Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile

KAYNANA DİLİ

 YAZARI TAKİP ET X
Elif Ebru Wibrew’in YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Kayınvalidem Paula’yı pek severim. O da beni sever. Yok öyle sever gibi yapmaz. Gayet iyi arkadaşız biz. Hatta benim ileride olmak istediğim kayınvalide rol modelimdir. Umuyorum benim de karşıma empati yapmayı bilebilen gelin adayları çıkar da, oğlumun hayatındaki iki özel kadın olarak hayatımıza sevgi ve saygı dolu devam ederiz. Amin.

Efendim. Geçen yıl. Oğlum anaokulunda… Yeni bir atmosferde… Kendisi utangaç ve sakin tabiatlı bir çocuktur babasının genlerinin ağır basmasıyla. Okulda yaşadıklarını pek eve getirmez bir de. Ama ben merak ediyorum. Kiminle oynadı, ne yaptı ne etti, mutlu oldu mu?

O orada yeni arkadaşlar edinirken, sınıftaki diğer çocukların anneleri ile de ben arkadaş oluyorum. Paralel dünyalarımız olsun diye. Hatta oğlum kiminle daha iyi anlaşıyorsa ben de o çocuğun anasıyla daha fazla vakit geçiriyorum. Biz anneler zamanla güzel dostluklar kuruyoruz. Beraber geziyoruz kertiyoruz, yiyoruz semiriyoruz. Gel zaman git zaman anneler başlıyor: “Şekerim benim kız senin oğlandan hoşlanıyormuş ama seninki İdil’le oynuyormuş hep.” Öbürü atlıyor: “ Hiç sormayın benim kız da Kutluhan’ı dilinden düşürmüyor”

Örnekler sürüp gidiyor. Beni alıyor bir merak. “Benimki de bir şey söylemiyor ki. Yok mu benim oğlumu beğenen ya da onun beğendiği acaba?”

Kimse bilmiyor. Beni alıyor bir düşünce. Ay ben eksik mi kalacağım? Benim oğlum nasıl beğenilmez? Nesi eksik?

Okuldan dönünce ağzını ağrıyorum:

“Şey oğlum, neydi ya o kızın adı? Hani çok güzel biri var ya sizin sınıfta.”

Dümdüz bir sesle cevap veriyor o: “Bilmem”

“Kiminle oynadın bugün peki?”

“Herkesle oynadım işte” diye kestirip atıyor.

Bu soruları her gün soruyorum. Nihayet ikinci ayın başında oynadığı kişiler arasında bir kız ismi duyuyorum. Gökçe…

-Kiminle oynadın?

-Gökçe ve Hasan Mete ile.

-Ne oynadınız?

-Evcilik.

-Ha. Gökçe anne mi oldu?

-Evet.

-Sen ?

“Ben de evin babası oldum” diyecek diye bekliyorum.

“Köpek” diyor.

-Ne oldun ne?

-Evin köpeği olduk biz. Gökçe bizi besledi, biz de evi koruduk...

“Hemen o oyuna son ver, kimsenin seni tasmalamasına izin verme evladım” diye böğüresim var.

“Dur” diyorum sonra. Bir de ben tanışayım şu kızımızla. Bakayım oğlumu muma mı çevirir, parmağında mı döndürür anlamaya çalışayım.

Kayınvalideler demek böyle düşünüyor ilk önce diyorum kendi halimi görünce.

Ertesi gün Thomas’ı almaya okuluna gittiğimde, kapının önünde beklerken, servisle evlerine gidecek olan öğrencileri tek sıra halinde önümden geçiren öğretmene fısıldayarak “hangisi Gökçe” diye soruveriyorum. İşaret ettiği taraftaki güzel ve masum yüzlü kızımıza bir gülücük gönderiyorum. O ise geri gülümsemiyor bile. Yanımdan tam geçerken “nasılsın” diyorum, yine çıt yok. Aha ilk eksi puanı alıyor benden. “Soğuk nevalenin teki mi yoksa bu cicim?”

Kayınvalide halimden korkuveriyorum. Yok, ben laf falan sokmam da, ay benim gibi kesintisiz radyo yayını yapar gibi konuşan bir kadına suskun gelin düşerse ne olur halim?

Tamam yüz bulamadım kızımızdan ama pes eder miyim? Bu arada da benim oğlumun ona ilgisi var mı yok mu bilmiyorum bile. Ama her gün oynadığına göre bir ihtimal var. O yüzden anne olarak üstüme düşeni yapmam lazım. Hayallerim bayağı bir geniş. Kızımızla arkadaş olacağım, sonra annesiyle. Belki onları yemeğe davet edeceğim. Ailecek kaleyi içten fethedeceğiz falan da falan.

Çok geçmeden bir veli toplantısında görüyorum anneyi. Hemen o tarafa yelken açıp merhabalaşıyorum.

“Selam, Gökçe’nin annesi değil mi? İlk defa karşılaşıyoruz sizinle.”

Gülümseyip samimiyetle elimi sıkıyor o da.

“Ah evet. Ya siz?”

Gözlerinin içine bakarak zincirleme isim tamlamamı patlatıyorum:

“Ben de kızınınız köpeğinin annesi oluyorum efendim”

Kadın şaşırıyor. “Estağfurullah” dedikten sonra gülmeye başlıyoruz. Doğru dürüst tanışıyoruz.

Gökçe’nin evde ismi pek bir duyulmaya başlıyor. Tabii ben sorunca. Hemen her gün evcilik oynanıyor anlaşılıyor. Ve hemen her gün benim oğlum bu oyunda evin köpeği oluyorken gün geliyor babalığa terfi ediyor.

Bir gün kızımız “keşke sen de servisle gelsen” diyor benimkine. Bir gün de yaramaz bir çocuğun davranışından sonra oğlumdan yardım istiyor. Hatta bir keresinde sınıf gezisi ile müzeye gidilecek. Gidiş yolunda Thomas’ın yanına Beril’i oturtuyor öğretmen. Dönüşte ise Gökçe öğretmenden izin isteyerek Beril ile yer değiştiriyor.

Allahım bir gurur ifadesi bende. Sanırsın kraliyet ailesine mensubum da, prensimizi diğer bir ülkenin prensesi ile arkadaş yapıp siyasi bağımızı güçlendireceğim. Altı üstü benim de oğlumdan hoşlanan bir kız var o kadar.

Olsun. Ben oğlumun arkadaşlarını koşulsuz sevmeyi öğreneceğim. Onun değer verdiğine ben de vereceğim. Bu kişi benim oğlumu mutlu ediyor diyerek beni de mutlu etsin diye beklemeyeceğim. Kaynana dili bitkisinin benim dilimi temsil etmediğini göstereceğim.

Aklını başına aldıktan sonra o gelin, ben dünyanın en iyi kaynanası olacağım söz…

Yayın tarihi: 30.10.2013
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu yazar yazısına henüz yorum yapılmadı.