Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile
 

ALİ BABA'NIN ÇİFTLİĞİNDEKİ MUTLU İNEKLER

 YAZARI TAKİP ET X
Elif Ebru Wibrew’in YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Bütün canlılar canlı kalsın, ecelleriyle öbür tarafa seyahat etsinler derim de, insanoğlu var olduğundan beri etle beslenmiş nasıl bıraksın alışkanlığını? Var olmaya devam ettikçe de et yiyecek belli. Ben en azından yediğimiz etin kaynağının biyografisini bilelim derim.

Aslında 2010 yılında çekilmiş ama nedense benim sadece birkaç ay önce- o da tesadüfen- karşıma çıkan bir filmi izledim. Çok etkilendim. Filmde, kendisine üç yaşında otizm tanısı konan küçük bir kızken, zamanında almış olduğu doğru eğitim ve terapi ile başarılarına başarı katmış bir kimlikle tanıştım. Ama beni asıl etkileyen, bu kimliğin olağanüstü gözlemciliği ve sonrasında oluşturduğu sistemdi.

Filmdeki sığır çiftliğinde sığırları görüyorsunuz. Mezbahaya götürülürlerkenki hallerinde içiniz kıyılıyor. Ellerinde sopalarla dürtülüyor, ilerlemeleri için dövülüyorlar. Düz koridorlarda ilerletilmeye çalışıyorlar. Hemen ötelerinde, koridorun sonunda bir arkadaşlarının kıyımına tanık oldukları için direniyorlar son adımlarını atmaya. Ama kaderden kaçamıyorlar. Önündeki arkadaşı panik yapınca arkadaki de panik yapıyor. Korku, kaos, bağrışma, stres ve son.

Soykırım. Fakat torunlarını daha iyi bir gelecek bekliyor bu sığırların. Bu geleceği ise yukarıdaki küçük kız büyüyünce başarıyor. Adı Temple Grandin. Dediğim gibi otistik ve üstün zekalı. Çok iyi okullarda okuyor. Önce psikoloji okuyor sonra hayvan bilimi üzerine yüksek lisans yapıyor. Besi sığırcılığı yapılan çiftliklerde zavallı hayvanların itile kakıla, “birazdan kesileceksin”’i gözüne soka soka ilerletildiğini görerek veryansın ediyor ve onların son yolculuklarına çıksalar bile huzur içinde ve sonlarını bilmeden yürümelerini sağlayacak bir sistem kurguluyor. “Onların kesilmesine sözüm yok ama şiddeti ve saygısızlığı hak etmiyorlar” diyor.

temple grandin

“Hayvanların da psikolojisi var, onların üzerindeki stresi azaltacak şeyler olmalı” düsturuyla sonraki çalışmalarını hayvan refahı üzerine yoğunlaştırıyor Temple. İçgüdüsel olarak hayvanlar tek yöne değil bir bir o yana bir bu yana hareket mekanizmasıyla ilerlerlermiş. İşte bunu kullanıyor o. Hayvan içgüdüsündeki hareket etme isteğine cevap bulacak bir sistemle birleştiriyor kafasındaki fikri. Böylelikle, kıvrımlı bir kanal sistemi hayal ediyor. Buna göre, mümkünse çit yerine yanları levhalardan oluşan ve sağa sola kıvrılarak giden bir koridorda düşlüyor inekleri. Zeminleri kaygan olmayan, oradan buradan iplerin, zincirlerin sarkmadığı, özellikle de kaçışan hayvanları toparlamak için “ho ho” diye bağırmayan sığır çobanlarından arıtılmış bir sistem bu.

Ve oluyor. Hayalleri gerçek oluyor. Bugün birçok Avrupa ülkesi, Avustralya ve Güney Amerika Temple’ın sistemini kullanıyor artık. Bu gibi çiftliklerin mezbahalarında, ineklerin geçtiği bu kanallarda zeminler kaygan değil. Aşağıdan yukarından sarkan ipler ve gölgeleri yok. Onları iten, sopayla dürten ya da bağıranlar da yok. Ne oluyor? Hayvan kıvrıla kıvrıla huzur içinde ilerliyor. Arkasındaki onu, onun arkasındaki onu takip ediyor. Sonunu bilmeden korkmadan, son anına kadar huzur içinde hepsi…

Temple Grandin, nam-ı diğer “inek gibi düşünen kadın” bir kahraman. Ben demiyorum, “Time” diyor. Bugün Kolarado’da bir hayvan bilimi profesörü olarak çalışmalarına devam eden Temple, Time 100’ün 100 kahramandan biri olarak seçilmiş.

Mutlu hayvanın eti de sütü de başka oluyormuş. Daha leziz. Peki ya biz biliyor muyuz mutlu bir inekten mi aldık sütümüzü? Serbest otladı mı Sarıkız ile Benekli? Stresten gerildi mi eti Çavuş’un? Yoksa son anına kadar mutlu mesut edildi mi? Yemyeşil kırlarda otlayıp, tertemiz hava soluyup da mı geçti ömrü, yoksa karanlık hizbe ortamlarda gün görmeden mi gözlerini yumdu hayata? Korka korka mı yürüdü dümdüz ve ıslak koridorlardan? Dövüldü mü kaderine direndiği için?

Yağsız ve sinirsiz yerinden kıyma isterken siz, size gelene kadar geçen zamanını düşündüğünüz oldu mu Kınalı’nın? Bence artık olmalı. Bence hayvan refahını düşünüp, ona el bebek gül bebek bakan, son işlemine kadar doğru şartları sağlayan tesislerin etlerini bulmak gerek.

Acıların kadınına acıyoruz, çare bulmaya çalışıyoruz, çünkü acısını anlatıyor.

Acıların çocuğuna acıyoruz, el vermeye çalışıyoruz, çünkü ağlıyor.

Acıların hayvanına ne yapıyoruz? Görmüyor, duymuyor, işitmiyoruz onu diye, o ise derdini anlatamıyor diye, gözümüzü kapatmak mı lazım?

Açalım.

Soralım, öğrenelim, bilelim derim. Etimizin kaynağının memleketini, yaşadığı çiftliği, yaşam tarzını, son yolculuk sistemini. “Siz Temple Gradin’in mutlu ettiği ineklerden misiniz” sorusuna “mööö, mööö” diye cevap veren ineklerin olduğu Ali Baba’nın o çiftliğine koşalım.

Derim ben. 

Yayın tarihi: 17.09.2014
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu yazar yazısına henüz yorum yapılmadı.