Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile

KEL ALAKA

 YAZARI TAKİP ET X
Elif Ebru Wibrew’in YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Ara sıra nostalji turlarına çıkmayı severim. Hep sevdim.

Bende iz bırakmış noktalara gidip bir on dakika havasını teneffüs etmeyi, girebilirsem içine göz atmayı, olmazsa etrafında gezinmeyi. Burası bir şehir olabilir, o şehirdeki bir mekan, bir ev - büyüdüğüm ya da sık ziyaret ettiğim başka biri- evcilik oynadığım terkedilmiş virane baraka, ya da dümdüz bir arazi (kaldıysa). Ne geçiyor elime bunu yapınca? Hiç… Ama mutlu oluyorum. Olup daha bir tazeleniyorum sanki.

Eşimin çocukluk arkadaşı Jason bir haftalığına İstanbul’a geldi. Ne de iyi etti. Bütün hafta boyunca iki arkadaş gezdiler, oynadılar. İkisi bir aradayken zaten pek konuşmayıp oynamayı seviyorlar. Evde kaldıklarında komedi programlarını izlediler, Thomas’la kovalamaca ve ev futbolu oynadılar, ev dışında ise ya bilardoya benzer snookera daldılar ya da davul gibi şişinceye kadar ülkemin nimetlerinden yediler. En çok da kebap. Öyle ki, yüzlerine bakınca birini beyti diğerini külbastı olarak görmeye başladım.

Hafta sonu oğlumuz ve misafirimizle birlikte Bağdat Caddesi’ni ve sahili turlamak için plan yaptık. Arabamızı eski oturduğumuz evin sokağına bırakırız, hem de oğlumuza, onun doğduktan sonra yaşayıp büyüdüğü evi ve civarını gösteririz diyordum.

“Bak oğlum, bu evde geçirdin ilk bir buçuk yaşını. Burada oturmayı öğrendin, burada başına cibinliğin plastik halkası düştü de, kıyamet kopmuş gibi ağladın. Altı aylık bir bebeden çıkan bu sesi duyan millet işte şu karşı apartmanın balkonlarındaydı. Kar kış demeden, bağışıklığın güçlensin diye, işte şuralarda gezdirdim seni. Bak sokağın başındaki şu marketten aldım çorbana katacağım sebzelerini, …..”

Diyeceğim inip de yürürüken….

Arabadayız hala ama. Ona dönüp planımı söylüyorum.

“Bak tatlışım, biraz sonra, sen küçükken oturduğumuz evi ve beraber gezindiğimiz yerleri göstereceğim sana. Belki hatırlarsın.”

Pek değişikliklere açık olmayan oğlum soruyor

“Oradan niye taşındınız ki anne?”

“Küçük bir evdi. Aslında sen doğmadan şimdiki evimize taşınacaktık ama henüz tamamlanmamıştı”

“Anne o evi mi daha çok seviyorsun şimdikini mi?”

“Şimdikini daha çok seviyorum ama seninle birlikte yaşadığımız bu küçük evin de önemi var benim için”

“Niye?”

“Baba ve seninle birlikte güzel anılarımız oldu orada”

“Ben artık taşınmak istemiyorum. Hep şimdiki evimizde kalalım”

“Tamam, sorun yok”

“Peki, ya başka bir baba bulursan, o zaman başka bir eve mi geçersin?”

Lönkkk. Bu da nereden çıktı şimdi?

“Neden başka baba bulayım oğlum? Ben babandan memnunum”.

“Ama o sevilecek biri değil ki.”

Tövbe tövbe neler oluyor?

Bu arada dokuz yıllık beyimin Türkçe dağarcığı, dokuz yıldır doksan dokuzu görmedi. Sıksan belki altmış yedi. Ancak bu mini dağarcıkta “başka” ve “baba” kelimeleri mevcut. Zeki olduğu için çözüyor soruyu ama yine de daha fazla açıklamaya ihtiyaç duyup soruyor.

“Hey oğlum ne diyorsun?”

Bizimki aynı cümleyi İngilizce söylemeyi reddediyor suratında muzip bir ifade.

Simultane tercüme zaten mevcut. Hemen, görev aşkıyla ben çeviriyorum sözlerini.

Kahkaha atan baba soruyor. “Küçük bey neden ben sevilecek adam değilmişim?”

Bizim ki yine kıkırdıyor. “Kelsin çünkü. Keller sevilir mi?”

Kel alaka.

Arabada daha bir sesli kahkaha kopuyor. Bizi güldürdüğü için hepten bir şımaran Thomas ise daha fazla ve ne ile güldürebilirimin muhasebesi içinde olmalı ki, ardı ardına bombalıyor.

“Baba, hem kilo da aldın. Kocaman göbeğin var. Asla senin gibi şişman olmak istemiyorum”

Yahu babamız hiç de kilolu değil. Hafif bir göbek çıkıntısı var ama tişört altında yitip gider. Kelliğe gelince, evet potansiyel bir kel ama henüz o sıfatı hak etmedi. Başının arkasındaki açıklık sadece reçel kasesinin çeperi kadar. Tahtaya vurun bir iki yıldır da sabit. ( ara sıra aromatik uçucu yağlarla masaj yaparım da)

“Çok ayıp” diyorum. “Öyle denir mi? Hem baba ne şişman ne de kel. Ayrıca insanlar birbirlerini görünüşleri değişse bile severler.”

Ben böyle açıklama yapıyorum ama baba daha acımasız hayat dersi veriyor…

“Küçük adam” diyor “Ben senin yaşındayken bir sürü saçım vardı. Unutma senin de saçların benimki gibi olabilir” diyerek hakikate hazırlıklı olması için uyarıyor sanki.

“Yıllar içinde görürüz bunu baba” diyerek finalini yapıyor bizimki. “Belki Alex amcama benzerim. Onun saçları çok uzun ve kel kalmıyor hiç”

Bu arada sokağımıza gelmişiz. Arabamızı park etmişiz. Yavaş yavaş yürümeye başlıyoruz. Çekirdek ailemizle yaşadığımız ilk evimizin önünde duruyoruz. Ben oğluma, “işte şurada” ile başlayan cümlelerimi sıralıyorum. O da işaret ettiğim yerlere bakıyor.

Apartman yolunun yaseminli demir kavisinin hemen yanındaki alçak duvara oturup eski evime doğru bakıyorum. Nostaljik takılıyorum. Nostaljik düşünüyorum.

“Acaba kocamın saçları daha mı fazlaydı biz bu evdeyken be?” 

Yayın tarihi: 13.11.2013
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI (1)

kendi adıma hüzünlendim ...hem çokkk güzel hem de düşündürücü...büyürken hala çocuk olmak..ama çocuk gözünde büyük olmak..ama olsun ruhun genç olması her zaman iyidir...kaleminize sağlık büyümeyenler için... :) ...

13.11.2013 23:37:43 songul cırak