Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile
 

BİR GURBETÇİNİN İLK YAZ TATİLİ

 YAZARI TAKİP ET X
Arzu Hoşgör’ün YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

 
 

  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız

Daha önceki yazılarımda yazmıştım, 2017 Aralık’ta eşimin işi sebebi ile Çin’e taşındık diye. Kızımı da burada uluslararası, ingilizce eğitimi olan bir okula yazdırdık. Dolayısı ile kızımın okulu, yaz tatiline girene kadar gelemedik Türkiye’ye. Yaklaşık 6 ay kadar. 

Bu nasıl bir duygu biliyor musunuz? Hani hava çok sıcaktır, tepede güneş insanı yakar durur; öylesine susarsınız da, yanınızda suyunuz yoktur ve “ah bir su olsa da kana kana içsem” dersiniz ya. Tam da böyle bir şey işte. Bizde öylesine susadık ki sevdiklerimize, memleketimize, sebzemize, meyvemize, yediğimize, içtiğimize, kavuşunca kana kana su içmişiz gibi hissettik.

Tam dolu dolu da iki ay kaldık ama ne kadar hızlı geçti anlatayım. Bir kere sabit bir yeriniz olmadığı için görmek istediğiniz herkes için bir yerlere gitmeniz gerekiyor. Bizde seve seve, koşa koşa gittik her yerlere. Nerelere mi? İstanbul’a inince önce İstanbuldaki sevdiklerimizle hasret giderdik. Derken Bursa, Mustafakemalpaşa, Çeşme,Urla, Mudanya, Bodrum,İstanbul. Ne çok kişi, ne çok yer sığdırdık da yettiremedik ve yine de göremediğimiz bir sürü dostumuz oldu maalesef.

Fark ettim de insan uzaklarda yaşayınca, her şeyin kıymetini daha iyi anlıyor. Çünkü, her zaman size çok yakın olan herkes ve her şey, çok hızla ve kolayca ulaşabildiğiniz herkese ve her şeye aslında artık hiç de kolay değil ulaşmak, onlarla ve oralarda uzun uzun vakit geçirmek. (en azından bir süreliğine)

Mesela, İstanbul’da yaşarken semt pazarımız vardı her Perşembe kurulan. Ve ben mutlaka oraya giderdim. Taptaze meyve ve sebzelerimi alırdım. Hatta pazarlık ettiğim bile olurdu. Şimdi o hallerimi hatırlayınca, gülüyorum. Ne zaman ki Türkiye’den ayrıldık, artık oraya gitme şansım yok “ah benim taze güzel pazarım, buralarda seni bulmak ne mümkün, nerdesin sen” diyerek aslında neye sahip olduğumun farkında olmadan yaşadığımı fark ettim. Meğer ne değerliymiş, meğer ne kadar güzel bir duyguymuş ait olduğun yerde böylesi mevsimine uygun yaşamak…

Aslında her birimizin de hayatlarında böyle şeyler yok mu? Yanımızdayken, ulaşması çok kolayken, elimizin altındayken bir şeyler ya da birileri, hiç kıymet bilmeden, sahip olduğumuz şeyin ne kadar değerli olduğunu anlamadan, hiç bitmeyecekmiş, hiç gitmeyecekmiş gibi hatta bazen hoyratça, bazen umursamaz, bazen söylediklerini duymaz şekilde davranıveririz, değil mi?

Çünkü öylesine eminizdir ki, o nasılsa oradadır, nasılsa ulaşmak çok kolaydır; her durumda, her şartta da bize amadedir ya….Ve sonra keşkeler sarar bizi….

İşte bu yüzden insan sevdiklerine, beraber olmaktan keyif aldığı, onunla tamamlandığını hissetiği herkese ve her şeye sevgiyle, aşkla, sanki yarın yanında olamayacakmış gibi büyük bir ithimamla ve değerle yaklaşsa ne kadar güzel olur değil mi?

Arzu ben, insanın, sahip olduğu her şeyin ve herkesin kıymetini, kaybetmeden anlamanın ne kadar değerli olduğuna bir kez daha tanıklık eden ve sahip olduğu herşey ve herkes için hergün defalarca kere çok şükür, bin şükür, hep şükür diyen bir gurbetçi…
 

Yayın tarihi: 15.08.2018
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu yazar yazısına henüz yorum yapılmadı.