlaşıyor bu saçların bakımı o yaz sıcağında. Bir gün of çekiyor Devlet.

“Bir hafta sonu Çanakkale’ye insem de kısacık kestirsem şu saçlarımı”.

Avlanmaya hazır kaplan gibi, ağzımın hemen kenarındaki bu ava yaklaşıyorum biraz daha.

“Ben keseyim istersen. Kardeşimin, anneannemin, kuzenimin saçlarını kesmişliğim var”.

“Olur” diyor valla. Akşamüstü duşunu alıp kazı evinin bahçesine geliyor elinde makas ve ayna ile. Yanımızda dört beş arkadaş daha var. Hepsi “emin misin Devlet bak bu deli deli konuşuyor olmasın. Canım saçların gidecek”

“Yok” diyor o. “Bir şey olmaz. Ben ona güvendim.”

Koltuklarım kabarıyor. Elime aldığım makası, kızın uzun ve gür kumral saçlarına doğru uzatıp, gelişi güzel bir yerinden bir tutam kesiyorum. Çünkü bu kısımlar önemli değil. Kısacık istedi ya. O kata gelince haddimi bileceğim. Ben o kalın tutam saça ilk darbeyi indirirken etrafımızdakiler sanki kızı makaslamışım gibi “ayyy” diyorlar. Ben daha konuşmadan Devlet ayağa kalkıyor:

“Size ne! Karışmayın, ses çıkarmayın! Saçlarımı kesecek Ebru”

Sonra “hadi arkaya gidelim” diyerek onunla gelmemi söylüyor. Ve birlikte arka bahçeye gidiyoruz. Kestikçe kesiyorum. Dikkat katına geldiğimde dikkat kesiliyorum. Suratımda TONI & GUY çalışanı ifadesi, saçlarını parmaklarımın arasından geçirip hizalayarak bir kesişim var ki Devlet hayran.

“Sen bu işten anlıyorsun” diyor. “Şuradan da al biraz. Biraz da buradan” diyerek yönlendiriyor da beni.

İşimiz bitince kimseye görünmeden odasına gidiyor Devlet. Akşam yemeğinde çıkıyor ancak. Giyinmiş kuşanmış. Saçlarını jölelemiş. Bir endamla masaya yanaşıyor ki sanırsın Demir Leydi geliyor. Herkes hayran gözlerle önce “Devletttt”, hemen sonra yüzlerini bana çevirip “Ebruuuu” diyor.

“Siz beni boru mu sandınız” yüz ifademle onlara bakarken, Devlet gelip özel berberinin yanına oturuyor.

***

Evet, geliyoruz yakın günümüze. Oğlum saçları uzayınca bir de ne göreyim. Saçlar kıvırcık arkada. Nasıl güzel. Eskiden kalma alışkanlık tabii, parmaklarımı buklelerinden sokup sokup oynuyorum. Ayağıma hakimim ama zor tutuyorum kendimi. Yıllar içinde bu saçlar uzadıkça bukleleri açılıyor yalnız… Şekilsizleşmeye başlayınca da, düzelttirmek için çocuk kuaförüne götürüyoruz onu. Ama nuh diyor peygamber demiyor bizimki. Oturtamıyoruz. Zannedersin etinden et kopartıyorlar çocuğun.

“Ana, sen berbersin, sen kes” diyor sanki. Eski mesleğime dönüş vakti. Oğlumun ilk ve hep saçını ben kesiyorum. İlk yıllarda pek sorun olmuyor. Saçlar dalgalı olduğu için uçlarından aldığım ve kesilen yer kıvrıldığı için durum iyi. Fakat yıllar ilerleyince ve hala kuaföre gitme korkusunu yenemediği için benim paşam, önlerden ve yanlardan da almak bana düşüyor.

Oğlum, bir kesişimde keşişe, diğerinde derin bir çorba kasesini kafasına geçirmişe benziyor. Hele de bir keresinde, önündeki kaküllerini öyle bir kısaltmışım ki, başını kaldırıp bana baktığı zaman “VENI VIDI VICI” diyecek zannediyorum. O kadar Roma’lı bakıyor bana.

Her ay oğlanın saçları ellerimden öpüyor yani. İşin kötü yanı, hala “kuaföre falan gitmem, kırk yaşıma gelince bile saçımı sen keseceksin” diyor. Olur da, dediği gibi, hala beni kullanacaksa saç sakal için, kendimi geliştirsem mi ki? Bir kursa gidip eğitim mi alsam? Ama ilk kuru atlarım o kesin. Öyle ya, kardeşimin, anneannemin, kuzenimin, oğlumun saçını kesmişliğim var…

Yayın tarihi: 06.11.2013
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu yazar yazısına henüz yorum yapılmadı.