Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile
 

FAZLASIYLA YEDİĞİ HALDE DOYMAYANLARDAN MISINIZ?

 YAZARI TAKİP ET X
Buket Adanç’ın YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

 
 

  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Beslenme uzmanı olduğumdan beri gün içerisinde pek çok insanla iletişim kuruyorum ve bu insanları daha iyi anlamama yardımcı oluyor. Danışanlarımın ortalama %80’i zayıflama amaçlı geldikleri için de en çok üzerinde durduğumuz konu beslenme alışkanlıkları ve kilo kontrolü. Son dönemde özellikle sıkça karşılaştığım durumlardan biri bazı özel durumlarda, yeme alışkanlıklarını belirleyen fizyolojik değil psikolojik ihtiyaçlar olması. Kısaca: Yeme Bozukluğu (Yeme Bağımlılığı)

yeme bozukluğu

İRADESİZLİK Mİ, MUTSUZLUK MU?

Kendinize yemeye başlamadan önce sormanız gereken en önemli soru; hissettiğiniz duygu gerçekten yemek isteği mi yoksa can sıkıntısı mı? Eğer can sıkıntınızı gidermek için eve bir poşet abur cubur ile gidiyorsanız veya yiyebileceğinizden fazla yemek siparişi veriyorsanız hayatınızı gözden geçirmelisiniz.

ANTİDEPRESAN MI, YEMEK Mİ?

21. yüzyılın bize en sevimsiz armağanları; stres, yorgunluk, yalnızlık ve tüm bunların sonucu olarak kocaman bir mutsuzluk. Kimileri bu mutsuzluk duygusuyla antidepresanlar yardımı ile başa çıkmaya çalışırken, kimileri de teselliyi büyük boy fast-food ürünlerde buluyor. Aslında ikisinin de vücudumuzda uyardığı hormonlar aynı. Sonuç mu? Geçici mutluluk!

SUÇLU SERETONİN VE DOPAMİN Mİ?

Suçluları bulduk! Tüm mutsuzluğumuzun sebebi bu iki hormon; dopamin ve seretonin. Beynimiz akıllıca tasarlanmış bir kimyasal sisteme sahiptir. Yani doğru ve dengeli salgılanan hormonlar mutlu olmamızı, acıların üstesinden gelmemizi, heyecanın keyfini çıkartmamızı vb. pek çok duygu durumunu düzenlemeye yardımcı olur. Dolayısıyla biyokimyasal bir tepki ile beyin kimyamızı değiştirdiğimizde ortaya pek çok sorun çıkar. Yani, aşırı yağlı ve karbonhidratlı yiyecekleri fazlasıyla tükettiğimizde beynimize daha fazla dopamin salgılaması için işaret vermiş oluruz ve kısa bir zaman dilimi için keyfimiz yerine gelir. Bu davranış biçimini sık sık tekrar ettiğimiz zaman beyin kimyanız değişmeye başlar. Beynimizde dopamin salgılayan, taşıyan ve dolaşımı sağlayan nöronlar aşırı yüklemeye maruz kaldığı için dopamini başlangıçtaki kadar verimli taşıyamazlar. Gelinen son nokta; zamanla daha fazla dopamin şokuna ihtiyaç duyulması ve daha fazla yağlı yiyecek tüketimi. Çıkılması zor bir kısır döngü...

Gelelim vücudun “Kendini İyi Hisset” maddesine! Evet, adını sıkça duyduğumuz mutluluk hormonu: Seretonin. Yokluğunda mutsuzluk, huzursuzluk, uyku sorunları ve depresyon yaşadığımız çok değerli hormonumuz. Seretonin tam bir şeker aşığıdır, karbonhidrat alımımız arttıkça bize çok cömert davranır. Fakat dopaminde olduğu gibi seretonin de doyumsuzdur ve hep daha fazlasını ister. Dolayısıyla obezite ve yanında getirdiği hastalıklara davetiye çıkarmış oluruz.

ŞOK DİYETLER DEĞİL, BAĞIMLILIKLA MÜCADELE GEREK

Hormonlar ve yeme davranışımız arasındaki ilişkiyi anladık. Peki, çözüm ne? Evdeki tüm şekerli yağlı yiyecekleri çöpe atıp sonsuza kadar bir daha tüketmeyelim mi? Tabi ki, hayır! Keskin çizgiler ve aşırı kısıtlamalar sizde yoksunluk duygusu yaratır ve daha fazla yeme isteğine sebep olur. Bu durumda en kalıcı çözüm kademeli olarak yiyecek miktarını azaltmaktır. İlk 15 gününüzün biraz zorlu geçeceğinin farkındayım. Çünkü aşırı yağlı ve karbonhidrat ile çehresini değiştirdiğiniz hormonlarınızın salınımının normale dönmesi yaklaşık iki haftanızı alacaktır. Eğer başarılı bir iki hafta geçirirseniz kendinizi bu kısır döngüden kurtarmış sayılacaksınız. Sanırım herkesin kendisine ayıracağı bir 15 günü vardır...

PANİK YAPMAYIN

Yaza az kaldı, arkadaşımın düğünü var, çok önemli bir davet var gibi bahanelerle hayatınızı hızlı çekim yaşayıp, bedeninizi hırpalamaktan vazgeçin. Her yıl kitaplığınızın raflarına yenisini eklediğiniz, modası hızla geçen; Dukan, Karatay, Alkali Diyet ve nicesini deneyip kendinizi sıkıntıya soktunuz da ne oldu? Geri dönen kilolar, boşa giden emek...

Gelin bu geri dönüşümü bilimsel olarak kavrayalım. Diyetisyen olarak şimdiye kadar tek tip diyetlere uzun süre devam edebilen hiç kimseye rastlamadım. Dolayısıyla uzun süre devam edilemeyen tek tip ve çok düşük kalorili diyetlerden vazgeçtiğiniz anda hızlı bir kilo artışı yaşarsınız. Çünkü yapılan araştırmalarda; enerji alımının radikal bir şekilde kısıtlandığında vücut hücreleri açlık moduna girer ve elinden geldiğince enerji depolamaya çalışır. Daha sonra tekrar normal beslenme ile metabolizmanız kontrolden çıkarak aldığınız kalorileri depolamaya başlar. Şaşkına çevirdiğiniz zavallı vücudunuz açlıktan öldüğünü sanarak bir gram yağdan bile vazgeçemez. Ve acı son: Tekrar hoş geldin kilolar.

TEDAVİ SÜRECİ BAŞLASIN

Yapılan araştırmalar, yeme bağımlılığının uyuşturucu, sigara ve alkol gibi bağımlılıklar ile aynı düzende ilerlediğini gösteriyor. Dolayısıyla sizde aynı yolu izleyebiliriz. Öncelikle hayatınızı gözden geçirin ve sonra mutluluğunuza yatırım yapmaya başlayın. Nasıl mı? Yapmaktan keyif aldığınız hobilerinize zaman ayırmaya başlayın ve yavaş yavaş bu aktiviteleri günlük rutininizin içerisine ilave edin. Böylece dopamin ve seretonin hormonlarınız zamanla kendi kendisine yeter hale gelecekler ve sizin tıka basa yemenize ihtiyaçları kalmayacak... Yani, yemek eylemi hayatınızda hak ettiği yerde olacak ve bunun en sağlam kanıtı zamanla ideal sınırlar içerisine dönen kilonuz olacaktır...

Hepinize sağlıklı ve mutlu günler diliyorum...

Yayın tarihi: 06.12.2018
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu yazar yazısına henüz yorum yapılmadı.