Bizim nesil...

Hatırlarım ben, biz küçükken, annem bağırdığı zaman susardık. Cevap vermezdik. Kaprisi ise hiç bilmezdik.

Haberin Devamı

Anne olunca anladım anne olmanın ne demek olduğunu…

Ne kadar zor zanaat anne olmak… 24 ay arayla 2 çocuk sahibi olup, çocuklarını büyük bir sevgiyle büyüten canım annemin, ne kadar yüce bir kadın olduğunu, bu zorlu yolda yürürken anladım…

40’lı yaşların başındayım ama ne zaman sıkışsam hâlâ “anne yetiş” derim, ayrı şehirlerde yaşamamıza rağmen, hızır gibi yetişir annem, güler yüzü ve hepimizi ısıtan kocaman sevgisiyle…

Geçtiğimiz haftalarda annem, babam ve anneannem (biz ona kısaca nono deriz) bizi ziyarete geldi. Bizim için evde düğün bayram havası.

Beraber olmanın tadını çıkardık hep birlikte. Koydum başımı nono’mun bacaklarının üzerine, uzandım kanepeye, “Hadi kızlar siz anlatın ben dinliyeyim, eski günlerdeki gibi” dedim. Ama artık bir fark vardı. Onların sohbetine canım kızım da ortak olmuştu. Onlar konuştu ben dinledim. Çağlam sordu, onlar cevapladı, sabırla, sevgi ile...

Haberin Devamı

Dışarıda yağan yağmura, soğuğa inat; ne sıcacık, ne huzur dolu bir gündü o gün.

Ne büyük bir mutluluktu bizim için.

Kahveler bitti, yemekler bitti ama şeker tadındaki sohbetler bitmek bilmedi.

Bu arada, annem şahit oldu, bilmiş hanımla yaşanan stresli dakikalara.

Küçük Hanım her an iş başında, son zamanlarda, sanki sabrımı test ediyor. Ben ise zaman zaman çaresiz, zaman zaman sabırlı, zaman zaman sesim tavanda, ama yine de umutlu “düzelecek, bir gün bu kaprisler bitecek” diyorum.

Anne yüreği işte, dayanamadı kuzusunun bu durumuna…

“Kızım yoruluyorsun, kalayım ben biraz burada" dedi.

Bir “ohhhh” çektim. Canım annemin, burada kalmaya karar vermesi benim için neler ifade etti, bir bilseniz.

Annem geldiği zaman kendimi kuş kadar hafif ve bir çocuk kadar sorumsuz hissederim ben.

Çünkü benim sorumluluklarımı benden daha iyi yapabilen, düşünemediğim her şeyi benden daha iyi düşünebilen tek kişidir “O” canım annem…

Bazen kızımla, benim büyütülme şeklimize bakarım ben. Farkları bulmaya çalışırım.(İsterim ki kızım da bizim gibi olsun. Bu, kendini beğenmişlik değil sakın yanlış anlamayın. Aşağıda yazdım nedenlerimi tek tek.)

Haberin Devamı

Bu durum en çok, çıkış noktası bulamadığım zamanlar da ortaya çıkar, fark ederim. Aslında en sevmediğim şeydir benim "Bizim zamanımızda..." diye başlayan cümleler…

Bazen miniğime “biz böyle yapmazdık” derim. Sonra kendi kendime “Nereden bilsin ki çocuk bizim zamanımızı, o zamanda yaşamadı ki..." diye cevap veririm. (Zaman zaman, kendi kendine konuşma ve telkin hali oluyor bu. )

Biz, bizim zamanımızın; onlar, kendi zamanlarının çocukları diyerek, geçmişe dönüyorum.

Hatırlarım ben, biz küçükken, annem bağırdığı zaman susardık. Cevap vermezdik. Kaprisi ise hiç bilmezdik. Sözlükte öyle bir kelime mi varmış? Havada uçan “Esem” terlikler o zamanın modasıydı. Üstelik bizimki en sevdiğim renk olanındandı :) Sanırım o zaman daha az acıtıyordu :)

Haberin Devamı

Babamın ise bağırdığına bile şahit olmadım ben, bakışları yeterdi susmamız için…

Bizler 70’li yılların çocukları…

Çeşit çeşit, renk renk, oyuncakla büyümeyen nesil bu.

İlk Barbie bebeğime ortaokuldaydım sahip olduğumda; Almanya’ya çalışmaya gitmiş olan komşumuz Kadriye teyzeye ısmarlamıştı babam. Dün gibi hatırlarım o heyecanlı bekleyişimi. Ve o bebeğimi hâlâ saklarım ben.

Çeşit çeşit özel okullar da yoktu o zaman. Devlet okullarında okurduk biz. Anadolu Lisesi kazanabilmekti tüm çabamız. Kazanırsak ne âlâ…

Üstelik servis nedir bilmezdik. İlkokulda, yolu öğrenip, kendi başımıza yürüyerek giderdik okula; komşu çocukları ile hep beraber. Şimdiki gibi değildi ki zaman! Güvenle yürürdük yolda. Başımıza bir şey gelir diye korkmazdık. Yoktu o zaman insan avcıları…

Haberin Devamı

Okuldan ve ödevlerden arta kalan zamanlarda sokaklarda oynardık. Saklambaç, sek sek, yakan top, çizgi, kuş sapanı, muka, milye idi oyunlarımızın adı. Sokak saatimiz, annemin camdan, “Çocuklar ezan okunuyor, içeri girin artık” sözleri ile sonlanırdı. Ve “ezan saatleri “ o açıdan çok önem taşırdı bizim için.

O zaman çok kar yağardı; kalkmazdı yerden haftalarca. Kardan adam yapar, kartopu oynar, kızak kayardık, saatlerce bütün mahalle.

Kimse demezdi “hasta olacaksınız girin içeri”. Nedense biz de hasta olmazdık zaten.

Evimize bir yokuş ile çıkılırdı. Kar yağdığı zaman bile mahsur kalmaz, oturmazdık evde. Çocukların bolca bulunduğu ev gezmeleriydi kış günlerini süsleyen. Yakılan gaz lambaları aydınlatırdı gecelerimizi. Tasarruf yüzünden kesilen ışıklara rağmen, bal badem tadında bir lezzetti bizim için o günler ve geceler; tadına doyum olmayan.

Haberin Devamı

Hâlâ gülerek konuştuğumuz sıcacık bir anı oldu damağımızda şimdi.

Nasılda tadını çıkardı bizim nesil çocukluğumuzun doya doya.

Ne de güzel geçti o yıllar.

Ne kadar şanslıydık biz.

Bizler büyüdük,

Ne istediğini bilen,

Ayakları yere sımsıkı basan,

Hayal dünyasında yaşamayan,

Çalışkan,

Güçlü,

Yardımsever,

Ve mutlu yetişkinler olduk.

Ben gurur duyuyorum bizim nesille.

Sıra böyle çocuklar yetiştirmeye geldi.

Bu zamanın şartları ile, zaman zaman korkarak, zaman zaman endişeli…

Ama tüm nesillerde, hiç değişmeyen, tek ortak noktamız olan;

SEVGİMİZ ile…

Çocuklarımıza ileride anlatacakları bal badem tadında anılar bırakmayı isteyen Arzu’dan tüm nesillere sevgiler...

Yazarın Tüm Yazıları