Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile

KIYAMETİN GELSİN

 YAZARI TAKİP ET X
Dolunay Kadıoğlu’nun YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

UZMANA SOR
 
 

PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

21 Aralık'ta maya takvimine göre kıyametin kopacağını duymayan kalmadı. Ne kadar şanslıyız ki dünya üzerinde güvenli iki köyden biri de bizim ülkemizdeymiş! Kıyametin kopmasına 10 kala Şirince de konaklanacak tüm evler inanılmaz fiyatlara kiralanmış hatta karavan koyacak toprak bile kalmamış. Şirince köyü sakinleri kazandıkları paradan memnun olmakla birlikte şimdiden kara kara düşünüyorlarmış o gün ki “insan kıyamet”ini nasıl ağırlayacağını!

O gün elektrikler kesilecek, elektronik sistemler çalışmayacak, ısı düşecek, en çılgın tahmin ise 2-3 günlüğüne hava kararacak ve buzul çağı gelecekmiş! Çok az insan hayatta kalacakmış!

Bu senaryoya inananların sayısı azımsanmayacak kadar çok ki NASA’dan tutun da Diyanet İşleri'ne kadar pek çok kurumdan açıklamalar geldi. Bu senaryolara inananlar yiyecek stokları yaptı, ısınma sorununu çözmek için battaniye satışları patladı hatta buzul bölgelere özel hazırlanan battaniyeler satışa sunuldu. Giderayak, ekonomi canlandı. Bu tabloya baktığımızda insanlık şimdiden küçük bir kıyamet yaşıyor gibi…

Bu kıyamet söylevleri, çığırtkanlıkları beni kıyamet kavramı üzerine düşünmeye sevk etti. Zihnimde kıyametle ilgili çocukluktan beri biriktirdiğim ve dönem dönem kullandığım terimler dolanır oldu; “…kıyamet gibi insan”, “kıyamet gibi kalabalık”, “kıyamet/mahşer günü/yeri gibi”, Sezen Aksu’nun şarkısı ritmiyle beraber kulaklarıma doldu;

“Bak atının terkisine de atmış, gözleri şaşı gelini
Mor kaftanlara sarmış, haspam odun gibi belini
Ah verin elime de kırayım, cadının derisi kara elini
Seni gidi dilleri fitne fücur, kıyametin gelsin

…………..”

Kıyameti hiç yaşamadan ne kadar da çok bilişimiz var bu konuyla ilgili.

Tabii ki ne ilahiyatçıyım ne de uzay bilimci... Sadece bu konuda düşünen bir insanım. Düşünmeye devam ediyorum. Kıyam-et! Kıyam ayağa kalkış, uyanış demekmiş dinimize göre. Ölülerin dirilip, sorguya gideceği zaman. Her zaman daha da derinde ne var acaba diye sorma prensibimden olsa gerek soruveriyorum; Uyanmak ve ayağa kalmanın daha farklı bir anlamı olabilir mi acaba biz insanoğluna anlatılmak istenen? Uyan, uyan!

Uyanmak, kendine uyanmak, kendini varlığını fark etmek için uyanmak olabilir mi? Olayları, nesneleri, dünyayı, insanı görme biçimlerimizde değişiklik, farklılaşma, algılarımızın değişmesi, dönüşmesi olabilir mi?

İnsanın dünyaya geliş nedenini, yaşam amacını, vizyonunu sorgulamaya başlaması, varlığını araştırması, kendini yeniden inşa ederek, yeniden yaratması, kendi kıyameti olabilir mi?

Bazı olaylar yaşamak, başımıza bazı olayların gelmesi, örneğin çok sevdiğimiz birini kaybetmemiz, çok tehlikeli bir hastalığa yakalanmamız, ölümden dönmemiz ya da tüm mal varlığımızı bir günde kaybetmemiz, bazılarımızın kıyametini, yaşarken de getirmiyor mu zaten?

Kıyametten, ölümden, Tanrı’ya hesap vermekten ya da verememekten bu kadar korkuyorsak neden yaşarken İNSAN olmaya niyet etmiyoruz. İnsanın en büyük korkusu ölüm yani yok olmak diye bilinir, yeniden doğuşun ya da ölümden sonra yok olmayacağımızın garantisi olsa daha iyi mi yoksa daha kötü insanlar mı oluruz? İnsan denen varlık korkularından özgürleşirse insani çizgide onu ne tutar?

Çok , pek çok soru ve cevap geçiyor yüreğimden aklımdan, ben bir kaçını paylaşmaya çalıştım, sizlerde kendi sorgulamanızı yaparsınız kendi cevaplarınızı alırsınız akılınızdan ve gönlünüzden.

Sezen Aksu yeniden döndü kulaklarımda…

Kıyametten sonra görüşmek üzere…

Yayın tarihi: 12.12.2012
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu yazar yazısına henüz yorum yapılmadı.